🌾 Toprak, Bağ ve Anneannem Azize Usta
Rahmetli Anneannem Azize Usta
Kişisel Gözlem · Bilimsel Perspektif · Prof. Dr. Ali Osman Öncel
Rahmetli Anneannem Azize Usta
Bazen, sessiz bir akşamda, gözlerimi kapadığımda hâlâ o toprak kokusunu alırım. Develi’nin yaz güneşi, taş duvarlardan yansıyan ışık, ve anneannemin bahçesinde esen hafif rüzgâr… Zaman geriye doğru kayar; ben yine o çocuğum, o uzak bağlara giden yollarda.
Yazların Çağrısı
Küçük yaşlarda, yazları yanına Kayseri Develi’ye gittiğimizde Rahmetli Anneannem Azize Usta sıklıkla bahçesine ve arada bir de bağlarına götürürdü. Argıncık ve Yazıbağ olarak aklımda kalan o bağlara gitmeden önce haber verirdi. Çünkü oldukça uzak mesafelerdeydiler. Bu nedenle yol uzun olduğu için Yukarı Fenese’den Rahmetli amcam Taşçı Osman’dan eşeğini ödünç alırdım.
Amcam Rahmetli’nin eşekleri güçlü olurdu. Bunun nedeni, Yukarı Fenese’de evlerde su olmadığı için eşek en önemli “su taşıma” emekçisiydi. Fakat Rahmetli Anneannem’in evi Aşağı Everek’te ve evin içinde su akardı. Yaz tatili benim için Aşağı Everek ile Yukarı Fenese arasında geçerdi. Yukarı Fenese, Keyşin Havuzu olarak bilinen, Erciyes’in doğal suyuyla beslenen bir yüzme havuzuna sahip olduğundan çocuklar ve herkes için önemli bir uğrak yeriydi.
Çocukken eşek sırtında gidip geldiğim üzüm bağlarına Anneannem yürüyerek gider gelirdi. Hiçbir zaman ağzından “yoruldum!” dediğini duymadım. Bağlar gene yerinde duruyor; fakat Rahmetli Anneannem olmadığı için öksüz kaldılar.
Sabit Saatlerin Ritmi
Rahmetli Anneannem’in kafasında bir çalışma programı vardı ve bu programa göre gideceği saat hiç değişmezdi. Sanki bir devlet memuru gibi hep sabahın aynı saatinde gider, akşamın aynı saatinde dönerdi.
Aslında bunun en önemli nedeni, Develi’de her evin “butik tarımsal ve hayvansal gıda üretim merkezi” olarak çalışmasıydı. Sabah ahırdaki hayvanların sürüye katılımının sağlanması gerektiği için, bir Develi kadını olarak ilk vazife ahırdaki ineğe yol vermek, son görev de sürüyle gezen ineği akşam ahıra alıp sütünü sağmaktı. Bunun dışında gezen tavuklarla ilgili bakım ve takip ayrı bir iş olarak yapılırdı. İlave olarak, o zamanların ulaşım aracı olan eşekler de ahırların demirbaşları arasındaydı.
Bahçe veya bağlarında tek başına saatlerce, akşama kadar çalışır; öğlen arası bahçesinden topladığı sebzelerle hazırladığı ara öğüne beni ve hemen hemen aynı yaşlarda olduğum dayım Numan Usta’yı çağırırdı.
Yaşamı ve ömrü kendini toprağa ve Allah yoluna adamış örnek bir insan olarak geçti.
Bahçe ve bağlarını işleyen bir girişimci Anadolu kadını olarak, evinin damında içine toprak doldurduğu kasalarda bile sebze yetiştirir ve haliyle “her yerde üretim” mesajı verirdi.
Bazen evinin damında birlikte yemek yediğimizde ekmek kırıntılarını dahi israf etmez ve bana parmağımla kırıntıları toplamamı söylerdi:
“Ekmek kırıntılarını ye, cennette hurilerin güzel olsun.”
Göçün İzleri
Kendisinden küçük yaşlarda Makedonya-Yunanistan sınırındaki köyünden Türkiye’ye mübadele antlaşması gereği nasıl göç ettiği hikâyesini hep dinlemekten keyif aldım. Anlattığına göre göç sırasında akrabaları Kırklareli, Tarsus ve Kayseri olmak üzere dağıtılmışlardı. Göç süreciyle kurtulma hikâyesini “Atatürk bizi kurtardı” diyerek noktalardı.
Allah rahmet etsin. Anneannemin şahsındaki eski Anadolu kadınları hiç durmadı, hiç yorulmadı ve hiç isyan etmedi.
Bugün bağlar hâlâ orada. Toprak aynı toprağı, güneş aynı güneşi taşıyor. Ama o sabit saatlerde yürüyen ayaklar, o damdaki kasalar, o ekmek kırıntıları… hepsi bir sessizliğe gömülmüş. Anneannemin izini sürdüğümde, toprağa ve inanca adanmış bir ömrün ne kadar sade, ne kadar dirençli olduğunu yeniden görüyorum.
Peki siz, kendi çocukluğunuzun bağlarında, hiç yorulmayan bir sesi hâlâ duyuyor musunuz?