🌊 Marmara'daki Sığ Deprem Ne Anlatıyor? İkincil Fay, Şiddet, İzolatör ve İnsan Kaynaklı Depremler
Zaman Çizelgesi · Orijinal Televizyon Yayını
Marmara'daki Sığ Deprem Ne Anlatıyor?
İkincil Fay, Şiddet,
İzolatör ve İnsan Kaynaklı Depremler
Bu deprem büyüklüğünden çok sığlığı, kıyıya yakınlığı, yerel zemin koşulları ve kırılma mekanizması nedeniyle güçlü hissedildi. Mevcut verilerle bağımsız bir ana şok olarak değerlendirilebilir; öncü olup olmadığı ise ancak geriye dönük olarak kesinleşebilir. Marmara'daki fay sistemi tek bir çizgi değil, dallanan bir kırık ağıdır.
2 Ekim 2025 öğleden sonra Marmara Denizi'nde, Tekirdağ'ın Marmaraereğlisi ilçesi açıklarında meydana gelen Mw 5,0 büyüklüğündeki deprem, başta İstanbul olmak üzere geniş bir alanda güçlü biçimde hissedildi. Akit TV'nin canlı yayınında soruları yanıtlayan Prof. Dr. Ali Osman Öncel; depremin neden bu kadar güçlü hissedildiğini, daha büyük bir depremin habercisi olup olmadığını, aynı depremin farklı katlarda neden farklı hissedildiğini, sismik izolatörlerin kentsel dönüşümdeki yerini, yer seçiminde Vs30 haritalarını ve jeotermal alanlarla insan kaynaklı depremleri değerlendirdi. Bu sayfa röportajın deşifresini, her sorunun kaynak kontrolünden geçirilmiş bir değerlendirmesiyle birlikte sunuyor.
🧭 Nasıl Okunmalı? — Kaynak ve Sınır
🎙️ Bugün Sorulsa bölümleri, ziyaretçinin bu sayfada okuyacağı esas metindir. 3 Ekim 2025'teki televizyon yayınının konuşma tonu ve düşünce akışı korunmuştur. Metin; Zotero kütüphanesi, Referans-Kitaplar arşivi ve gerektiğinde WebSearch ile kaynak kontrolünden geçirilmiş, yayından bu yana çıkan çalışmalarla güncellenmiştir. Her bölümün altındaki 📚 Bilimsel Dayanak listesi, metindeki numaralı atıfların tam künyesini verir.
📼 Orijinal Konuşma Metni ise yayında söylenen sözlerin yalnızca dolgu sözcükleri ayıklanarak yazı diline aktarılmış hâlidir. Her bölümün altında kapalı bir akordiyonda saklanır. Akordiyonun kapalı başlaması bir doğruluk hükmü değil, yalnızca bir okuma sırası tercihidir.
Bir bilgi birincil kaynaktan teyit edilemediğinde bu açıkça belirtilir. Bu sayfa bir deprem tahmin aracı değildir (bkz. sayfa sonundaki "Bu Sayfa Neyi İddia Etmiyor?" kutusu).
2 Ekim 2025 Marmara Denizi depremi (AFAD Mw 5,0, 6,71 km; Kandilli ML 5,3, 12,5 km), Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara içindeki ana doğrultu atımlı kolunda değil, Tekirdağ havzasının doğu ucunda, düşey bileşeni baskın ikincil bir yapı üzerinde meydana geldi. Prof. Dr. Öncel'e göre deprem, büyüklüğünden çok sığlığı, kıyıya yakınlığı, yerel zemin koşulları ve kırılma mekanizması nedeniyle güçlü hissedildi. Mevcut verilere göre deprem bağımsız bir ana şok olarak değerlendirilebilir. Bir depremin öncü olup olmadığı ise ancak ardından daha büyük bir olay meydana gelirse, geriye dönük olarak kesinleşir. Farklı bölgelerdeki deprem dizilerinden türetilen genel istatistikler, orta büyüklükte bir depremin ardından birkaç gün içinde yakınında daha büyük bir deprem olma olasılığını tipik olarak yüzde 5 civarında veriyor. Bu Marmara'ya özgü bir tahmin değildir. Röportajda aynı depremin farklı katlarda ve zeminlerde neden farklı şiddetlerde hissedildiği, bina ile zeminin titreşim periyodu uyumu, sismik izolatörlerin 6 Şubat 2023 depremlerindeki hastane performansı ve kentsel dönüşümdeki yeri, yer seçiminde USGS Global Vs30 haritası ele alındı. Son bölümler jeotermal alanlarda uzak tetiklemeyi, akışkan basınç değişimine bağlı insan kaynaklı depremleri ve Oklahoma ile Pohang örneklerini tartışıyor. Ayrıca üretimi izlenebilir veriyle denetleyen bir "trafik ışığı" yaklaşımının gerekliliğini vurguluyor.
6,71 km Derinlik
12,5 km Derinlik
(Ganos) Depremi
Televizyon Yayını
Farklı kurumların ön çözümlerindeki büyüklük ve derinlik değerleri; kullanılan veri, yöntem, büyüklük türü (Mw / ML) ve çözüm zamanına bağlı olarak değişebilir. Bunlar tek bir "doğru" değer değil, aynı olayın farklı ön kestirimleridir.
Episantr (AFAD: 40,804°K – 27,925°D) çevresindeki güncel deprem etkinliğini etkileşimli haritada canlı izleyebilirsiniz. EQ-Live Türkiye bir tahmin aracı değildir; kayıtlı depremleri görselleştirir.
🌍 EQ-Live Türkiye'de Canlı İzleyin →Röportaj, İstanbul'da güçlü hissedilen depremin yarattığı kaygıyla açılıyor: bu deprem bir başlangıç noktası mı, ardından daha büyüğü beklenebilir mi?
Bu deprem gerçekten korkutan bir depremdi. Ben de sarsıntıyı yüksek bir katta yaşadım ve ilk iş çök-kapan-tutun yaptım. Çünkü o ilk saniyelerde, ardından daha büyüğünün gelip gelmeyeceğini kimse bilemez. Rakamlarla başlayalım: AFAD'a göre deprem 2 Ekim 2025'te saat 14:55'te, Marmaraereğlisi'nin yaklaşık 18 kilometre açığında oldu; moment büyüklüğü 5,0, derinliği 6,7 kilometre. Kandilli ise ML 5,3 ve 12,5 kilometre verdi. Bu farklar farklı büyüklük türlerinden ve farklı ağlardan geliyor. Ortak nokta şu: her iki çözüme göre de bu sığ bir deprem.
Aslında bizi asıl ilgilendiren büyüklük değil, şiddet, yani yerin bizim bulunduğumuz noktada ne kadar sarsıldığı. Şiddeti uzaklık, derinlik, zemin koşulları, kırılma özellikleri ve binaların titreşim özellikleri birlikte etkiler. Bu depremde öne çıkan ilk etken sığlık: aynı büyüklükteki bir deprem ne kadar sığsa, üstündeki yerleşimde o kadar güçlü hissedilebilir. Bir diğer etken kırılma biçimi. Alman Yerbilimleri Araştırma Merkezi'nin (GFZ) fay düzlemi çözümü bu depremi normal faylanma olarak verdi, yani blokların aşağı-yukarı yer değiştirdiği bir kırılma. Konumu da Tekirdağ havzasının doğu ucu. Marmara'da Kuzey Anadolu Fayı'nın ana kolları doğu-batı uzanan doğrultu atımlı faylar. Bunların arasında kalan sıçrama bölgelerinde ise kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu, gerilmeli çöküntü havzaları gelişiyor[1]. Bu deprem ana kolu değil, bu havza sistemindeki ikincil bir yapıyı kırdı diyebiliriz.
Şöyle düşünün: 1912'de Mw 7,4 büyüklüğündeki Şarköy-Mürefte depremini üreten Ganos Fayı, karadan denize, Tekirdağ havzasına doğru uzanıyor. Bu fay boyunca kurulan yoğun yerel ağın kayıtları, fayın sismojenik kabuğun tabanına kadar inen bir malzeme sınırı oluşturduğunu gösteriyor[2]. 1912 depremiyle kırılan ana fay sistemi üzerinde tektonik gerilme birikimi bugün de sürüyor. Ama burada üç şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor: ana fay, onun çevresindeki ikincil yapılar ve 2 Ekim'de kırılan kısa kırık aynı şey değil. Ana fay sistemine bağlı ikincil yapılar da 5 ya da 6 büyüklüğünde depremler üretebilir. Bu deprem de Tekirdağ havzasının doğu ucundaki böyle kısa bir kırıkta oldu. Bağlam açısından şunu da eklemek isterim: yalnızca beş ay önce, 23 Nisan 2025'te, Kumburgaz segmenti yakınında Mw 6,3 büyüklüğünde, bu kez doğrultu atımlı bir deprem olmuş ve 15 gün içinde 500'den fazla artçı üretmişti[3]. İki deprem aynı denizde ama farklı yapılarda ve farklı mekanizmalarla oldu.
Bu deprem, vatandaş bilimi açısından da öğretici oldu. Avrupa-Akdeniz Sismoloji Merkezi'ne (EMSC) cep telefonu uygulaması üzerinden çok sayıda hissedilme bildirimi gönderildi ve bunların en yoğunu İstanbul'dan geldi. Bu bildirimler, depremin gerçek etkisini, yani şiddetin mekânsal dağılımını haritalamamızı sağlıyor. Bu depreme ait toplam bildirim sayısı ise burada bağımsız bir kaynaktan teyit edilemedi.
- Gasperini, L., Stucchi, M., Cedro, V., Meghraoui, M., Ucarkus, G., & Polonia, A. (2021). Active fault segments along the North Anatolian Fault system in the Sea of Marmara: Implication for seismic hazard. Mediterranean Geoscience Reviews, 3(1), 29–44. https://doi.org/10.1007/s42990-021-00048-7
- Görgün, B., Yalçınkaya, E., Görgün, E., Bohnhoff, M., Martínez-Garzón, P., & Alp, H. (2025). Investigation of fault zone head waves along the 1912 Mw 7.4 Şarköy–Mürefte (Ganos) earthquake rupture zone in NW Türkiye. Geophysical Journal International, 242(1), ggaf148. https://doi.org/10.1093/gji/ggaf148
- Ertuncay, D., Buyukakpinar, P., Fornasari, S. F., & Tan, O. (2025). 23 April 2025 Marmara Sea (Mw 6.3), Türkiye earthquake: Mainshock, aftershock, and ground observations. Seismica, 4(2). https://doi.org/10.26443/seismica.v4i2.1773
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Deprem gerçekten insanı ve toplumu korkutan bir deprem oldu. Başta ben olmak üzere, bulunduğum yerde büyük bir korku ve endişeye neden olan bir deprem olarak yaşadım. Bu depremi yaşayan bir insan olarak konuşmak tabii ki bambaşka. Deprem bir anda salladı. Salladıktan sonra yapmamız gereken işi yaptım, çök-kapan tekniğini uyguladım. Acaba arkasından daha büyük bir deprem gelecek mi, onun habercisi mi? Bunu bilemediğimiz için yapmamız gereken ilk iş çöküp tutup kapanmak. Belli bir süre sonra deprem bitti.
Normal olarak bu depremin nerede meydana geldiğini merak ettim. Depremin meydana geldiği alana baktığımızda, onu hisseden yüz binlerce, milyonlarca insan olduğunu görebiliyoruz. Şu anda bu veriler özellikle Avrupa-Akdeniz Deprem Merkezi tarafından vatandaşlardan toplanmış 100.000'den fazla veri. En fazla veri İstanbul'da. Bu veriler, depremi farklı merkezlerde hangi şiddetlerde hissettiklerini gösteriyor ve herkese açık. Çünkü vatandaşlar EMSC uygulamasını telefonlarına indirmişler ve depremden sonra bu depremin gerçek etkisini, yani şiddet değişimini bize gösteriyorlar.
Depremin büyüklüğü aslında bizi pek fazla ilgilendirmiyor. Japonya'da 8 büyüklüğündeki bir deprem orada yaşayan insanlarda korkuya neden olmuyorsa, ne kadar büyük olduğunun bir önemi kalmaz. Bu deprem o kadar büyük bir deprem değil; beş büyüklüğünde, ama sığ bir deprem. Şiddeti artıran faktörlerin başında derinlik geliyor: deprem ne kadar sığsa, farklı merkezlerde ölçülen şiddet o kadar büyük olabiliyor. Neden bu kadar büyük hissettik? Çünkü bu deprem gerçekten sığ bir depremdi. İkincisi, düşey gerilmeli, aşağı-yukarı bir kırılmayla açığa çıkan enerjinin şiddete dönüşmesi şeklinde meydana geldi.
Bu deprem bir ikincil fayda meydana geldi. Kuzey Marmara'da doğu-batı yönlü ana faylar var. Ana faylardan bir tanesi, biliyorsunuz, 1912 Şarköy-Mürefte depremi; 4 Eylül'de meydana geldi. Burası da 1912'den günümüze enerji biriktiriyor. Bu ana kırık üzerinde meydana gelecek depremin ille de 7,2 büyüklüğünde olmasını beklememize gerek yok; 6,2 de üretebilir, 5,2 de üretebilir. Neticede burası bir diri fay. Bu depremin uzantısı Marmara Denizi'nde Tekirdağ Çukuru'na kadar geliyor. Tam bu çukurun ucunda, yani bu kırık zonunun en doğu ucunda, ikincil bir fay üzerindeki kısa bir kırıkta bu kırılma meydana geldi.
Depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz ve bu deprem de bize bir tarih vermiyor. Ama şunu söyleyebiliriz: Marmara'da tek bir fay çizgisi yok. Ana kol çatallanıyor, dallanıyor ve aralarında havzalar, ikincil kırıklar oluşuyor. Son yıllarda Ana Marmara Fayı'nın tek bir hat olarak değil, karmaşık bir sismotektonik sistem olarak yeniden ele alınması gerektiğini savunan çalışmalar var[1]. Bu deprem o dallardan birini kırdı. Benzer doğrultudaki başka dallar da kırılabilir mi? Kırılabilir. Birinin kırılmış olması, aynı gerilme ortamındaki komşu kırıkların da var olduğunu ve enerji biriktirdiğini gösteriyor.
"Öncü mü, ana şok mu?" sorusu ise tam olarak sismolojinin bugün üzerinde çalıştığı bir soru. İstatistik bize şunu söylüyor: orta büyüklükte bir depremden sonra beş gün içinde ve on kilometre yakınında daha büyük bir deprem olma olasılığı tipik olarak yüzde 5 civarında. Bu, Marmara'ya özgü bir tahmin değil; farklı bölgelerdeki orta büyüklükte depremlerden türetilmiş genel bir istatistiksel sonuç. İyi izlenen bölgelerde öncü ile artçıyı gerçek zamanlı ayırt etmeye çalışan "öncü trafik ışığı" yöntemleri geliştiriliyor; ancak bunlar hâlâ araştırma aşamasında[2]. Yani mevcut artçı etkinliği ve olaylar arasındaki ilişki açısından bu depremi bağımsız bir ana şok olarak değerlendirebiliriz. Ama bir depremin öncü olup olmadığı, ancak ardından daha büyük bir deprem gelirse geriye dönük olarak kesinleşir.
Bir çekince eklemek isterim: "Habercisi değil" demek, "Marmara'da büyük deprem riski yok" demek değil. Marmara'daki büyük deprem olasılığı, ayrı ve zamana bağlı olasılık modelleriyle hesaplanıyor[3]. Bu modellerin konusu, böyle tek bir orta büyüklükteki depremin yorumundan bağımsız. Bu deprem bize bir uyarı gibi: hazırlık takvimini depremlere göre değil, bugünden kurmak gerekiyor.
- Bohnhoff, M. (2026). Rethinking the Main Marmara Fault—Seismotectonic complexity and seismic hazard in the Istanbul–Marmara region. Geophysical Journal International, 246(3), ggag253. https://doi.org/10.1093/gji/ggag253
- Gulia, L., Wiemer, S., Biondini, E., Enescu, B., & Vannucci, G. (2024). Improving the foreshock traffic light systems for real-time discrimination between foreshocks and aftershocks. Seismological Research Letters, 95(6), 3579–3592. https://doi.org/10.1785/0220240163
- Murru, M., Akinci, A., Falcone, G., Pucci, S., & Parsons, T. (2016). M ≥ 7 earthquake rupture forecast and time-dependent probability for the Sea of Marmara region, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 121(4), 2679–2707. https://doi.org/10.1002/2015JB012595
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Burada birbirinden bağımsız çok sayıda kırık var. Özellikle AFAD'ın haritasında bu diri kırık görülebiliyor; bu kırığın üzerinde depremin yeri de görülüyor. Burada buna benzer çok sayıda kırık var. 1912 kırığı Marmara Denizi'nde bitiyor, fakat birbirinden çatal şeklinde ayrılan, dallanan kırıklar var. O kırıklardan biri kırıldı. Diğer kırıklar kırılabilir mi? Kırılabilir. Birisi kırıldıysa bu neyi gösterir? Diğerleri de kırılabilir. Çünkü birbirine benzer, farklı yönlerde, doğrultularda kırıklar orada kendini gösteriyor. Bunlar bizim bilebildiğimiz kırıklar ve bu bildiğimiz kırıklardan birinin kırıldığını görebiliyoruz.
Daha büyüğü kırılır mı? Onu bilemeyiz. Ama bu bağımsız bir kırık, bağımsız bir kırılma; bir ana deprem. Ana deprem olması önemli. Çünkü bu, daha büyük bir depremin habercisi değil. Ama kendisinin kırdığı kırığa benzer farklı kırıkların bulunduğu bir ortamdaki kırıklardan birinin kırıldığını bize göstermiş oldu.
Kırılma biçimi oldukça önemli. Büyük Marmara depremleri, ana kolda doğu-batı yönlü yatay yer değiştirmeyle, yani doğrultu atımlı faylanmayla oluşuyor. Bu depremlerde yatay yer hareketi bileşeni çoğu durumda belirgin olabilir. Ancak gözlenen hareketi yalnızca faylanma türü değil, uzaklık, dalgaların yayılım yolu ve zemin de belirler. Tekirdağ havzası gibi gerilmeli çöküntülerde ise bloklar aşağı-yukarı hareket ediyor[1]. Bu deprem de normal faylanmalı bir kırılmaydı ve episantra yakın yerlerde düşey sarsıntı bileşeni daha belirgin hissedilebilir.
"Bir anda oldu, bitti" hissinin temel nedeni ise büyüklük. 5 civarındaki bir depremde fay yalnızca birkaç kilometre boyunca kırılıyor, bu yüzden kaynaktaki kırılma da birkaç saniyede tamamlanıyor. 7'nin üzerindeki bir Marmara depreminde ise kırılma onlarca kilometre ilerler ve sarsıntı onlarca saniye sürer. Hissettiğimiz sarsıntı süresi zeminle de uzayabilir, ama kaynağın kendisi kısa.
Tetikleme konusunda ise bir depremin, gerilmeyi kendi kırılma yönünde komşu fay parçalarına aktardığını biliyoruz. Kanada'daki 1985 Nahanni depremleri buna iyi bir örnek: 5 Ekim 1985'teki 6,6 büyüklüğündeki depremden yaklaşık 11 hafta sonra, 23 Aralık 1985'te aynı bölgede 6,9 büyüklüğünde ikinci bir deprem oldu. İki ana şokun merkezleri birbirinden yalnızca birkaç kilometre uzaktaydı ve ikisi de bindirme tipiydi[2]. Bu örnek bize şunu söylüyor: bir deprem, aynı gerilme ortamında kırılmaya hazır başka bir kırığı tetikleyebilir. Ama bunun olup olmayacağını, ne zaman olacağını önceden söyleyemiyoruz.
- Gasperini, L., Stucchi, M., Cedro, V., Meghraoui, M., Ucarkus, G., & Polonia, A. (2021). Active fault segments along the North Anatolian Fault system in the Sea of Marmara: Implication for seismic hazard. Mediterranean Geoscience Reviews, 3(1), 29–44. https://doi.org/10.1007/s42990-021-00048-7
- Wetmiller, R. J., Horner, R. B., Hasegawa, H. S., North, R. G., Lamontagne, M., Weichert, D. H., & Evans, S. G. (1988). An analysis of the 1985 Nahanni earthquakes. Bulletin of the Seismological Society of America, 78(2), 590–616. GeoScienceWorld (yayın bilgisi tam doğrulanamadı: yazar listesi ve son sayfa birincil kaynaktan ayrıca kontrol edilmeli)
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Bu kırılma düzeni oldukça önemli. Aşağı-yukarı kırılıyorsa depremin maksimum kuvveti düşey yönde daha büyüktür, çünkü aşağı-yukarı bir kırılma var. Yatay bir kırılma varsa, işte büyük Marmara depremleri doğu-batı yönlü yatay bir yer değiştirmeyle meydana geliyor; burada da yatay gerilme daha büyük. Yatay gerilmenin büyük olduğu depremlerin etkisiyle düşey gerilmenin büyük olduğu depremlerin etkisi birbirinden farklı. Bu nedenle de bu deprem bir anda oldu ve bitti; ben de şaşırdım. Demek ki enerji aşağı doğru olmuş. Harekete bağlı olarak enerjinin yayılımı aşağı doğru gittiği için, bu tür depremler düşey yönde, aşağıda daha derinde bir kırık varsa onu tetikleyebilir.
Ben 1985 Nahanni depremlerini çalışmıştım. Orada 7 km derinlikte 5,2 büyüklüğünde bir deprem olmuştu. Aynı noktada bir ay sonra 6,2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi, çünkü aynı noktada daha derindeki bir kırığı düşey gerilmeyle tetiklemişti. Depremler tetikler, ama kırdıkları yönde. Bu depremin kırdığı yön nedir? Düşey yön. Demek ki düşey yönde, aşağıda kırılmaya hazır bir kırık varsa burada bir tetikleme meydana gelebilir. Bunun referansı olarak, çalışmış olduğum 1985 Nahanni çift depremlerini vermek istedim.
Şiddeti iki yoldan öğreniyoruz. Birincisi aletsel ölçüm: ivmeölçerler yer hareketini doğrudan kaydediyor. İstanbul'da deprem erken uyarı ve hızlı müdahale ağlarının yanında, doğal gaz dağıtım şebekesi de ivmeölçerlerle izleniyor. Bu sistem güçlü bir sarsıntıda gaz akışını otomatik olarak kesmek üzere tasarlanmış. İkincisi vatandaşın kendi bildirimi: insanlar hissettiklerini EMSC ya da AFAD'ın hissedilme formlarına giriyor. Bu bildirimler, yüz binlerce kişinin aynı anda doldurduğu bir anket gibi, şiddetin haritasını dakikalar içinde çıkarabiliyor[1]. Üstelik bu tür bildirimlerden üretilen şiddet değerlerinin, aletsel yer hareketiyle şaşırtıcı derecede iyi uyuştuğu gösterildi[2].
Hissedilen şiddeti ne farklılaştırıyor? Uzaklık ve derinlik elbette. Ama aynı mahallede bile zemin ve bulunduğunuz kat önemli. Ben bu depremi 20. katta yaşadım. Aynı binada her kattan bir kişi bu formu doldursa büyük olasılıkla farklı şiddetler raporlanır. Bu yüzden bina ve site yöneticilerine bir önerim var: komşularınızdan rica edin, her katta depremin nasıl hissedildiğini not edin ve binada en düşük ile en yüksek şiddet aralığını çıkarın. Bu deprem bize sıfır maliyetli bir deney imkânı sundu. O raporu belediyenizin imar müdürlüğüne götürüp "Bu depremi bu aralıkta hissettik, bizim için öneriniz nedir?" diye sorabilirsiniz.
Bir çekince eklemek isterim: hissedilme bildirimleri bir algı ölçüsüdür, bir mühendislik değerlendirmesi değildir. Kimin form doldurduğu da sonucu etkiliyor; bazı gruplar daha çok, bazıları daha az yanıt veriyor[3]. Bu nedenle kat kat toplanan bu bilgiler, binanın taşıyıcı sistemine dair bir hüküm değil, bir mühendisten ölçüme dayalı değerlendirme istemek için iyi bir başlangıç noktasıdır.
- Bossu, R., Steed, R., Mazet-Roux, G., Roussel, F., & Etivant, C. (2015). The EMSC tools used to detect and diagnose the impact of global earthquakes from direct and indirect eyewitnesses' contributions [Bildiri]. Avrupa-Akdeniz Sismoloji Merkezi (EMSC). (Yayın bilgisi tam doğrulanamadı: bildirinin sunulduğu toplantı Zotero kaydında yok.)
- Atkinson, G. M., & Wald, D. J. (2007). "Did You Feel It?" intensity data: A surprisingly good measure of earthquake ground motion. Seismological Research Letters, 78(3), 362–368. https://doi.org/10.1785/gssrl.78.3.362
- Knodel, E., Wald, D. J., Quitoriano, V., & Loos, S. (2026). The intensity gap: A global analysis of who responds to the crowdsourced "Did You Feel It?" system. Seismological Research Letters, 97(3), 2082–2106. https://doi.org/10.1785/0220250168
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Şiddet iki türlü ölçülüyor. İstanbul'da şu anda şiddeti aletsel olarak ölçen İGDAŞ'ın ivmeölçerleri var. Çünkü İGDAŞ, İstanbul erken uyarı sisteminin sponsorluğunu yapıyor ve bu kapsamda bir hizmet alıyor. Büyük bir deprem olursa İGDAŞ'ın vanaları hemen kapanıyor. Bu aletsel bir ölçüm; İGDAŞ'ın kendi doğal gaz boruları üzerine yerleştirdiği şiddet değerleri. Bunlar ölçüye dayalı şiddet verileri. Bir de vatandaşların ölçtüğü şiddet var. Vatandaşlar ücretsiz EMSC uygulamasını cep telefonlarına indiriyorlar ve bu şiddeti rapor ediyorlar.
Mesela benim bulunduğum kat 20. kat. Her kattaki insan bu şiddet anketini doldursa, farklı şiddetlerde hissedildiği görülecektir. Çünkü depremin şiddeti bulunduğunuz kat yüksekliğiyle de, zeminle de, binanın yüksekliğiyle de ilişkili. Keşke bu depremden sonra benim bulunduğum kattaki 100 daire "Sizinle bir çalışma yapalım" dese ve hepsi bir şiddet raporu oluştursa; gerçekten önemli bir deney çalışması çıkar. Herkes bulunduğu katta hangi şiddette hissetti? Depremin şiddeti nasıl derinliğine bağlıysa, bizim bulunduğumuz yerde hissettiğimiz şiddet de bulunduğumuz kat yüksekliğiyle ilişkili.
Bu açıdan elimizde önemli bir veri seti var. Bina ve site yönetimleri, özellikle bina yöneticileri lütfen komşularından rica etsinler; her katta hangi şiddetin hissedildiğini ve binalarında şiddetin en küçük ve en büyük hangi aralıkta hissedildiğini, bu depremin bize sağladığı sıfır maliyetli enerjiyle ortaya çıkarsınlar, raporlasınlar. Bulundukları belediyenin imar müdürlüğüne "Biz bu depremi şu şiddet aralığında hissettik, bize öneriniz nedir?" diye götürüp bıraksınlar. Benim tavsiyem bu yönde olur.
"Üst kat daha güvenli" ya da "alt kat daha riskli" diye genel bir kural yok. Belirleyici olan, binanın titreşim periyodunun zeminin baskın titreşim periyoduyla ne kadar örtüştüğü. Şöyle düşünün: her zeminin, salıncak gibi, en kolay sallandığı bir ritmi var. Bina da kendi ritmiyle sallanıyor. İki ritim birbirine yaklaşırsa rezonans oluşuyor ve sarsıntı büyüyor[1]. Kaba bir mühendislik kuralına göre betonarme bir binanın titreşim periyodu, kat sayısının yaklaşık onda biri saniye kadardır. Bu yüzden baskın periyodu 1 saniye olan bir zeminde 10 kat ve üzeri binalar, 0,3 saniye olan bir zeminde ise 3 kat civarındaki binalar daha şiddetli sarsılmaya adaydır.
Aynı binanın içinde de fark var: üst katlarda yer değiştirme ve salınım genellikle daha büyüktür; bu yüzden yüksek katta deprem daha uzun ve daha güçlü hissedilir. İstanbul'da kuyu içi deprem kayıt dizilerinden elde edilen ölçümler de yumuşak tabakaların yer hareketini yüzeye doğru belirgin biçimde büyütebildiğini gösteriyor[2]. Sonuç şu: istediğimiz yere istediğimiz yükseklikte bina yapamayız. Kat yüksekliğini, ölçülmüş zemin periyoduna göre ayarlarsak binalarımız depremde daha az hasar görür ve depremle baş etme kapasiteleri artar.
Bir çekince eklemek isterim: "kat sayısının onda biri" kuralı bir ön tahmindir. Gerçek periyot taşıyıcı sisteme, yapının rijitliğine ve hasar durumuna göre değişir. Zemin periyodu da tahminle değil, mikrotremor gibi ölçümlerle belirlenmelidir.
- Kramer, S. L. (1996). Geotechnical earthquake engineering. Prentice Hall.
- Dikmen, S. U., Edinçliler, A., & Pınar, A. (2015). Northern Aegean earthquake (Mw = 6.9): Observations at three seismic downhole arrays in Istanbul. Soil Dynamics and Earthquake Engineering, 77, 321–336. https://doi.org/10.1016/j.soildyn.2015.06.008
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Depremin şiddetini, yani bulunduğunuz katta hissedilen şiddeti, özellikle binanın titreşim periyodu etkiliyor. Binanın titreşim periyotları aslında bize oradaki kat yüksekliğinin en fazla ne olması gerektiğini söylüyor. Mesela 1 saniye titreşim periyodu olan bir zeminde maksimum şiddet 10 ve daha yüksek katlarda daha yüksek hissedilecektir. Mesela bir zeminde 0,3 saniyelik bir titreşim periyodu varsa, burada 3 kat ve daha üstü binalar daha şiddetli sarsılacaktır.
Bu nedenle bizler istediğimiz yere istediğimiz yükseklikte bina yaparız diyemeyiz. Çünkü binanın kat yüksekliğini zeminin titreşim periyoduna göre ayarlarsak, depremden sonra binalarımız daha az hasarlı olur; depreme karşı baş etme kapasiteleri daha yüksek olur.
Sismik izolasyon, bence bina teknolojisinin bize sunduğu en güçlü araçlardan biri. Fikir basit: binayı zeminin sarsıntısından ayırmak. Bunun tarihî bir öncüsü 1923 Büyük Kanto depremi. Bu depremde yüz bini aşkın insan hayatını kaybetti, Tokyo ve Yokohama büyük ölçüde yıkıldı. Frank Lloyd Wright'ın tasarladığı İmparatorluk Oteli ise ayakta kaldı ve depremin simgesi oldu. Otel, yumuşak çamur tabakası üzerine oturan, "yüzer" olarak tanımlanan bir temel sistemine sahipti. Bugünkü kauçuk ya da sürtünmeli sarkaç izolatörlerle aynı teknoloji değildi, ama yapıyı zeminin sarsıntısından ayırma fikrinin erken bir örneği olarak anılıyor.
Türkiye'de bu teknolojinin en büyük sınavı 6 Şubat 2023 depremleri oldu. Sürtünmeli sarkaç izolatörlü beş hastane binasını inceleyen bir çalışma, bu binaların genel olarak "kesintisiz kullanım" hedefine ulaştığını ve taşıyıcı olmayan elemanları da daha iyi koruduğunu gösterdi. Aynı yerleşkede, büyük olasılıkla aynı sarsıntıya maruz kalan izolatörlü bina hafif hasarla hizmete devam ederken, izolatörsüz komşusu kapanmak zorunda kaldı[1]. Uluslararası keşif ekibinin ön raporu da izolatörlü hastanelerin önemli hasar görmeden tam işlevli kaldığını aktarıyor. Hastanelerde bu sistem, 2013'te yayımlanan bir genelgeyle belirli deprem bölgelerindeki büyük hastaneler için zorunlu hâle getirildi. 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de izolatörlü binaların tasarımını ayrı bir bölümde düzenliyor[2].
Maliyet ve etkiye gelince, bir çekince eklemek isterim: izolatörün bina maliyetine birkaç puanlık bir ek getirdiği ve sarsıntının yapıya aktarılan kısmını büyük ölçüde, örnek projelerde %80'e kadar azalttığı söylenir. Bu oranlar binanın tipine, zemine ve izolatör sistemine göre değişen örnek değerlerdir, her projede garanti edilen sonuçlar değildir. Uygulamanın iki temel koşulu var. Birincisi bina ayrık olmalı: izolatörlü binanın çevresinde serbestçe salınabileceği bir boşluk gerekir, bu yüzden bitişik nizamda uygulanamaz. İkincisi zemin uygun olmalı: çok yumuşak, uzun periyotlu zeminlerde ayrıca dikkatli tasarım gerekir. Sahadaki dersler de var: bazı hastanelerde izolasyon boşluğunun kapaklarının toprak ya da çakılla doldurulduğu, tesisat hatlarının izolasyon düzlemindeki yer değiştirmeye göre detaylandırılmadığı görüldü[1]. Yani izolatörün kendisi kadar uygulama ayrıntısı da önemli. Mevcut binalarda da izolasyonla güçlendirme mümkün. Ancak sismik izolasyon her binaya sonradan basitçe eklenebilecek bir ekipman değil. Tasarım, temel ile üst yapı ilişkisi, derzler, tesisat bağlantıları ve uygulama koşulları birlikte değerlendirilmeli.
- Qu, Z., Wang, F., Chen, X., Wang, X., & Zhou, Z. (2023). Rapid report of seismic damage to hospitals in the 2023 Turkey earthquake sequences. Earthquake Research Advances, 3(4), 100234. https://doi.org/10.1016/j.eqrea.2023.100234
- Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği. (2018). Resmî Gazete (Sayı: 30364 Mükerrer, 18 Mart 2018), Bölüm 14: Deprem yalıtımlı binaların tasarımı. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/03/20180318M1-2.htm
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
İzolatör aslında 21. yüzyılın en büyük teknolojisi. Biliyorsunuz, 1923 Büyük Kanto depremi Japonya'da olduğunda 125.000'den fazla insan ölmüştü; bütün binalar neredeyse yıkılmıştı. Orada tek bir bina vardı: Grand Tokyo oteli ayakta kalmıştı. İlk defa insanlar sismik izolatörün etkisini, gücünü orada gördü. Çünkü yıkılan şehrin ortasında yıkılmayan bir bina vardı. İlk defa 1923'te Japonya'da, Amerikalı bir mimarın tasarımıyla orada kullanıldı.
Türkiye'de şehir hastanelerinde kullanılıyor. Biliyorsunuz, 6 Şubat 2023 depreminden sonra şehir hastaneleri efsanesine döndü. Amerika'dan uzmanlar geldi; bu kadar büyük depremde Türkiye'deki şehir hastaneleri niye yıkılmadı diye araştırdılar. Bunun nedeni yerli ve milli şehir hastanelerinin temelindeki sismik izolatörlerdi. Sismik izolatörler şehir hastanelerimizi 1000 yılda meydana gelecek en büyük depreme karşı, hem de iki büyük depreme karşı koruduğuna göre bizim ne yapmamız lazım? Bu evleri çoğaltmamız gerekir. Bu, maliyeti %3 artırıyor; depremin şiddetini de %80 azaltıyor. Yani %3 fazla veriyorsunuz, şiddetten %80 kazanıyorsunuz. Oldukça iyi bir alışveriş.
Bunun uygulanabilmesi için binanın bağımsız olması lazım; bitişik binalara uygulanmıyor. Bir. İkincisi binaların zemininin çok kötü olmaması lazım; direncinin orta ve daha iyi olması lazım. İki. Demek ki sistem olduğu zaman, %3 maliyet eklendiğinde, şu anda oturduğum binanın izolatörü olsaydı ben şiddeti %80 daha düşük hissedecektim; belki hiç hissetmeyecektim. Bağımsız binalara eski de olsa uygulanabiliyor; bununla ilgili uygulamalar var. Eski ama bağımsız binalara sismik izolatör sistemi sonradan da eklenebiliyor.
Bence teknolojinin bize armağan ettiği en büyük güç sismik izolatörlü sistemler. Bunlarla ilgili çok sayıda deney YouTube'da var: sismik izolatörlü bina ile izolatörsüz bina aynı anda, aynı depremde nasıl davranıyor? Bunlar ölçülen verilere dayanıyor. 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de izolatörlü yapılaşmaya, binaların bu şekilde yapılmasına izin veriyor.
Kentsel dönüşüm, izolatörü yaygınlaştırmak için kaçırılmaması gereken bir fırsat. Ama önce bir koşul var: izolatörlü bina, çevresinde serbestçe salınabileceği bir boşluk ister, bitişik nizamda uygulanamaz. Bu da çoğu zaman tek tek parseller yerine ada ölçeğinde düşünmeyi, bazen de daha küçük bir taban alanını kabul etmeyi gerektiriyor. "Dairem biraz küçük olsun ama depremde hissettiğim sarsıntı da küçük olsun" diyenler için bu bir kazan-kazan durumu. Metrekareden kaybediyorsunuz ama depremle baş etme kapasitesinden çok şey kazanıyorsunuz.
Bunun ekonomik bir karşılığı da var. 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra İstanbul konut piyasasını inceleyen bir çalışma, yüksek riskli mahallelerde fiyat ve kira artışlarının daha sınırlı kaldığını gösterdi. Aynı çalışmaya göre yüksek riskli bölgelerde 2007 deprem yönetmeliğinden önce yapılmış binalar daha güçlü bir indirimle fiyatlanıyor. Yani piyasa deprem güvenliğini fiyata yansıtmaya başladı[1]. Bu, izolatörlü bir binanın uzun vadede değer kazanacağına dair dolaylı ama somut bir işaret. Bu yüzden apartman yönetimlerinin şunu söylemesini öneriyorum: "Kentsel dönüşüme karşı değiliz, ama sismik izolatörlü yapımın sözleşmede açıkça garanti edilmesini istiyoruz." Yönetmelik buna zaten izin veriyor[2].
Bir çekince eklemek isterim: izolatör tek başına sihirli bir çözüm değil. Zemin etüdünün, üst yapının ve uygulama ayrıntılarının da aynı özenle yapılması ve bağımsız bir denetimle doğrulanması gerekir.
- Cepni, O., Genc, I. H., Gunduz, L., & Yılmaz, M. H. (2026). Fault lines of value: The impact of earthquake risk on Istanbul housing market. The Journal of Real Estate Finance and Economics, 73(3), 575–608. https://doi.org/10.1007/s11146-026-10070-x
- Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği. (2018). Resmî Gazete (Sayı: 30364 Mükerrer, 18 Mart 2018). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/03/20180318M1-2.htm
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
İzolatör kullanılması için bitişik binaların bitişik olmaktan kurtulması gerekiyor. O zaman binanın metrekare olarak ufalması gerekiyor. "Binam küçük olsun ama depremde şiddeti de küçük olsun" diyenler için kazan-kazan; iki türlü. Binanın metrekaresinden kaybediyorsunuz ama depreme karşı baş etme kapasitesini %80 artırıyorsunuz.
Bence apartman yönetimleri "Biz kentsel dönüşüme karşı değiliz, ama kentsel dönüşümde sismik izolatörlü yapımın garanti edilmesini istiyoruz" demeli. Bu durumda sismik izolatörlü binanın değeri izolatörsüz binaya göre hem daha yüksek olur, hem de depreme karşı baş etme kapasitesi yüksek olduğu için insanlar çok sayıda depremi kazasız belasız geçirme fırsatı bulur.
Yer seçiminde ilk bakılacak parametrelerden biri Vs30. Ama Vs30 doğrudan bir "güvenli zemin / güvensiz zemin" göstergesi değil. Zeminin göreli rijitliği ve sismik dalgaların yayılım özellikleri hakkında ilk düzeyde bilgi veren bir parametre. Buna bakmak için herkesin açabileceği bir araç var: internette "USGS Global Vs30" yazdığınızda ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu'nun (United States Geological Survey) etkileşimli Vs30 haritası karşınıza çıkıyor. Vs30'da V hız, S kayma (shear) dalgası anlamına geliyor. 30 ise yüzeyden 30 metre derinliğe kadar olan tabakaların ortalama kayma dalgası hızı. Hızın yüksek olduğu yerler görece sert zeminlere, düşük olduğu yerler ise sarsıntıyı büyütmeye daha yatkın yumuşak zeminlere işaret eder.
Bu küresel harita, ilk olarak 2007'de topoğrafik eğimi zemin sertliğinin dolaylı bir göstergesi olarak kullanan bir yöntemle üretildi[1]. Bugünkü sürüm, bu eğim tabanlı haritayı daha ayrıntılı bölgesel haritalarla birleştiren karma bir mozaik ve yaklaşık 1 kilometrelik (30 yay-saniyesi) çözünürlükte[2]. Bazı bölgeler için daha da ayrıntılı haritalar var: Kaliforniya için jeoloji ve topoğrafyayı birlikte kullanan bir Vs30 haritası 2014'te yayımlandı[3]. Türkiye için de jeolojik ve topoğrafik parametrelere dayalı, tahmini bir Vs30 haritası geliştirildi[4]. İstanbul için ayrıca belediyenin mikrobölgeleme çalışmaları var.
Yeni ev, iş yeri, okul ya da hastane seçecek vatandaşlarımız bu haritaları ilk bakış için referans alabilir. Bir çekince eklemek isterim: bu haritalar dolaylı göstergelere dayanan bir tarama aracıdır, parsel ölçeğinde bir karar aracı değildir. Bir binanın altındaki zeminin gerçek Vs30 değeri, sahada yapılan jeofizik ölçümlerle ve zemin etüdüyle belirlenir.
- Wald, D. J., & Allen, T. I. (2007). Topographic slope as a proxy for seismic site conditions and amplification. Bulletin of the Seismological Society of America, 97(5), 1379–1395. https://doi.org/10.1785/0120060267
- Heath, D. C., Wald, D. J., Worden, C. B., Thompson, E. M., & Smoczyk, G. M. (2020). A global hybrid VS30 map with a topographic slope–based default and regional map insets. Earthquake Spectra, 36(3), 1570–1584. https://doi.org/10.1177/8755293020911137
- Thompson, E. M., Wald, D. J., & Worden, C. B. (2014). A VS30 map for California with geologic and topographic constraints. Bulletin of the Seismological Society of America, 104(5), 2313–2321. https://doi.org/10.1785/0120130312
- Şahin, G., Okalp, K., Kockar, M., Yilmaz, M., Jalehforouzan, A., Temiz, F., Askan, A., Akgun, H., & Erberik, M. A. (2024). Development of a GIS-based predicted-VS30 map of Türkiye using geological and topographical parameters: Case study for the region affected by the 6 February 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Seismological Research Letters, 95. https://doi.org/10.1785/0220230321
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Yer seçimi diyorsunuz, değil mi? İstanbul'un depreme karşı yer direnci yüksek ya da iyi olan yerleri, yer direnci kötü ve riskli olan yerleri neresidir diyorsunuz. Aslında jeofizik mühendisleri 2014 senesinde 1 kilometre hassasiyetle yerin direnç haritasını tüm dünya ölçeğinde çıkardılar. Bu harita herkesin ulaşabileceği bir portalda bulunuyor; cep telefonlarından, internetten ulaşabiliyorlar. "VS30 Global" yazdıkları zaman önlerine interaktif bir harita çıkacak. O interaktif haritada VS30, yani kayma dalgası hızının büyük olduğu yerler, depreme karşı direnci yüksek olan yerler; küçük olduğu yerler, depreme karşı direncin küçük olduğu yerler. Bu 2014 yılından beri elimizde mevcut.
VS demek kayma dalgası; S orada "shear" demek, kayma dalgası. V bildiğimiz hız demek. 30 da 30 metreye kadar olan tüm tabakaların ortalama hızını veriyor. Global olarak 1 kilometre hassasiyette buna ulaşabilirler. Yeni ev alacaklarsa, yer seçiminde bunu referans alabilirler. İş, hastane ya da okul seçimi yapacaklarsa yine bu yer seçimi portalını referans alabilirler.
(Sunucu: İsmini bir kez daha rica etsem hocam?) "USGS" yazmaları lazım: United States Geological Survey, yani Birleşik Amerika Yer Bilimleri Servisi'nin herkese açtığı bir portal. Buradan 1 km hassasiyetle yerin direnç durumunu görebilirler. Biliyorsunuz İstanbul için 500 metre hassasiyetli bir harita var, ama 1 kilometre de az değil; tüm dünya için verilmiş bir hassasiyet. Amerika kendi coğrafyasında bunu 100 metre hassasiyetle ölçmüş ve vatandaşlarına açmış durumda.
Jeotermal alanlar iki ayrı nedenle depreme hassas bölgeler. Birincisi uzak tetikleme. 2002'de Alaska'da Mw 7,9 büyüklüğünde Denali Fayı depremi oldu. Ben o sırada Kanada Deprem Servisi'nde çalışıyordum. Bu depremin yüzey dalgaları, yaklaşık 3.100 kilometre uzaklıktaki Yellowstone bölgesine ulaştığı anda orada ani bir deprem artışı başlattı. İlk 24 saatte 250'den fazla deprem konumlandı ve depremler özellikle büyük hidrotermal sistemlerin yakınında kümelendi[1]. Buna dinamik tetikleme diyoruz. Akışkanla dolu, sıcak ve kırıklı jeotermal sistemler, uzaktaki büyük depremlerin geçen dalgalarına bile tepki verebiliyor.
İkinci neden basınç değişimi. Yer altından yüksek basınçla sıcak su çekilmesi ya da soğumuş suyun geri basılması gözenek basıncını değiştirir ve kırılmaya yakın bir fayı kaydırabilir. Bunun en çarpıcı örneği Güney Kore: 2017'deki Mw 5,5 Pohang depremi, bir gelişmiş jeotermal sistem projesinde yapılan akışkan enjeksiyonunun tetiklediği bir deprem olarak değerlendirildi[2]. Kataloglar konusunda bir ayrımı da vurgulamak isterim. Deprem kataloglarındaki "patlama" (blast) etiketi, taş ocağı ve maden patlamalarını doğal depremlerden ayırmak için kullanılır. Jeotermal üretime bağlı depremler ayrı bir etiketle işaretlenmez. Bunları ayırt etmek için sahaya yakın yoğun bir istasyon ağı ve üretim-enjeksiyon verileriyle karşılaştırma gerekir.
Asıl sorun şu: bölgede tektonik bir fay varsa, insan kaynaklı basınç değişimi o fayın kırılma zamanını öne çekebilir. ABD'nin Oklahoma eyaletinde atık su enjeksiyonuna bağlı deprem etkinliği o kadar arttı ki, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu bu artışı açıkça atık su bertarafına bağlıyor[3]. Eyaletin şimdiye kadarki en büyük depremi 2016'daki M5,8 Pawnee depremi oldu[4]. ⚠️ Tartışmalı örnek: Çin'deki 2008 Mw 7,9 Wenchuan depremi için de yakındaki Zipingpu Barajı'nın su yükünün, zaten kırılmaya yakın bir fayın kırılma zamanını öne çekmiş olabileceği öne sürüldü[5]. Nedensellik konusunda literatürde görüş birliği yok; bu yüzden bu örnek Oklahoma ya da Pohang ile aynı kanıt düzeyinde değil. Ama mantık önemli: insanlar 7,9 büyüklüğünde bir deprem üretemez, ancak tektonik olarak hazır bir fayın saatini ileri alabilir.
Bir çekince eklemek isterim: buradaki örnekler, jeotermal faaliyetin bulunduğu her bölgede deprem üretildiği anlamına gelmez. Risk; fayların durumu, akışkan basıncı, üretim ve enjeksiyon koşulları, derinlik ve yerel gerilme alanı gibi etkenlere bağlıdır.
- Husen, S., Wiemer, S., & Smith, R. B. (2004). Remotely triggered seismicity in the Yellowstone National Park region by the 2002 Mw 7.9 Denali fault earthquake, Alaska. Bulletin of the Seismological Society of America, 94(6B), S317–S331. https://doi.org/10.1785/0120040617
- Ellsworth, W. L., Giardini, D., Townend, J., Ge, S., & Shimamoto, T. (2019). Triggering of the Pohang, Korea, earthquake (Mw 5.5) by enhanced geothermal system stimulation. Seismological Research Letters, 90(5), 1844–1858. https://doi.org/10.1785/0220190102
- Keranen, K. M., Weingarten, M., Abers, G. A., Bekins, B. A., & Ge, S. (2014). Sharp increase in central Oklahoma seismicity since 2008 induced by massive wastewater injection. Science, 345(6195), 448–451. https://doi.org/10.1126/science.1255802
- Yeck, W. L., Hayes, G. P., McNamara, D. E., Rubinstein, J. L., Barnhart, W. D., Earle, P. S., & Benz, H. M. (2017). Oklahoma experiences largest earthquake during ongoing regional wastewater injection hazard mitigation efforts. Geophysical Research Letters, 44(2), 711–717. https://doi.org/10.1002/2016GL071685
- Ge, S., Liu, M., Lu, N., Godt, J. W., & Luo, G. (2009). Did the Zipingpu Reservoir trigger the 2008 Wenchuan earthquake? Geophysical Research Letters, 36(20), L20315. https://doi.org/10.1029/2009GL040349
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Depremde ne kadar etkili? 2002 senesinde Alaska'da Denali depremi meydana gelmişti; ben Kanada deprem servisinde çalışıyordum. Denali depremi 3.000 km uzaklıktaki Yellowknife jeotermal alanında bir deprem fırtınası meydana getiriyor. Bakın, 3.000 km uzakta. Depremlerin bir yakın tetiklemesi, bir de uzak tetiklemesi var; buna dinamik tetikleme deniyor. Bu jeotermal alanlar, yakında ve uzakta meydana gelen büyük depremler sonrası tetiklenmeye, deprem fırtınasının meydana gelmesine çok açık bölgeler. Birinci nedeni bu.
İkinci nedeni, bu jeotermal alanlarda basınç değişimi meydana geliyorsa — orada sıcak su yüksek basınçla alınıp soğuk su yine yüksek basınçla veriliyorsa, yani hem yukarı doğru bir sıcak su çekimi, hem de aşağı doğru bir soğuk su itimi, pompalanması varsa — oradaki basınç değişimi de deprem meydana getiriyor. Bakın, AFAD'ın deprem kataloğunda "patlama" diye bir yer var. O patlama seçeneğini seçtiğiniz zaman "blast" olarak yazar; orada insan kaynaklı depremlerin haritasını görebilirsiniz. İnsan kaynaklı depremlerin yığılma gösterdiği yerleri, jeotermal enerji üretilen alanlarla karşılaştırdığımızda, insanların jeotermal enerji üretimine bağlı olarak deprem ürettiğini de birebir görebiliyoruz.
Esas sıkıntı şu: insan kaynaklı bu enerji üretimi, işte jeotermal gibi alanlar, bulundukları bölgede bir tektonik fay varsa, bu tektonik fayın deprem oluşturma süresini öne çekebiliyor, hızlandırabiliyor. Bu açıdan buradaki üretim kapasitesinin kontrol edilmesi gerekiyor. Özellikle Avrupa'da, bulunduğu alanda 4'ten ya da 3'ten büyük deprem üretmeyecek, 4 şiddetinde depreme neden olmayacak şekilde üretime izin verilebiliyor. Bu tür konularda açık ve izlenebilir veri portallarının ortaya konmasında yarar var.
Amerika'da, biliyorsunuz, Oklahoma'da yüksek basınçlı atık suyun yeraltına pompalanmasına bağlı 5,3 büyüklüğüne kadar depremler meydana geldiği tespit edildi. 2015 yılında Amerika'daki yer bilimleri servisi "Yes, humans cause earthquakes" dedi: evet, insanlar deprem üretebilir. İnsanların deprem ürettiği yerde fayların da deprem üretme riski varsa bunlar birbiriyle etkileşebilir; insanın üretimi, tektonik gerilmeye bağlı biriken stresi tetikleyebilir. Biliyorsunuz Çin'de 7,8–8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu depremin referansı şudur: insan kaynaklı olarak gösterildi, ama insanlar 7,8 büyüklüğünde bir deprem meydana getiremez. Ancak buradaki baraja, suya bağlı kütle ağırlığının artmasıyla, 7,8 büyüklüğündeki depremin meydana geleceği kırıktaki tektonik kırılmanın zamanı öne çekildiği için, bu deprem insan kaynaklı tetiklenmiş bir deprem olarak gösterilmiştir.
Hayır, "jeotermal alan varsa en riskli yer orasıdır" diye bir sonuç çıkmıyor. Türkiye'nin deprem tehlikesini esas olarak büyük tektonik faylar belirliyor. Ama Batı Anadolu'nun grabenleri gibi bölgelerde hem aktif faylar hem de yoğun jeotermal üretim yan yana. Risk burada doğuyor: üretim ve geri basım kontrolsüzse ve civardaki faylar kırılmaya yakınsa, insan kaynaklı basınç değişimi bu faylardaki gerilmeyi tetikleyebilir. Faylardaki gerilmeyi tetiklemeyecek düzeyde kalan bir üretime evet diyebiliriz. Tektonik kırılmanın zamanını öne çekme riski taşıyan bir üretime ise hayır dememiz gerekiyor.
Bunu yönetmenin bilinen bir yolu var: "trafik ışığı" protokolleri. Sahada yoğun bir istasyon ağı kurulur ve önceden belirlenmiş bir büyüklük eşiği aşıldığında enjeksiyon azaltılır ya da durdurulur. Bu yaklaşım, enjeksiyon kaynaklı depremlerin büyüklük büyümesini sınırlayarak riski azaltabiliyor[1]. Uyarılmış deprem oranını operasyon verisinden öngörmeye çalışan yeni, yapay zekâ destekli modeller de geliştiriliyor[2]. Bu yöntemlerin çalışması için üretim, enjeksiyon ve deprem verilerinin açık ve izlenebilir olması gerekiyor.
Bu yüzden önerim şu: AFAD bünyesinde jeotermal sahalardaki depremleri izleyecek ayrı bir birim kurulmalı, sahalara yoğun yerel ağlar yerleştirilmeli ve eşik aşıldığında üretimi sınırlayan, gerektiğinde yaptırım uygulayan bir denetim düzeni oluşturulmalı. Türkiye'deki jeotermal sahalara özgü kapsamlı bir uyarılmış deprem değerlendirmesi kütüphanemde yok. Bu, tam da bu izleme ağının üretmesi gereken bir bilgi.
- Schultz, R., Lanza, F., Dyer, B., Karvounis, D., Fiori, R., Shi, P., Ritz, V., Villiger, L., Meier, P., & Wiemer, S. (2025). The bound growth of induced earthquakes could de-risk hydraulic fracturing. Communications Earth & Environment, 6(1), 995. https://doi.org/10.1038/s43247-025-02881-2
- Schultz, R., & Wiemer, S. (2026). Forecasting the rate of induced seismicity as a neural temporal point process. Journal of Geophysical Research: Machine Learning and Computation, 3(1), e2025JH001052. https://doi.org/10.1029/2025JH001052
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Tabii ki termal alanda kontrolsüz bir üretim varsa, yani üretimde bir kontrol yoksa, "istediğimiz kadar üretiriz" gibi bir durum varsa, yani termal üretim kapasitesinde bir düzenleme yapılmadıysa risk var. Civardaki faylardaki gerilmeyi tetikleyecek düzeye varmayan bir üretime evet; ama tektonik kırılmanın zamanını ya da depremin meydana gelmesini tetikleyecek bir üretime hayır dememiz gerekiyor.
Bu açıdan termal alan depremlerinin izlenmesiyle ilgili belki de AFAD tarafından bir birim kurulması gerekiyor. Bunların gerçekten kontrol edilmesi; tektonik kırılmayı hızlandıracak şekilde üretimi yükselten yerlerin cezalandırılması ya da denetimi, izlenmesiyle ilgili belki ayrı bir birim kurulmasında çok yarar var.
"Sinyalle fay kırmak" diye bir fiziksel mekanizma yok. 5 büyüklüğünde bir deprem, yerin kilometrelerce derinindeki, uzun süre biriken tektonik gerilmeyle yüklenmiş kayaçlarda açığa çıkan bir enerji. Radyo dalgası ya da elektromanyetik bir sinyalin bu kayaçlara o enerjiyi aktarmasının bilinen bir yolu yok. Ama bu, insanların deprem üretemeyeceği anlamına gelmiyor. İnsan kaynaklı depremler var ve mekanizmaları gizemli değil, gayet iyi biliniyor: yer altındaki akışkan basıncını değiştirmek.
Asıl izlememiz gereken şeyler bunlar. Su aramak için izinsiz ve kontrolsüz açılan kuyuların sayısını bilmiyoruz. Karada ve denizde petrol aramak için açılmış kuyuların kaçının usulüne uygun kapatıldığını da bilmiyoruz. Bu kuyular, arıtılmamış endüstriyel atıkların yüksek basınçla yer altına verilmesi için kullanılıyorsa, bu ciddi bir deprem riskidir. Oklahoma'daki deneyim tam olarak bunu gösteriyor. Orada büyük bir aktif fay sistemi yokken, 2008'den sonra deprem etkinliği keskin biçimde arttı. Bu artışın ana nedeni, petrol ve gaz üretimiyle birlikte çıkan tuzlu atık suyun derin kuyulara büyük hacimlerde basılmasıydı[1][2]. Burada ince bir ayrım var: kamuoyunda bu depremler "fracking" (hidrolik çatlatma) ile özdeşleşti, ama Oklahoma'daki depremlerin büyük çoğunluğunun nedeni çatlatmanın kendisi değil, atık su bertarafı. Bir dönem Oklahoma'daki deprem sayısı Kaliforniya'yı geride bıraktı. Halk da "fracking'e hayır" diyerek sokağa çıktı, can güvenliğini savundu.
Bir de şu var: bu tür depremler genellikle sığ olduğu için, aynı büyüklükteki doğal depremlere göre yakın çevrede farklı, çoğu zaman daha güçlü sarsıntı üretebiliyor[3]. Bu yüzden Türkiye'de de kuyuların bir envanterinin çıkarılmasına, atık bertarafı amaçlı enjeksiyonların izlenmesine ve deprem verisiyle birlikte açık biçimde raporlanmasına ihtiyacımız var. Komplo teorilerine değil, ölçülebilir ve denetlenebilir risklere odaklanmalıyız.
- Keranen, K. M., Weingarten, M., Abers, G. A., Bekins, B. A., & Ge, S. (2014). Sharp increase in central Oklahoma seismicity since 2008 induced by massive wastewater injection. Science, 345(6195), 448–451. https://doi.org/10.1126/science.1255802
- Walsh, F. R., & Zoback, M. D. (2015). Oklahoma's recent earthquakes and saltwater disposal. Science Advances, 1(5), e1500195. https://doi.org/10.1126/sciadv.1500195
- Hough, S. E. (2015). Shaking intensity from injection-induced versus tectonic earthquakes in the central-eastern United States. The Leading Edge, 34(6), 690–697. https://doi.org/10.1190/tle34060690.1
📼 3 Ekim 2025 — Orijinal Konuşma Metni
Dediğim gibi, insan kaynaklı depremler üretilebilir. Mesela çok sayıda kuyu açılıyor, öyle değil mi? "Su arayacağım" diyor; izinsiz, kontrolsüz. Türkiye'de kaç tane su kuyusu açılmış, bilemiyoruz. Denizde, karada "petrol arayacağım" diyerek kaç tane petrol kuyusu açılmış? Bu petrol kuyuları kapatılıyor mu? Yoksa belli fabrikaların atıklarının arıtılmadan doğrudan yerin altına verilmesi için yüksek basınçla bu açılmış kuyulara mı pompalanıyor? Atık bertarafı (waste disposal) dediğimiz, atıkların yüksek basınçla yerin altına verilmesine bağlı depremler meydana geliyor; bunlar 5 büyüklüğüne kadar meydana geliyor. Bu nedenle insanlar deprem üretiyor.
Bugün Oklahoma'da büyük bir deprem üreten kırık sistemi yok. Ama orada kaya gazını, yani kayanın içindeki gazı almak için kayayı yüksek basınçla kırmak, yerin altına müdahale etmek nedeniyle, Kaliforniya fay sisteminde meydana gelen deprem etkinliği ile Oklahoma'da doğal gaz üretimine bağlı olarak insan kaynaklı oluşan deprem etkinliği hemen hemen başa baş gidiyor; Oklahoma neredeyse onu geçmiş durumda. O nedenle her yerde denetim gerekiyor. Mesela Oklahoma'da halk yürüyüş yapıyor, "Fracking no" diyor, doğal gaz istemiyoruz diyor. "Önce can, sonra canan" demişler; insanlar canlarını emniyete almak için sokakta yürüyorlar.
Bu bölüm röportajda sorulmuş bir soruya karşılık gelmiyor. Depremin birinci yılında, episantr çevresindeki deprem etkinliğinin EQ-Live Türkiye ile yapılan bir analizi. Sonuçlar bir araştırma sorusu olarak sunuluyor, bulgu olarak değil.
Poster: EQ-Live Türkiye analizi (veri: EMSC canlı sorgu, 2 Ekim 2026). Merkez 40,80°K – 27,95°D, yarıçap 20 km; 2 Ekim 2025 Marmaraereğlisi açıkları depremini (AFAD Mw 5,0; Kandilli ML 5,3) çevreleyen alan. Görseli büyütmek için tıklayın.
Ne yapıldı? Episantrı merkez alan 20 kilometre yarıçaplı bir dairenin içinde, 2012 başından 2026 Eylül sonuna kadar EMSC kataloğunda kayıtlı 805 deprem incelendi. Kataloğun hangi büyüklükten itibaren eksiksiz olduğu zamanla değiştiği için iki dönem ayrıldı: 2012–2023 için M≥2,5, 2024 sonrası için M≥1,7. Analize bu eşiklerin üzerindeki 430 olay girdi. b-değeri 100 olaylık kayan pencerelerle ve en çok olabilirlik yöntemiyle hesaplandı[1][2]. Yıllık deprem oranları ise farklı gözlem sürelerini birleştiren bir yöntemle kestirildi[3].
Ne çıktı? Tüm dönem için b = 0,930 ± 0,037. Kayan pencerelerde b'nin ortalaması 0,80; son pencere 0,67 ± 0,13. Zaman grafiğinde 2024 sonrasında belirgin bir düşüş görülüyor. Hesaplanan oranlar, bu daire içinde M≥5 bir deprem için yılda yaklaşık 0,08, yani kabaca on iki yılda bir mertebesinde bir oran veriyor.
Bu sonuçları nasıl okumalı? Burada temkinli olmak gerekiyor ve posterin kendi kalite kontrolü de bunu söylüyor. Birincisi, uyum testi Gutenberg–Richter dağılımının veriye uymadığını gösteriyor. 2024 sonrası için kullanılan M≥1,7 eşiği, verinin kendi tamlık eşiğinin (yaklaşık 2,4) altında kalıyor. Tamlık eşiği olduğundan düşük alındığında b-değeri sistematik olarak düşük hesaplanır[4]. İkincisi, 2024'ten itibaren ağın küçük depremleri daha çok yakalaması ve katalogdaki büyüklük türlerinin zamanla değişmesi b-değerini tek başına kaydırabilir[5]. Üçüncüsü, posterde artçı dizilerinin ayıklandığına dair bir adım belirtilmiyor; 2 Ekim 2025 depreminin artçıları da pencerelerin içinde. Yani 2024 sonrasındaki düşüşün önemli bir kısmı fiziksel bir gerilme değişiminden değil, ölçüm koşullarından kaynaklanıyor olabilir.
Yorum açısından da bir çerçeve çizmek isterim. Japonya kataloğunda yapılan geniş bir sınama, büyük depremlerden önce sistematik bir b-değeri düşüşü bulmadı ve b-değerinin büyük ölçüde konuma, yani kayaç özelliklerine ve gerilme rejimine bağlı olduğunu gösterdi[6]. Öncü ile artçıyı gerçek zamanlı ayırt etmeye çalışan yöntemler ise yalnızca iyi izlenen bölgelerde ve dikkatli tamlık analiziyle çalışıyor[7]. Bu yüzden düşen b-değeri burada bir deprem tahmini değil, yeniden sınanması gereken bir araştırma sorusu.
Kendi 1999 İzmit çalışmamızda kullandığımız kayan pencere yaklaşımı[8] bu tür bir izlemenin değerli olduğunu gösteriyor. Ama sonuca varmak için analizin üç adımla yeniden çalıştırılması gerekiyor: büyüklüklerin tek bir ölçeğe (Mw) homojenleştirilmesi, artçı dizilerinin ayıklanması ve her pencerede tamlık eşiğinin veriden yeniden belirlenmesi.
- Aki, K. (1965). Maximum likelihood estimate of b in the formula log N = a − bM and its confidence limits. Bulletin of the Earthquake Research Institute, 43, 237–239.
- Wiemer, S. (2001). A software package to analyze seismicity: ZMAP. Seismological Research Letters, 72(3), 373–382. https://doi.org/10.1785/gssrl.72.3.373
- Weichert, D. H. (1980). Estimation of the earthquake recurrence parameters for unequal observation periods for different magnitudes. Bulletin of the Seismological Society of America, 70(4), 1337–1346.
- Wiemer, S., & Wyss, M. (2000). Minimum magnitude of completeness in earthquake catalogs: Examples from Alaska, the western United States, and Japan. Bulletin of the Seismological Society of America, 90(4), 859–869. https://doi.org/10.1785/0119990114
- D'Alessandro, A. (2026). Time-dependent magnitude homogenization and its impact on seismic completeness, b-values, and aftershock productivity: Insights from the New Zealand earthquake catalogue. Journal of Seismology, 30(5), 96. https://doi.org/10.1007/s10950-026-10451-y
- Mirwald, A., Mizrahi, L., Enescu, B., & Wiemer, S. (2026). b-values of large earthquake sequences depend on their mainshock location. Geophysical Research Letters, 53(14), e2025GL121450. https://doi.org/10.1029/2025GL121450
- Gulia, L., Wiemer, S., Biondini, E., Enescu, B., & Vannucci, G. (2024). Improving the foreshock traffic light systems for real-time discrimination between foreshocks and aftershocks. Seismological Research Letters, 95(6), 3579–3592. https://doi.org/10.1785/0220240163
- Öncel, A. O., & Wilson, T. (2007). Anomalous seismicity preceding the 1999 Izmit event, NW Turkey. Geophysical Journal International, 169(1), 259–270. https://doi.org/10.1111/j.1365-246X.2006.03298.x
🔬 Bu Sayfa Neyi İddia Etmiyor?
Bu sayfa bir deprem tahmin aracı değildir. 2 Ekim 2025 depreminin daha büyük bir depremin öncüsü olmadığını kesin olarak söylemez. Yalnızca mevcut veriler ve istatistiksel çalışmalar ışığında bağımsız bir ana şok olarak değerlendirilebileceğini aktarır. Sayfadaki yüzde 5 değeri Marmara'ya özgü bir olasılık değil, genel bir istatistiktir. Fay düzlemi çözümüne ilişkin bilgi bir kurumun ön çözümüne dayanır, depremi üreten fayın adını kesin olarak belirlemez. İzolatörlere ilişkin oranlar örnek projelerde elde edilmiş değerlerdir, her binada garanti edilmez. Vs30 haritaları tarama amaçlıdır, parsel ölçeğinde zemin etüdünün yerine geçmez. Jeotermal ve insan kaynaklı depremler bölümü, Türkiye'deki belirli bir sahanın deprem ürettiğini ileri sürmez, izleme ve denetim gereğini vurgular. 2026 Ek Analiz'deki b-değeri sonuçları, posterin kendi kalite kontrolünün de işaret ettiği gibi, düzeltilmiş bir katalogla yeniden sınanması gereken ön sonuçlardır.
🧭 Bu Depremden Ne Çıkarabiliriz, Ne Çıkaramayız?
✅ Çıkarılabilecekler
- Sığ depremler yüzeyde daha güçlü hissedilebilir.
- Aynı büyüklükteki depremler farklı yerlerde farklı şiddet yaratabilir.
- Marmara'daki fay sistemi tek bir çizgiden ibaret değildir.
- Zemin ve yapı özellikleri hissedilen sarsıntıyı etkiler.
- İnsan kaynaklı sismisite bazı koşullarda gerçek bir olgudur.
❌ Çıkarılamayacaklar
- "Büyük Marmara depremi kesin yaklaşıyor."
- "Büyük Marmara depremi artık olmayacak."
- "Bu deprem kesinlikle öncü değildir."
- "Şu ilçe güvenlidir."
- "Vs30 haritasına bakarak parsel seçilebilir."
- "Jeotermal alanların tamamı yüksek deprem risklidir."
- "b-değeri düştü, büyük deprem geliyor."
✅ Okuduktan Sonra Kendinize Sorun
- Sarsıntı başladığında ilk refleksim çök-kapan-tutun mu?
- "Büyüklük" ile "şiddet" arasındaki farkı bir yakınıma anlatabilir miyim?
- Oturduğum binanın kat sayısı ile altındaki zeminin baskın periyodu birbirine yakın mı? Bunu nereden öğrenebilirim?
- Binamız kentsel dönüşüme girerse, sözleşmede sismik izolasyonu ve bağımsız denetimi talep edecek miyiz?
- Bu depremi hissettiysem, deneyimimi AFAD ya da EMSC'nin hissedilme formuna bildirdim mi?
- "İnsan kaynaklı deprem" haberlerinde uyarılmış deprem, tetiklenmiş deprem ve katalogdaki "patlama" kaydını ayırt edebiliyor muyum?
🌍 Özet: Sığ Deprem, Derin Dersler
3 Ekim 2025'te Akit TV'de yayınlanan bu röportaj, Marmara Denizi'nde Tekirdağ havzasının doğu ucundaki ikincil bir yapıda meydana gelen sığ, normal faylanmalı Mw 5,0 depreminden yola çıkıyor. Mevcut verilerle depremi, dallanan kırık sisteminin bir parçasında meydana gelen bağımsız bir ana şok olarak değerlendiriyor ve öncü olup olmadığının ancak geriye dönük olarak kesinleşebileceğini not ediyor. Asıl dersi ise hissettiğimiz şiddetin büyüklük kadar derinlik, zemin, kat ve yapım biçiminden de etkilendiği gerçeğinde buluyor. Sismik izolasyon, Vs30 tabanlı yer seçimi ve insan kaynaklı depremlerin izlenebilir verilerle denetlenmesi bu dersin üç ayağı.
⚡ Acil Eylemler
- Sarsıntıda çök-kapan-tutun yapın; depremi hissettiyseniz AFAD ya da EMSC formunu doldurun
- Binanızda kat kat hissedilen şiddeti derleyip belediyenin imar birimine iletin
- USGS Global Vs30 haritasında oturduğunuz bölgeye ilk bir bakış atın; parsel için zemin etüdünü isteyin
🌍 Uzun Vadeli Hedefler
- Kentsel dönüşümde, uygun parsellerde sismik izolasyonun sözleşmeyle güvence altına alınması
- Kat yüksekliğinin ölçülmüş zemin periyoduna göre planlanması
- Jeotermal sahalarda yoğun yerel ağ, açık veri ve trafik ışığı protokolü; AFAD bünyesinde izleme birimi
- Su, petrol ve atık bertarafı kuyuları için ulusal envanter ve enjeksiyon izleme
Büyüklük Değil Şiddet: Zemini, Katı ve Yapıyı Birlikte Okumak
Marmara'daki sığ deprem, bir depremin etkisini yalnızca büyüklüğüyle okumanın yetersiz olduğunu bir kez daha gösterdi. Ortak payda aynı: riski genellemeyle değil ölçümle tanımlamak ve kararları kaynak kontrolüyle vermek.
- Aki, K. (1965). Maximum likelihood estimate of b in the formula log N = a − bM and its confidence limits. Bulletin of the Earthquake Research Institute, 43, 237–239.
- Atkinson, G. M., & Wald, D. J. (2007). "Did You Feel It?" intensity data: A surprisingly good measure of earthquake ground motion. Seismological Research Letters, 78(3), 362–368. https://doi.org/10.1785/gssrl.78.3.362
- Bohnhoff, M. (2026). Rethinking the Main Marmara Fault—Seismotectonic complexity and seismic hazard in the Istanbul–Marmara region. Geophysical Journal International, 246(3), ggag253. https://doi.org/10.1093/gji/ggag253
- Bossu, R., Steed, R., Mazet-Roux, G., Roussel, F., & Etivant, C. (2015). The EMSC tools used to detect and diagnose the impact of global earthquakes from direct and indirect eyewitnesses' contributions [Bildiri]. EMSC.
- Cepni, O., Genc, I. H., Gunduz, L., & Yılmaz, M. H. (2026). Fault lines of value: The impact of earthquake risk on Istanbul housing market. The Journal of Real Estate Finance and Economics, 73(3), 575–608. https://doi.org/10.1007/s11146-026-10070-x
- D'Alessandro, A. (2026). Time-dependent magnitude homogenization and its impact on seismic completeness, b-values, and aftershock productivity: Insights from the New Zealand earthquake catalogue. Journal of Seismology, 30(5), 96. https://doi.org/10.1007/s10950-026-10451-y
- Dikmen, S. U., Edinçliler, A., & Pınar, A. (2015). Northern Aegean earthquake (Mw = 6.9): Observations at three seismic downhole arrays in Istanbul. Soil Dynamics and Earthquake Engineering, 77, 321–336. https://doi.org/10.1016/j.soildyn.2015.06.008
- Ellsworth, W. L., Giardini, D., Townend, J., Ge, S., & Shimamoto, T. (2019). Triggering of the Pohang, Korea, earthquake (Mw 5.5) by enhanced geothermal system stimulation. Seismological Research Letters, 90(5), 1844–1858. https://doi.org/10.1785/0220190102
- Ertuncay, D., Buyukakpinar, P., Fornasari, S. F., & Tan, O. (2025). 23 April 2025 Marmara Sea (Mw 6.3), Türkiye earthquake: Mainshock, aftershock, and ground observations. Seismica, 4(2). https://doi.org/10.26443/seismica.v4i2.1773
- Gasperini, L., Stucchi, M., Cedro, V., Meghraoui, M., Ucarkus, G., & Polonia, A. (2021). Active fault segments along the North Anatolian Fault system in the Sea of Marmara: Implication for seismic hazard. Mediterranean Geoscience Reviews, 3(1), 29–44. https://doi.org/10.1007/s42990-021-00048-7
- Ge, S., Liu, M., Lu, N., Godt, J. W., & Luo, G. (2009). Did the Zipingpu Reservoir trigger the 2008 Wenchuan earthquake? Geophysical Research Letters, 36(20), L20315. https://doi.org/10.1029/2009GL040349
- Gulia, L., Wiemer, S., Biondini, E., Enescu, B., & Vannucci, G. (2024). Improving the foreshock traffic light systems for real-time discrimination between foreshocks and aftershocks. Seismological Research Letters, 95(6), 3579–3592. https://doi.org/10.1785/0220240163
- Görgün, B., Yalçınkaya, E., Görgün, E., Bohnhoff, M., Martínez-Garzón, P., & Alp, H. (2025). Investigation of fault zone head waves along the 1912 Mw 7.4 Şarköy–Mürefte (Ganos) earthquake rupture zone in NW Türkiye. Geophysical Journal International, 242(1), ggaf148. https://doi.org/10.1093/gji/ggaf148
- Heath, D. C., Wald, D. J., Worden, C. B., Thompson, E. M., & Smoczyk, G. M. (2020). A global hybrid VS30 map with a topographic slope–based default and regional map insets. Earthquake Spectra, 36(3), 1570–1584. https://doi.org/10.1177/8755293020911137
- Hough, S. E. (2015). Shaking intensity from injection-induced versus tectonic earthquakes in the central-eastern United States. The Leading Edge, 34(6), 690–697. https://doi.org/10.1190/tle34060690.1
- Husen, S., Wiemer, S., & Smith, R. B. (2004). Remotely triggered seismicity in the Yellowstone National Park region by the 2002 Mw 7.9 Denali fault earthquake, Alaska. Bulletin of the Seismological Society of America, 94(6B), S317–S331. https://doi.org/10.1785/0120040617
- Keranen, K. M., Weingarten, M., Abers, G. A., Bekins, B. A., & Ge, S. (2014). Sharp increase in central Oklahoma seismicity since 2008 induced by massive wastewater injection. Science, 345(6195), 448–451. https://doi.org/10.1126/science.1255802
- Knodel, E., Wald, D. J., Quitoriano, V., & Loos, S. (2026). The intensity gap: A global analysis of who responds to the crowdsourced "Did You Feel It?" system. Seismological Research Letters, 97(3), 2082–2106. https://doi.org/10.1785/0220250168
- Kramer, S. L. (1996). Geotechnical earthquake engineering. Prentice Hall.
- Mirwald, A., Mizrahi, L., Enescu, B., & Wiemer, S. (2026). b-values of large earthquake sequences depend on their mainshock location. Geophysical Research Letters, 53(14), e2025GL121450. https://doi.org/10.1029/2025GL121450
- Murru, M., Akinci, A., Falcone, G., Pucci, S., & Parsons, T. (2016). M ≥ 7 earthquake rupture forecast and time-dependent probability for the Sea of Marmara region, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 121(4), 2679–2707. https://doi.org/10.1002/2015JB012595
- Öncel, A. O., & Wilson, T. (2007). Anomalous seismicity preceding the 1999 Izmit event, NW Turkey. Geophysical Journal International, 169(1), 259–270. https://doi.org/10.1111/j.1365-246X.2006.03298.x
- Qu, Z., Wang, F., Chen, X., Wang, X., & Zhou, Z. (2023). Rapid report of seismic damage to hospitals in the 2023 Turkey earthquake sequences. Earthquake Research Advances, 3(4), 100234. https://doi.org/10.1016/j.eqrea.2023.100234
- Şahin, G., Okalp, K., Kockar, M., Yilmaz, M., Jalehforouzan, A., Temiz, F., Askan, A., Akgun, H., & Erberik, M. A. (2024). Development of a GIS-based predicted-VS30 map of Türkiye using geological and topographical parameters: Case study for the region affected by the 6 February 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Seismological Research Letters, 95. https://doi.org/10.1785/0220230321
- Schultz, R., & Wiemer, S. (2026). Forecasting the rate of induced seismicity as a neural temporal point process. Journal of Geophysical Research: Machine Learning and Computation, 3(1), e2025JH001052. https://doi.org/10.1029/2025JH001052
- Schultz, R., Lanza, F., Dyer, B., Karvounis, D., Fiori, R., Shi, P., Ritz, V., Villiger, L., Meier, P., & Wiemer, S. (2025). The bound growth of induced earthquakes could de-risk hydraulic fracturing. Communications Earth & Environment, 6(1), 995. https://doi.org/10.1038/s43247-025-02881-2
- Thompson, E. M., Wald, D. J., & Worden, C. B. (2014). A VS30 map for California with geologic and topographic constraints. Bulletin of the Seismological Society of America, 104(5), 2313–2321. https://doi.org/10.1785/0120130312
- Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği. (2018). Resmî Gazete (Sayı: 30364 Mükerrer, 18 Mart 2018). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/03/20180318M1-2.htm
- Wald, D. J., & Allen, T. I. (2007). Topographic slope as a proxy for seismic site conditions and amplification. Bulletin of the Seismological Society of America, 97(5), 1379–1395. https://doi.org/10.1785/0120060267
- Walsh, F. R., & Zoback, M. D. (2015). Oklahoma's recent earthquakes and saltwater disposal. Science Advances, 1(5), e1500195. https://doi.org/10.1126/sciadv.1500195
- Weichert, D. H. (1980). Estimation of the earthquake recurrence parameters for unequal observation periods for different magnitudes. Bulletin of the Seismological Society of America, 70(4), 1337–1346.
- Wetmiller, R. J., Horner, R. B., Hasegawa, H. S., North, R. G., Lamontagne, M., Weichert, D. H., & Evans, S. G. (1988). An analysis of the 1985 Nahanni earthquakes. Bulletin of the Seismological Society of America, 78(2), 590–616.
- Wiemer, S. (2001). A software package to analyze seismicity: ZMAP. Seismological Research Letters, 72(3), 373–382. https://doi.org/10.1785/gssrl.72.3.373
- Wiemer, S., & Wyss, M. (2000). Minimum magnitude of completeness in earthquake catalogs: Examples from Alaska, the western United States, and Japan. Bulletin of the Seismological Society of America, 90(4), 859–869. https://doi.org/10.1785/0119990114
- Yeck, W. L., Hayes, G. P., McNamara, D. E., Rubinstein, J. L., Barnhart, W. D., Earle, P. S., & Benz, H. M. (2017). Oklahoma experiences largest earthquake during ongoing regional wastewater injection hazard mitigation efforts. Geophysical Research Letters, 44(2), 711–717. https://doi.org/10.1002/2016GL071685



Comments
Post a Comment