🌌📖 Bilimle İğneyle Kuyu Kazmak — Anı

İğneyle Kuyu: Bir Take-Home Sınavın Anatomisi · JeoTurizm EduPanel
JeoTurizm EduPanel · Hatıra Yazısı
İğneyle Kuyu: Bir Take-Home Sınavın Anatomisi
Prof. Dr. Ali Osman Öncel · aliosmanoncel.blogspot.com · 2026
🌿 Hatıra Yazısı

İğneyle Kuyu: Bir Take-Home Sınavın Anatomisi

Kişisel Gözlem · Bilimsel Perspektif · Prof. Dr. Ali Osman Öncel

📅 15 Haziran 2026 ⏱️ ~3 dk okuma 🖊️ JeoTurizm EduPanel

İğneyle Kuyu: Bir Take-Home Sınavın Anatomisi

Bu sabah telefonum titredi. Prof. Dr. Ömer Alptekin hocamdan kısa bir mesaj: "Bilim iğneyle kuyu kazmaktır." Ekranı kapattım, bir süre öylece oturdum. Dışarıda İstanbul yine kendisi olmuştu — gürültülü, aceleci, her şeyi bilen. O mesaj ise beni otuz yıl geriye, Beyazıt'taki o dar koridorlara çekip götürdü.


Tebeşir Tozu ve Devasa Formüller

Jeofizikte Matematik Yöntemler. Adı bile ağırdı. Ders saati 3-0-0: üç saat teorik, uygulama yok, laboratuvar yok. Sıfır, sıfır. Yani formüllerin içinden yüzmeyi öğrenecektin ama havuza girmeden.

Ömer hoca her hafta gelirdi; elinde kendi el yazısıyla çevirdiği notlar. Baskı altın değerindeydi o yıllarda — internet yoktu, cep telefonu yoktu, dünyanın geri kalanına açılan pencereler kütüphaneye sipariş edilen kitaplar ve abone yaptırılan dergilerdi. Hoca tahtaya dönüyor, tebeşiri kaldırıyor, ardından başlıyordu: satır satır, formül formül, devasa türevler, integral açılımları, matris dönüşümleri. Zaman zaman döner, kısa bir açıklama yapardı. Ama büyük zamanın çoğu o formüllerin yazılmasıyla geçerdi.

Şimdi aynı dersin hâlâ tebeşirle anlatıldığını duyunca şaşırdım açıkçası. Sonra düzelttim kendimi: asıl mesele tebeşir değil, sırta dönmek. Tahtayı doldurmakla öğretmek arasındaki o ince çizgi.

Ama Ömer hocanın sırtı hiçbir zaman tam anlamıyla bize dönük değildi. Bunu o zamanlar tam kavrayamamıştım.


Beyazıt'ın Bahçesinde Bir Öğleden Sonra

Bölüm binamız müstakil bir yapıydı. Küçük, kendi içinde kapalı bir dünya: kantinde herkes birbirini tanırdı, bahçede öğleden sonraları voleybol maçları kurulurdu, hocalar kantinde öğrencilerle selamlaşırdı. İstanbul'un tam merkezinde olmak ayrıcalıktı — Hergele Meydanı'nda tüm bölümlerin öğrencileri karışır, tanışırdı.

O dönemin bağlantısı buydu: yüz yüze, sesle, dokunuşla. Deniz aşırı konferanslar, overseas travel support ile sürekli güncellenen bilim insanları değildik henüz. Olanaklar kısıtlıydı. Bu kısıtlılığın içinde ne yapabileceğimizi öğrenmek zorundaydık.

Final sınavı yaklaşırken tüm bunları düşünmüyordum tabii. Aklım formüllerdeydi.


Soru Kâğıdı ve O Bakış

Sınav günü geldik. Ömer hoca elinde bir demet soru kâğıdıyla içeri girdi, dağıttı. Yirmi soru. Önce sorulara baktık — sorular, cevabı yazılacak sorulara benzemiyordu. Sonra birbirimize baktık. Sonra hocaya.

"Gidebilirsiniz."

Sessizlik.

"Take-home sınavı. Yirmi dört saatiniz var."

İngilizce bilmesek "What?" diyecektik. Öyle bir yüzle baktık zaten. Nasıl yani? Soruları alıp gidecektik, evde mi çözecektik? Kopya mı çekebilirdik birbirimizden? Peki neden böyle bir şey yapardı hoca?

O anda hiçbirinin aklına gelmedi asıl soru: Bu sınavı kimse yirmidört saatte çözemez miydi?


İğne, Kuyu ve Matematik Bölümü

Soruları paylaştık aralarımızda. Ben doğrudan Beyazıt'taki Matematik Bölümü'ne gittim. Kapıları tek tek çaldım:

"Hocam, matematik sınavımız var, bu soruları çözemedik, yardımcı olur musunuz?"

Bir uçtan öbür uca kadar gezdim koridoru. Her kapıda aynı cümle, her kapıda aynı yanıt:

"Benim alanım değil, maalesef."

Geri döndüm. Arkadaşlarla toplandık. Ne olacak? Sonunda Jeofizik kütüphanesine girdik, kitapları karıştırmaya başladık. Ve yavaş yavaş, sayfalar arasında bir şey belirdi: her sorunun anahtarı bir kitabın derinliklerinde saklıydı. Hoca tüm jeofizik kitaplarındaki çözümlü matematik sorularını toplamış, listelemiş, bize vermişti.

Kitaplara gömülü cevapları bulduk. Dersi geçtik.


Bugünden Geriye Bakarken

Bugün lisansüstü doktora projesi hazırlıyorum; yapay zeka tabanlı istatistiksel analiz, sınavlar uygulama temelli. Öğrencimle paylaşırken içimde bir ses: Bu soruları Google'a sorarlar, ChatGPT'ye sorarlar. Haklı da. Herkesin her şeyi bildiği ya da bildiğini sandığı bir çağ bu. Birkaç makale, birkaç unvan — ve insanlar etrafınıza öyle bir toplanır ki siz de inanmaya başlarsınız bilmedik bir şey kalmadığına.

Ömer hocanın mesajı tam o noktada geldi bu sabah. Bilim iğneyle kuyu kazmaktır.

O sınav bize formül öğretmemişti. Bize şunu öğretmişti: Cevabı bilmiyorsun, ama cevabın nerede saklı olduğunu bulabilirsin. Doğrusal programlama değil, kaynak tarama disiplini. Deprem öncesinde ne olduğunu bilmiyoruz — ama bir gün bileceğiz. Hangi gün? Bilemiyoruz. Bu cehaletle barışmak, iğneyi kuyuya her gün yeniden sokmak demek.

Allah Ömer hocama sağlık versin. Hakkı ödenmez.


Peki ya siz — hiç kendinizden daha büyük bir soruyu çözmek için yanlış kapıları çalmak zorunda kaldınız mı? Ve o kapılar kapanırken, asıl cevabın tam önünüzde durduğunu fark ettiğiniz an nasıl hissettirdi?

📤
PDF / Word olarak dışa aktar
Times New Roman · Gazete formatı · Baskıya hazır
🌐 Dil / Language:
🗄️ Veri: AHEAD · INGV · ShakeMap
Prof. Dr. Ali Osman Öncel
Prof. Dr. Ali Osman Öncel
JeoTurizm EduPanel · Jeofizik · Deprem Araştırmaları
Edinburgh Üniversitesi misafir araştırmacısı (1993). Türkiye ve uluslararası jeofizik araştırmalarında 30+ yıl. aliosmanoncel.blogspot.com

Popular posts from this blog