🪨 Nohuttan Çıkan Taş
🪨 Nohuttan Çıkan Taş
The Stone in the Chickpeas
Kapanma saatine yakın bir yemekhane, bir kâse çorba ve tepsiden çıkan bir taş; ardından Edinburgh'da geçen 1993 yılı.
Yazının Özü
Yeni açılan, depreme karşı güçlendirilmiş üniversite yemekhanesinde, kapanma saatine yakın içilen bir çorba ve nohuttan çıkan bir taş… Bu küçük olay, 1993'te Edinburgh Üniversitesi'nde geçen doktora yıllarını, annemin yanıma koyduğu tarhana kavanozunu ve gece gündüz açık kalan bir üniversite kültürünü hatırlattı. Yazı, bir yemekhane anısından yola çıkarak üniversitelerin yalnızca binalarını değil, çalışma alışkanlıklarını da düşünmeye davet ediyor.
📍 Not: Bu yazı bir şikâyet metni değil, bir anı-denemedir. Taş, yalnızca hikâyenin başladığı yerdir.
Kapanmaya Yakın
Yeni yemekhane: güçlendirilmiş binası, ayrı giriş kapıları ve ortak çıkış kapısı.
Edinburgh, 1993
Lisansüstü çalışma katı, 75 sterlinlik bench fee ve sürdürülemeyen fish and chips.
Annemin Tarhanası
Bitmek bilmeyen bir kavanoz, tencere yemekleri ve Catrine Teyze'nin “cooking for everyday” sözü.
Işıkları Sönmeyen Üniversiteler
Gece gündüz açık bir bilim fabrikası ile hafta sonu kapıya vurulan asma kilit.
Tepsideki Taş
Nohuttan çıkan taş, tutulmayan tutanak ve kapının önünde sigara içen gençler.
Üniversitede yemekhaneye genellikle geç giderim. Bugün de öyle yaptım: kapanma saatine yakın, kalabalık çekilmiş, tepsilerin sesi seyrelmişken. Yeni yemekhanemiz açıldı. Depreme karşı güçlendirilmiş, her yeri neredeyse sıfır kilometre, tasarımı da gerçekten güzel.
Öğrenciler ve öğretim üyeleri farklı kapılardan giriyor; ama çıkış kapıları aynı. İnsan farklı kapılardan girse de sonunda aynı kapıdan çıkıyor. Oysa bazı üniversitelerde öğrenci-personel ayrımı yoktur; herkes aynı yerde yer, aynı yerde içer.
Kuzey Amerika üniversitelerinde ise Türkiye'dekine benzer bir yemekhane sistemi yok. Daha çok AVM'lerin üst katlarında gördüğümüz büyük yemek alanlarına benzeyen, çok sayıda alternatif sunan mekânlar var. Bu bana çok daha iyi bir sistem gibi görünüyor; çünkü üniversite içinde öğrencilere çalışma fırsatı da sunuyor.
Bu söz, geç gidince daha rahat işliyor. Benim neslim biraz çorbacıdır; yeni nesil, Z kuşağı, çorbaya daha mesafeli. Önümdeki kâseden yükselen buharı görünce aklım, otuz üç yıl önce başka bir ülkede içtiğim çorbalara gitti.
Yurt dışında gördüğüm ilk üniversite yemekhanesi Edinburgh Üniversitesi'ndeydi. Orada lisansüstü öğrenciler için ayrılmış bir çalışma katı vardı. Öğrenciler burada çalışıyor, "öğrenci öğrenciden öğrenir" anlayışı kendiliğinden işliyordu. Türkiye'de buna benzer bir düzen görmedim.
Edinburgh Üniversitesi bu ofislerde çalışabilmem için benden bench fee almıştı: 1993 yılında 75 sterlin.
Birkaç gün sonra hesabı yaptım: fish and chips benim için ekonomik olarak sürdürülebilir değildi. Geldiğim ülkeye göre her şey oldukça pahalıydı. Kaldığım evden sandviç getirmeye başladım.
Çorba deyince, annemin Edinburgh'a giderken yanıma koyduğu tarhana kavanozunu da not etmeliyim. Bana göre tarhana, insanlığın mutfak mirasında yeri olan büyük bir buluştur.
Günlerim tarhana çorbasıyla geçti. O zamanlar üniversitede çalışmaya daha fazla zaman ayırabilmek için tencere yemeği yapıyordum; zaten Türk geleneksel mutfağı, ev yemekleri, çoğunlukla tencere yemekleridir. Öyle bereketliydi ki birkaç gün üst üste tarhana içsem de kavanoz bitmek bilmiyordu.
Bir keresinde, odasını kiraladığım evin hanımı Catrine Teyzemiz bana şöyle demişti:
Buna gerçekten vaktim yoktu. Edinburgh'da bulunma amacım doktora çalışmalarımı yapmaktı. Üniversite 24 saat açıktı, personeli ayaktaydı; herkes gecenin geç saatlerine kadar çalışırdı.
Geçenlerde Bilim ve Teknoloji Derneği'nin Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeki toplantısında bir söz işittim:
Evet, gerçekten öyle: bir bilim fabrikası gibi, haftanın yedi günü, günün yirmi dört saati açık. Türkiye'de bilimsel üretimdeki kısırlığı tartışanlar, üniversitelerin ışıklarının kaç saat açık kaldığı konusuna hiç değinmezler.
Türkiye'ye döndükten sonra bir hafta sonu üniversiteye gitmek istedim; herhalde yurt dışından kalma bir alışkanlıktı. Kapıya vardığımda bir asma kilitle karşılaştım. Üniversitenin kapısına hafta sonu kilit vurulması beni çok şaşırtmıştı. Sonradan öğrendim ki hafta sonu üniversitede çalışabilmek için öğretim üyeleri dahil herkesin izin alması gerekiyormuş.
Dönelim bugünkü yemekhane olayına. Tepside klasik Türk yemekleri vardı: çorba, pilav, yoğurt ve nohut. Yemeye başladım; bir süre sonra ağzımda sert bir şey hissettim, çıkardım. Düpedüz bir taştı. Fark etmeseydim ya dişimi kıracaktım ya da yutacaktım.
Hemen orada gördüğüm kıdemli bir hocamıza döndüm: "Yemeğimden taş çıktı, ne yapayım?" "Kafalarına fırlat!" diyerek güldü.
Taşı orada çalışan görevliye verdim ve sordum: "Tutanak tutacak mısınız, adımı yazacak mısınız?" İsmimi sordu; ama ne tutanak tutuldu ne de başka bir şey yapıldı.
Gülerek çıkarken bir başka hocamız yanaştı: "Yemekten taş mı çıktı?" "Evet," dedim, "hem de bayağı bir taş. Pirinçten çıkar diye beklerdim, ama nohuttan çıktı."
Gülerek döndüm. Gerçekten şaka gibiydi.
Dönerken yemekhanenin önünde ellerinde sigarayla duran gençleri gördüm. Hepsi çok gençti. Sigarayla mücadele eden Yeşilay gönüllüleri neden buralarda dolaşıp bilgilendirme yapmaz, diye geçti aklımdan. Eskiden bu kadar sigara içen gözüme batmazdı.
Sıfır kilometre bir bina, depreme karşı güçlendirilmiş duvarlar, güzel bir tasarım… Ama nohuttan taş çıkıyor, tutanak tutulmuyor, hafta sonu kapıya kilit vuruluyor.
Sizin üniversitenizde ışıklar saat kaçta sönüyor ve bir öğrencinin, bir araştırmacının gece yarısı çalışabileceği bir kapı hâlâ açık mı?
Bu yazıda geçen ve her okurun bilmeyebileceği ifadelerin kısa açıklamaları.
Bench fee: Bazı İngiliz üniversitelerinde, lisansüstü öğrenci veya misafir araştırmacının laboratuvar ya da çalışma alanını (masa, ofis, altyapı) kullanması karşılığında ödediği ücret (bkz. Edinburgh, 1993).
Lisansüstü (graduate) öğrenci: Yüksek lisans veya doktora düzeyinde öğrenim gören öğrenci.
Fish and chips: Kızarmış balık ve patates kızartmasından oluşan, Britanya'ya özgü geleneksel bir yemek.
Tarhana: Un, yoğurt ve sebzelerin fermente edilip kurutulmasıyla hazırlanan, uzun süre saklanabilen geleneksel Türk çorbalığı (bkz. Annemin Tarhanası).
Tencere yemeği: Tek kapta, genellikle birkaç öğün yetecek miktarda pişirilen ev yemeği.
"Tekkeyi bekleyen çorbayı içer": Sabırla bekleyenin, sonunda emeğinin karşılığını alacağını anlatan atasözü (bkz. Kapanmaya Yakın).
Z kuşağı: Kabaca 1997–2012 yılları arasında doğan kuşak.
Yeşilay: Türkiye'de tütün, alkol ve diğer bağımlılıklarla mücadele eden sivil toplum kuruluşu (bkz. Kapının Önünde).


Comments
Post a Comment