💊 Türkiye’de İlaç AR‑GE Ekosistemi: Bilimsel Gerçekler ve Yapısal Sorunlar
Türkiye İlaç AR-GE ve İnovasyon Ekosistemi
Nanoteknoloji, Drug Repurposing ve Üniversite-Sanayi İş Birliği
Türkiye ilaç sektörü, üretim kapasitesi açısından ciddi bir altyapıya sahip olsa da yenilikçi (orijinator) ilaç geliştirme ve bunları ticarileştirme konusunda hâlâ büyük ölçüde ithalata bağımlıdır. 2024 verilerine göre AR-GE harcamalarının GSYH'ya oranı %1,46'ya yükselmiş olsa da bu oran, OECD ortalamasının (~%2,7) ve lider ülkelerin (İsveç %3,5, Güney Kore %4,9) oldukça gerisindedir. Basit bir örnek vermek gerekirse: Türkiye, ürettiği ilacın hammaddesini çoğunlukla yurt dışından alıyor ve satışından elde edilen kârın önemli kısmı da yurt dışına akıyor.
Üniversitelerin büyük çoğunluğunda nitelikli ilaç AR-GE kapasitesi sınırlı kalmakta, araştırma çıktılarının ticarileşme oranı ise son derece düşüktür. Kamu kaynaklı araştırma projelerinin yalnızca küçük bir kısmı patente, daha azı ise ürüne dönüşebilmektedir. Bu "laboratuvardan fabrikaya" kopukluğunun aşılması, Türkiye'nin küresel ilaç değer zincirinde yukarı taşınmasının ön koşuludur.
Türkiye'de modern farmasötik araştırmalar 20. yüzyılın başlarına dayanmakla birlikte, sistematik ve yenilikçi molekül keşfi 2000'li yıllara kadar son derece sınırlı kalmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk eczacılık fakültelerinin kurulmasından itibaren temel bilimler güçlü bir şekilde inşa edilmiş; ancak bu birikim uzun süre ürüne dönüşememiştir. Kuşaklar arasındaki bilgi aktarımındaki kopukluklar ve kurumsal hafıza eksiklikleri bu gecikmenin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır.
2000'li yıllarla birlikte TÜBİTAK destekli projeler ve AB Çerçeve Programlarına katılım artmış; nanoteknoloji, biyopolimer sistemler ve kontrollü salım alanlarında uluslararası atıf alan çalışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Prof. Dr. Cevher'in ekolünden yetişen araştırmacılar, bugün Türkiye'deki pek çok üniversitede bu alanı taşımaktadır. Bununla birlikte özel sektörün akademiyle kurduğu araştırma ortaklıklarının sayısı hâlâ yetersizdir.
İlaç yeniden konumlandırma (drug repurposing), halihazırda onaylanmış ve güvenlik profili belirlenmiş moleküllerin bambaşka hastalıklar için kullanımının araştırılmasıdır. En bilinen örneklerinden biri şüphesiz COVID-19 pandemisinde yaşandı: Onlarca ilaç saatler içinde yeni endikasyon için klinik denemeye alındı. Çünkü bu ilaçların güvenlik verileri zaten mevcuttu, dolayısıyla toksiksite testleri için yıllar harcamaya gerek kalmadı.
Onkoloji alanında bu yaklaşım özellikle değerlidir. Örneğin romatoid artrit tedavisinde kullanılan sulfasalazine, kanser hücrelerinde xCT (sistem Xc⁻) adlı bir taşıyıcı proteini bloke ederek glutatyon sentezini sekteye uğratır ve bu sayede tümör hücrelerini oksidatif strese karşı savunmasız bırakır. Elbette tek başına bir mucize ilaç değildir; ancak mevcut kemoterapi protokolleriyle kombinasyon potansiyeli yüksek, maliyeti düşük bir aday olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye gibi kısıtlı AR-GE bütçesine sahip ülkeler için bu tür "akıllı kısa yollar" kritik önem taşımaktadır.
Geleneksel kemoterapi düşünün: İlaç kana verilince tüm vücuda dağılır, sağlıklı hücrelere de zarar verir; bu yüzden saç dökülmesi, bulantı, bağışıklık baskılanması gibi yan etkiler yaşanır. Akıllı ilaç taşıyıcılar bu problemi çözmek için geliştirilmiştir. 1 nanometre, bir insan saçının yaklaşık 80.000'de biri kadar küçüktür; bu ölçekte tasarlanan taşıyıcılar, kanser hücrelerinin etrafında biriken küçük damarların oluşturduğu "sızıntı etkisi"nden (EPR etkisi) yararlanarak tümörde birikirler.
Türkiye'deki araştırma grupları özellikle biyopolimer tabanlı sistemler, atmosferik soğuk plazma ile fonksiyonelleştirilmiş yüzeyli nano/mikro partiküller ve yüksek verimli mikrofabrikasyon teknikleriyle üretilmiş mikropartiküller üzerine özgün çalışmalar yapmaktadır (Bülbül 2024, Çelik 2025). Bu sistemlerin laboratuvar ölçeğinden pilot üretime geçirilmesi ve klinik öncesi hayvan modellerinde doğrulanması kritik bir sonraki adımdır.
Türkiye'de üniversite ile sanayi arasındaki kopukluk, kronik bir yapısal sorundur. Akademisyenler "yayın yapmak" üzerine değerlendirilirken; şirketler "ürün çıkarmak ve kâr etmek" hedefler. Bu iki dünya arasında köprü kuracak ortak dil, paylaşılan teşvik yapıları ve güven ortamı çoğu zaman eksik kalmaktadır. Buna rağmen TÜBİTAK'ın 1501, 1507 ve 1511 programları ile BAP (Bilimsel Araştırma Projeleri) mekanizmaları, nanoteknoloji ve kontrollü salım alanlarında önemli çıktılar üretmiştir.
Sürdürülebilir bir iş birliği modeli için akademik teşvik sisteminin revize edilmesi (teknoloji transferinin kariyer değerlendirmesine dahil edilmesi), ortak laboratuvar ve pilot üretim tesislerinin kurulması ve fikri mülkiyet gelirlerinin paylaşım kurallarının netleştirilmesi gerekmektedir. Bostancı Sanayi Serbest Bölgesi ve çeşitli üniversite teknoparkları bu konuda somut örnekler oluşturmaktadır; ancak ölçeklenmeleri henüz yetersizdir.
Bir ilaç adayının pazara çıkması için ortalama 10–15 yıl ve 1–2 milyar dolar harcama gerekebilir. Bu yolculuğun ilk ve en kritik evreni, ilacın vücuttaki DNA ile nasıl bir etkileşime girdiğini anlamaktır; çünkü DNA bağlanma profili hem etkinliği hem de toksisite riskini büyük ölçüde belirler. İşte bu noktada elektrokimyasal biyosensörler devreye girer: Geleneksel yöntemlere göre çok daha hızlı, ucuz ve küçük hacimli örneklerle çalışan bu sensörler, günde onlarca adayın taranmasına olanak tanır.
Patent tarafında ise tablo karmaşıktır. Orijinal bir ilaç için verilen patentin ömrü 20 yıl olup klinik geliştirme süresi de bu süreye dahil olduğundan fiili pazarlama süresi genellikle 10 yıl civarına düşmektedir. Biyobenzerler (biosimilars) alanında ise gelişim maliyeti yüz milyonları bulabilmekte, bu da küçük firmaların pazara girişini kısıtlamaktadır. Türkiye'nin kendi orijinator patentleri oldukça sınırlıyken, mevcut regülasyon çerçevesi biyobenzer üretimi için elverişli bir ortam sunmaktadır.
Aşağıda listelenen doktora tezleri, panelde ele alınan nanoteknoloji tabanlı taşıyıcı sistemler, ilaç yeniden konumlandırma ve kontrollü salım stratejilerine doğrudan katkı sağlayan çalışmalardır. APA 7 formatında, alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.
🧪 Mini Quiz: Bilgini Test Et
Yükleniyor...
📋 Özet ve Çıkarımlar
Türkiye ilaç sektöründe sürdürülebilir bir AR-GE ekosistemi inşa etmek için üç stratejik eksen öne çıkmaktadır: (1) Drug repurposing ile kısa vadede katma değerli ürünler geliştirmek, (2) nanoteknoloji tabanlı akıllı sistemleri laboratuvardan klinik öncesine taşıyacak pilot üretim altyapısını oluşturmak ve (3) üniversite-sanayi eşgüdümünü somut IP paylaşım modelleri ve kariyer teşvik reformlarıyla güçlendirmek.
2024 AR-GE/GSYH oranının %1,46 (TÜİK) seviyesinde seyrettiği göz önüne alındığında, Türkiye için gerçekçi hedef; sıfırdan orijinator ilaç yarışına girmek değil, yüksek katma değerli niş alanlarda uluslararası patentler üretmek ve Türk araştırmacıların küresel iş birliği ağlarında daha belirleyici roller üstlenmesini sağlamaktır.
- [1] TÜİK. (2025). Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması, 2024. https://data.tuik.gov.tr
- [2] Pushpakom, S., vd. (2019). Drug repurposing: progress, challenges and recommendations. Nature Reviews Drug Discovery, 18(1), 41–58.
- [3] Sanzari, I., vd. (2021). Stimuli-Responsive Hydrogels for Cancer Treatment. Cancers, 13(18), 4624.
- [4] O'Dwyer, M., vd. (2023). Establishing successful university–industry collaborations. The Journal of Technology Transfer, 48, 1213–1238.
- [5] Şenel, P. (2023). Nükleosit analoğu bazı sitotoksik antineoplastik ilaçların dsDNA ile etkileşim mekanizmaları ve elektrokimyasal analizleri [Doktora tezi]. İstanbul Teknik Üniversitesi.
Tema: Nanoteknoloji × İlaç AR-GE × Türkiye İnovasyonu
Kompozisyon önerisi: Görsel, yatay formatta (16:9) üç katmanlı bir derinlik anlatısı kurar. Arka planda Türkiye haritasının soyutlaştırılmış kontur hatları, orta katta parlak ışık saçan küre benzeri nanopartiküllerin bir damara ya da tümör hücresine doğru aktığını gösteren akış dinamiği, ön planda ise "pH 6.5" ve "EPR Effect" gibi minimal bilimsel etiketler yer alır. Soldan sağa bir anlatı akışı: "Laboratuvar → Klinik → Hasta" metaforu, ince geometrik şeritlerle vurgulanır.
Renk paleti önerisi: Koyu lacivert zemin (#0f1923) üzerine biyoluminesans etkisi yaratan cyan-turkuaz (#00e5c0) nanopartiküller, sıcak turuncu (#ff905f) ile vurgulanan veri noktaları ve parlak mavi (#4a9eff) akış hatları. Genel ton bilimsel ama çekici; ne steril bir klinik beyazı ne de klişe mor-gradient.
Tipografi: Kapak başlığı için geometrik slab ya da geniş tracking'li sans-serif ("TÜRK İLAÇ İNOVASYONU" büyük harf), alt başlık için hafif ağırlıklı Syne ya da DM Sans. Sol köşeye küçük punto ile "2026 Veri Güncellemeli" etiketi.
Kullanım alanı: Blog banner (1200×630 px), LinkedIn paylaşımı, akademik sunum kapak slaydı. Görsel, Midjourney veya Adobe Firefly ile şu prompt kullanılarak üretilebilir: "dark navy background, glowing teal nanoparticles flowing toward cancer cell, scientific data visualization, EPR effect arrows, minimalist Turkish research lab aesthetic, cinematic lighting, 16:9 --ar 16:9 --style raw"
Comments
Post a Comment