🎙️ Yayından Önce Okul
Mikrofon mu, Kürsü mü:
Bir Sabahın Seçimi
M5.6 haberi kırılırken İstanbul'u aşıp verilen sözü tutan jeofizik mühendisinin sabah günlüğü.
Yazının Özü
Malatya'da M5.6 deprem kırılırken bir TV kanalı canlı yayın teklif etti. Ama daha önce söz verilen lise sınıfı bekliyordu. Jeofizik mühendisi seçimini yaptı; kırmızı İstanbul trafiğini aştı, her köşeden yükselen soruları karşıladı, çiçekle ve imzalı kitapla vedalaştı.
📍 Hedef kitle: Deprem farkındalığı eğitimine ilgi duyan öğrenciler, veliler ve eğitimciler.
Telefon Çalıyor
A Haber editörü M5.6 Malatya depremi için canlı yayın teklif ediyor; ilk refleks tamam oluyor.
Seçim: Söz Önce Gelir
90 dakikalık yol, belirsiz MS Teams bağlantısı — ama öğrencilere verilmiş söz bülteni geçiyor.
Kırmızı İstanbul
Yandex haritası kırmızı; tramvay hatları yeni çizgiler çekmiş; Akıncılar durağında okul kapısı bulunuyor.
Sınıfın İçinde
Her köşeden sorular; “Could you repeat it?” — anlamamak utanç değil, anlamasız cevaplamak utançtır.
Çiçek, İmza, Kitap
Afet Kulübü çiçeği takar; yönetici kitabını isme yazar; iki bilim insanı arasında küçük ama kalıcı bir veda.
Sabah erken saatlerde çantamı hazırlarken kafamda yalnızca bir şey vardı: Güngören Anadolu İzzet Ünver Lisesi'nin öğrencilerine deprem bilimini anlatmak. Slaytlar hazır, örnekler taze, ses tonu kalibre edilmişti. Sonra telefon çaldı.
A Haber editörünün sesi tanıdıktı; acele, temkinli, bir haber kırılmış gibi heyecanlı. “Hayırdır, deprem mi oldu?” dedim içgüdüsel olarak. Çünkü o numaradan gelen aramalar genellikle yerin sallandığı anlara denk gelir.
Harita zihnimde hemen canlandı. Malatya, Doğu Anadolu Fayı'nın batı kolu üzerinde, jeolojik hafızası ağır bir coğrafya. M5.6 küümsemek bir büyüklük değil; hasarın sınırında gezen bir deprem. Ama ben o an garajıma inecektim, söz vermiş bir bilim insanıydım ve öğrenciler bekliyordu.
İlk refleksim tamam oldu. Ama arabanın direksiyonuna otururken hesap değişti: 1 saat 30 dakikalık yol, trafik kırmızı, MS Teams bağlantısı belirsiz. Ve o öte yanda, lise koridorlarında, deprem farkındalığı için hazırlanmış gençler.
Telefona geri döndüm: “Beni 11 bülteninden mazur görün; öğleden sonra katılırım.” Yapımcının sessizliğinde biraz mahçubiyet duydum. İsmim ajansa girilmişti. Ama bazen söz, haber bülteninden önce gelir.
Yandex haritası açıldığında ekran neredeyse bütünüyle kırmızıydı. İstanbul'un damarları tıkanmış, trafik donmuştu. Doğma büyüme İstanbulluyum; ama bu şehir büyümeye devam ediyor, benim bildiğim sokaklarla artık örtüşmüyor. Tramvay hatları haritanın üstüne yeni çizgiler çekmiş; Yandex zaman zaman beni rayların üstünden geçirmek istedi. Bir iki kavşakta rotayı tutturamadım.
Sonunda Akıncılar tramvay durağını buldum. Okulun kapısı tam oradaydı; küçük ama kararlı bir levha.
Kapıda tebessümle bekleyen birini gördüm. Kapı görevlisi sandım; birlikte yürüdük, konuştuk. Sonradan anladım ki o kişi, beni derse davet eden okul yöneticisiydi. Güzel bir yanılgı bu; hiyerarşiyi kapıda silen, eşit adımlarla başlayan bir tanışma.
Konferans salonunda Google Drive'dan slaytlar indirildi, test edildi. Her şey çalışıyordu. Bir çay molasından sonra öğrenciler sahneye çıktı; ikisi sırayla sunumu okudu. Hazırlıkları belliydi: cümleleri pürüzsüz, duraksalamaları hesaplıydı.
Instagram live için telefonum bir öğrencinin eline geçti. Ama okulun hesabında canlı yayın seçeneği kapalıydı. Neyse, belki kayıt etti diye düşündüm. Bilim, yalnızca yayınla değil, salonun içindeki ses titreşimiyle de aktarılır zaten.
Sunum bitince doruk anı geldi: sorular. Salonun farklı köşelerinden eller kalktı. Beklediğimden çok daha fazlası. Bir kısmını duyamadım, bir kısmını anlayamadım; o zaman yaptığım şeyi yaptım, Amerikalı bilim insanlarından öğrendiğim o basit ama dürüst hamleyi:
Salonda küçük bir güldümseme dalgalandı. İyi. Soruyu anlamamak utanç değil; anlamasız cevaplamak utançtır. Öğrenciler bunu gördü; bu da bir ders. Soru soran öğrenciler sahneye çağıldı, fotoğraf çektirdik. Sonra onları Doğa ve Deprem Bilimi Topluluğu'na davet ettim; telefonlarını açtılar, katıldılar.
Afet Kulübü öğretmeni sahneye çıktı ve bir çiçek taktı yakama. O anlık duraksamayı severim; bilimi bir süreliğine bir kenara koyup sadece insan olmak. Fotoğraf çektirdik. Sonra fark ettim: okul yöneticisi hocamız da kitap yazmış. Sessizce hediye etti. “İsmime yazar mısınız?” dedim. Yazdı. İki bilim insanı arasında geçen o alışverişte —bir çiçek, bir kitap, bir imza— sabahın tüm o koşuşturmacası anlam kazandı.
Yolda dönerken düşündüm: sabah iki talep geldi aynı anda. Biri canlı yayın, biri söz. Biri anlık görünürlük, biri uzun vadeli iz. Deprem bilimi bize şunu öğretiyor: enerji birikir, boşalır, iz bırakır. Hangi iz kalır, hangisi kaybolur gider, bunu yalnızca zaman çözer.
📹 Güngören Anadolu İzzet Ünver Lisesi · Deprem Farkındalığı Semineri · 20 Mayıs 2026 · 9 video
📸 Tüm kareler tıklanabilir · Güngören Anadolu İzzet Ünver Lisesi · 20 Mayıs 2026
Doğu Anadolu Fayı
M5.6, hasarın sınırında gezen bir büyüklük. Malatya'nın jeolojik hafızası ağır; batı kolunda gerilme birikmeye devam ediyor.
İstanbul: Beton Altında Fay
Planlamacılar dokuyu değiştirirken mühendisler fay geometrisini çözüyor. İkisi birbirinden bihaber, ama aynı kader haritasında.
Alan Etiği: Söz Tutmak
Bilim insanı için sahaya çıkmak yalnızca veri toplamak değildir; verilen söze sadık kalmak da bir etik ilkedir.
“Could you repeat it?”
Soruyu anlamamak utanç değil; anlamasız cevaplamak utançtır. Öğrenciler bunu gördü — bu da bir ders oldu.
Seminer boyunca başından sonuna kadar yalnız bırakmayan Müdür Yardımcısı Hasan Hüseyin Yıldız hocamız, okulun bir bilimsel çalışma ile patent aldığını söyleyince heyecanlandım. Aslında bu heyecanın bir geçmişi vardı: kızımın okumuş olduğu Avcılar Anadolu Lisesi'nde bir öğretmeniyle TÜBİTAK projesine başvurmamız — karikatüre olan eğilimi ve yeteneği esas alınarak karikatürle değerler eğitimini anlatan bir çalışma — lisede bilimsel çalışma heyecanını nasıl taşıdığımın başlangıcıydı. Amacım; liselerde öğrencilerin bilimsel çalışmalara motive edilmesine somut örnek oluşturabileceğini vurgulamaktı. Güngören İzzet Ünver Anadolu Lisesi'nin de patent aldığını öğrenmek bu inancı bir adm daha pekiştirdi. Hayata geçmesi durumunda duyuru yapabilmem için paylaşma isteğim üzerine hocamız incelik gösterip bilgiyi benimle paylaştı.
Seminer sonrası kısa sohbet sırasında Hasan Hüseyin Yıldız hocamız, “öğretmen öğrenciye gitmesin; öğrenci öğretmene gelsin” bakış açısıyla geliştirilmiş bir projeden söz etti. Detayları efgan.net'te yayımlanan bu projede yazıyor. Fikir basit ama dönüştürücü: her öğretmenin kendi branşına ait sabit bir sınıfı olur; öğrenciler her ders için o sınıfa gelir. Sınıf artık o branşın yakin evrenine dönüşür: duvarlar, raflar, araç-gereçler, posterler, kitaplıklar... hepsi o alanın ruhunu taşır.
• Sismoloji Dersliği — sismoloji ile ilgili tüm dersler bu sınıfta; duvarlar sismogram izleriyle, raflar alan yayınlarıyla dolu.
• Yerfiziği Dersliği — yer fiziği derslerini alan öğrenciler bu sınıfa gelir; jeomanyetizma, gravite, ısısal akış poster ve araçları ile eşlenmiş.
• Uygulamalı Jeofizik Dersliği — sismik yansıma, GPR, elektrik ozistivite... her araştırma araç grubu kendi alanının sınıfında sergilenmiş.
Her anabilim dalı hocaları, duvarlara, kitaplıklara ve malzeme düzenine kendi bilimsel kimliğini işler. Öğrenci o sınıfa her girdiğinde alanın kültürüne batar.
Hasan Hüseyin Yıldız hocayla sohbet sürerken ortaya bir isim düştü: Remziye Hisar. Türkiye'nin ilk kadın kimya profösörü. 1902–1992. Devlet bursuylaıParis'e giden, Sorbonne'da doktora yapan bir isim. Hocamızın aklında kalan bir an vardı: Madame Curie'nin ona asistanlık teklif ettiği an. Kabul etseydi belki Fransa'da kalır, bir Avrupa kariyeri kurardı. Ama Remziye Hisar Türkiye'ye döndü; İstanbul Üniversitesi'nde kimya branşını örgütledi, İTÜ'de kimya bölüm başkanlığı yaptı.
- Üsküp doğumlu (1902), Darlüfünûn’da üç kadın kimya öğrencisinden biri
- Sorbonne'da doktora (1933); hocaları: Paul Langevin ve Madame Curie
- Pasteur Enstıtüsü'nden biyokimya sertifikası; Fransa'da doktora yapan ilk Türk kadını
- Marie Curie asistanlık teklif etti — reddetti, Türkiye'ye döndü
- İstanbul Üniversitesi kimya kadrosu (1933–1947) — İTÜ Kimya Bölümü başkanlığı (1963–1973)
- 16 araştırma makalesi, 5 ders kitabı; Fransa Officier d'Académie madalyası (1955), TÜBİTAK Hizmet Ödülü (1991)
- Meşhur sözü: “Bilim kanunlarında yalnız yabancı isimleri görmek beni üzüyordu.”
| Seçenek | Karar | Etki |
|---|---|---|
| Canlı Yayın | Ertelendi — “öğleden sonra katılırım” | Anında görünürlük; geçici iz |
| Deprem Eğitimi | Katıldı — 90 dk yolculuk, 1 söz | Öğrencilerde büyüyen kalıcı iz |
| Instagram Live | Teknik engel — seçenek kapalıydı | Belirsiz; muhtemelen kayıt alındı |
Comments
Post a Comment