⚡ Sosyal Fay Hatları: Risk ve Kırılganlık
Bu çalışmada iftira, deprem bilimi metaforuyla “sosyal fay hattı” olarak ele alınıyor. Risk toplumu teorisi, ikincil travma ve etik erken uyarı sistemleri bağlamında sosyal kırılganlık inceleniyor.
Deprem bilimi bize gösterir ki, gerçek tehlike yalnızca fay hatlarında değil, ihmal edilen bilgi alanlarındadır.
İftira, Risk ve Modern Toplumların Kırılganlığı
Prof. Dr. Ali Osman Öncel
İstanbul Üniversitesi–Cerrahpaşa
İftira, modern toplumlarda görünmez bir “sosyal fay hattı” gibi işler: sessizce biriken güvensizlik, kriz anlarında ani ve yıkıcı kırılmalara dönüşür. Deprem bilimi metaforuyla ele alınan bu disiplinlerarası çalışma, iftiranın sosyal, psikolojik ve ekonomik etkilerini risk toplumu teorisi, ikincil travma ve etik erken uyarı sistemleri üzerinden inceliyor.
William Shakespeare’in “Buz kadar lekesiz, kar kadar temiz olsan bile, iftiradan kurtulamazsın” sözü, iftiranın evrensel tehlikesini vurgular. İftira, bireyin sosyal konumunu, mesleki hayatını ve ruhsal sağlığını derinden etkileyen bir olgudur. Günümüzde sosyal medya ile birlikte iftira vakaları hem sıklık hem de etki açısından artmıştır.
Sosyal sismoloji perspektifiyle bakıldığında, iftira bir “görünmez fay hattıdır”: güven erozyonu birikir, kırılma anında toplumsal yapıyı sarsar.
Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesine göre iftira, yetkili makamlara ihbar veya şikâyet yoluyla ya da basın ve yayın araçlarıyla, bir kimseye işlemediği bilinen bir suçu isnat etmektir. Bu suç, hem bireyin onurunu hem de adalet mekanizmasının güvenilirliğini zedeler.
İftira, toplumsal ilişkilerde güven erozyonuna ve bölünmeye yol açar. İbn Haldun’un “Toplumlar arasında güven ancak adaletle sağlanır” sözü, iftiranın sosyal dokuyu nasıl tahrip ettiğini açıklar. Mesnevi’de ise “İftira edilen kişi toplumda yalnızlaşır ve itibar kaybeder” ifadesiyle bu durumun toplumsal bütünlüğü bozduğu belirtilir.
İftiraya maruz kalan bireyler ağır psikolojik travmalar yaşar: yoğun kaygı, depresyon ve intihar düşünceleri yaygın görülür. Ekonomik kriz dönemlerinde bu etkiler daha da şiddetlenir.
İkincil travma: Doğrudan hedef olmayan bireyler bile korku, sessizlik ve oto-sansür geliştirir; bu, toplumda “sessiz çoğunluk” oluşumuna yol açar.
Ekonomik belirsizlik dönemlerinde iftira, iş kaybı, istihdam zorlukları ve maddi çöküşe neden olur. Bu durum bireyleri sosyal hayattan daha da izole eder. Araştırmalar, ekonomik krizlerin boşanma ve intihar oranlarını artırdığını göstermektedir.
Küresel çalışmalar, sosyal medyada iftiranın ruhsal sağlığı olumsuz etkilediğini, ekonomik belirsizlikte iftira vakalarının arttığını ve toplumsal huzursuzluğu tetiklediğini ortaya koymaktadır.
| Deprem Bilimi | İftira / Sosyal Risk |
|---|---|
| Erken Uyarı Sistemleri | Şeffaflık ve Etik Uyarı Mekanizmaları |
| Artçı Sarsıntılar | Uzun Süreli İtibar Hasarı |
| Fay Hattı | Güven Erozyonu |
Deprem biliminde fay hatları, enerjinin biriktiği ancak uzun süre görünmez kalan yapılardır. Toplumlarda ise iftira, dedikodu ve güvensizlik benzer biçimde sessizce birikir. Bu birikim, kriz anlarında ani ve yıkıcı sosyal kırılmalara yol açar.
Nasıl ki yapı stokunun zayıflığı bir depremi afete dönüştürüyorsa, kurumsal şeffaflığın ve etik kültürün zayıflığı da sosyal krizleri derinleştirir.
Ulrich Beck’in “Risk Toplumu” kavramı burada kilit rol oynar: “Bilim insanlarının sustuğu toplumlarda riskler azalmaz; yalnızca görünmez olur.”
İftira ve itibarsızlaştırma mekanizmaları, bilim insanlarının suskunlaşmasına yol açar. Bu durum, afetlere hazırlıksızlık ve bilgi üretiminde gerileme gibi toplumsal maliyetler doğurur.
Bilim insanının sorumluluğu yalnızca veri üretmek değil, bilginin çarpıtılmasına karşı da direnç göstermektir. Bilimsel suskunluk, çoğu zaman dolaylı bir onay biçimine dönüşür.
İftira, akademide oto-sansür ve liyakat erozyonuna yol açar; bu da “sessiz faylar”ın kırılmadan önce fark edilmemesine neden olur.
Deprem bilimi bize gösterir ki, gerçek tehlike yalnızca fay hatlarında değil, ihmal edilen bilgi alanlarındadır. İftira, yalnızca bireyi değil; toplumun risk algısını, bilimsel reflekslerini ve geleceğe hazırlığını da tahrip eder.
“Depremler doğanın, iftira ise insanın eseridir. Doğa ile mücadele edemeyiz; ama toplumsal yıkımı önlemek bizim sorumluluğumuzdur.”
“Uyarı sistemleri susturulursa, yıkım kaçınılmaz olur.” Toplumsal bilinç, etik erken uyarı mekanizmaları ve bilimsel özgürlük, bu sosyal depremlere karşı en güçlü kalkanlardır.
Slander acts like an invisible “social fault line” in modern societies: accumulated distrust suddenly turns into devastating ruptures during crises. This interdisciplinary study examines the social, psychological, and economic impacts of slander through risk society theory, secondary trauma, and ethical early warning systems, using seismology as a metaphor.
Key insight: Just as weakened building stock turns an earthquake into a disaster, lack of institutional transparency and ethical culture deepens social crises.
Comments
Post a Comment