🌍 Deprem Gerçeği ve Çözümler — Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Söyleşisi
Deprem Gerçeği ve Çözümler:
Zonguldak Söyleşisinden
18 Soru
Prof. Dr. Ali Osman Öncel, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları ve Değerler Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (MEDEM)'nin düzenlediği canlı söyleşide deprem farkındalığından insan kaynaklı depremlere, İstanbul riskinden Zonguldak'ın maden boşluklarına kadar 18 soruyu yanıtladı. Bu sayfa söyleşinin deşifresini, her sorunun kaynak kontrolünden geçirilmiş güncel bir değerlendirmesiyle birlikte sunuyor.
🧭 Nasıl Okunmalı? — Kaynak ve Sınır
🎙️ Bugün Sorulsa bölümleri, ziyaretçinin bu sayfada okuyacağı esas metindir — 21 Eylül 2024'teki söyleşinin konuşma tonu ve ana düşünce akışı korunarak, Zotero kütüphanesi ve gerektiğinde WebSearch ile kaynak kontrolünden geçirilmiş, güncel bilgi ışığında yeniden ele alınmış hâlidir. Her bölümün altındaki 📚 2026 Bilimsel Dayanak satırı kullanılan kaynakları listeler.
📼 Orijinal Konuşma Metni ise 21 Eylül 2024'te gerçekten söylenmiş, hiç değiştirilmemiş sözlerdir — tarihsel/arşiv niteliğinde, her bölümün altında kapalı bir akordiyonda saklanır; isteyen açıp o gün tam olarak ne söylendiğini görebilir. Akordiyonun kapalı başlaması bir doğruluk hükmü değil: ikisi de kendi zaman katmanında anlamlıdır, biri geçmişi, diğeri bugünkü bilgi birikimini temsil eder — "Bugün Sorulsa" bir düzeltme değil, aynı konuşmanın farklı zaman katmanındaki karşılığıdır.
Bir bölüm için doğrudan eşleşen bir akademik kaynak bulunamadığında bu açıkça belirtilir, sessizce atlanmaz veya genel bir ifadeyle geçiştirilmez. Bu sayfa bir deprem tahmin aracı değildir; hiçbir bölümü belirli bir tarih ya da büyüklük öngörüsü sunmaz (bkz. sayfa sonundaki "Bu Sayfa Neyi İddia Etmiyor?" kutusu).
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları ve Değerler Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (MEDEM)'nin düzenlediği bu söyleşide Prof. Dr. Ali Osman Öncel, deprem farkındalığı eğitiminden başlayarak Avrupa Birliği'nin 2020 tehlike/risk haritalarını, zemin sağlığı ölçümünü, insan kaynaklı depremleri ve İstanbul'un uzun vadeli riskini ele aldı. Söyleşinin ikinci yarısında Kahramanmaraş depremlerinin Doğu Anadolu Fayı'ndaki büyüklük tahminini nasıl değiştirdiğine, bina güçlendirmeden yapı denetimine kadar pratik sorulara değindi. Son bölümde katılımcı akademisyenler barajlar, hava sıcaklığı-deprem ilişkisi, Zonguldak'ın maden boşlukları, deprem ışıkları ve sismik izolatör maliyeti üzerine sorular yöneltti.
(14 Ana + 4 İzleyici)
Süresi
(Pazarcık / Elbistan)
Azaltımı (Örnek Değer)
Söyleşi, "deprem farkındalığında eğitim ayağında neler yapılabilir?" sorusuyla açılıyor. Prof. Dr. Öncel bu soruyu, Avrupa Birliği'nin 2020 tarihli tehlike ve risk haritalarını göstererek uzun bir değerlendirmeye bağlıyor.
Kamu görevlilerine yönelik sertifikalı afet eğitiminin resmî çerçevesi bugün AFAD Afet Farkındalık Merkezi (AFM) üzerinden yürüyor — temel afet bilinci eğitmeni yetiştiren, sertifikalı bir program. Asıl eksik hâlâ aynı yerde: risk azaltma çalışmaları (imar, zemin etüdü, yapı denetimi) çevre-şehircilik tarafında, afet anı/sonrası müdahale AFAD'da, ikisi arasındaki köprü toplum eğitimi. 2020 Avrupa risk haritasının Doğu Anadolu Fayı'nda gösterdiği düşük beklenti, 2023 depremleriyle net biçimde aşıldı — bu, bölgesel risk haritalarının zemin ve fay verisi eksikliğinde ne kadar hızlı yanılabileceğinin somut bir örneği. Bir çekince eklemek isterim: "yediden yetmişe herkes" hedefi doğru ama ölçülebilir değil; asıl ihtiyaç, bu tür eğitimlerin kırmızı bölgelerde — yani fiilen risk taşıyan il ve ilçelerde — önceliklendirilmesi, genel bir farkındalık kampanyasından ziyade.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Deprem farkındalığı önemli; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın kamu görevlilerine yönelik verdiği deprem eğitimine ben de katıldım, her adımda sınav yapılıyor ve geçenlere devlet ortamında sertifika veriliyor — bu, dünya standartlarıyla başa baş bir seviye. Ama bu eğitim yalnızca kamu çalışanları için değil, yediden yetmişe herkes için olmalı. Deprem farkındalığı eğitiminden kastımız, afet öncesi, afet anı ve afet sonrasında ne yapılması gerektiğini kapsıyor; AFAD, deprem anı ve sonrası konusunda oldukça başarılı, ama deprem öncesi risk azaltma çevre ve şehircilik bakanlığının işi diyerek kendi kapsamının dışında bırakıyor. Oysa asıl amacımız, depremden sonra "beni duyan var mı" diye bağıran kimsenin kalmaması.
Bunu göstermek için 2020'de hazırlanan, tüm Avrupa'nın deprem risk durumunu gösteren bir harita kullanıyorum. Haritadaki kırmızı ve koyu kırmızı alanlar, deprem riskinin en yüksek olduğu — "toptan göçme" beklenen — bölgeleri gösteriyor; İstanbul civarı da bu haritada gösterilmiş, ve 6 Şubat depreminden önce Kahramanmaraş bölgesi de böyle işaretlenmişti. Harita "yüksek kayıp beklentisi" diyordu, biz gerçeğiyle karşılaştık: 50 binden fazla insanımızı ve yaklaşık 100 milyar dolarlık bir kaybı. Demek ki eğitim, tam bu kırmızı alanlara yoğunlaşmalı. Haritada Doğu Anadolu'daki beklenti daha düşük görünüyordu, çünkü o fayın 7,5'i geçmeyeceği düşünülüyordu; 7,8 geldi, kimse beklemiyordu, 9 saat sonra da 7,5 geldi. Bunun bir nedeni doğu bölgelerinde zemin ve jeofizik verilerinin batıya göre daha eksik olması olabilir.
Gezegen sismolojisi tarafı gerçekten büyüyen bir alan: NASA'nın InSight görevi Mars'ta yüzlerce "marsquake" kaydetti ve bu veriler gezegenin kabuk-manto sınırını haritalamakta kullanıldı — deprem burada gerçekten "rahmet" gibi çalışıyor, yıkıcı değil bilgi verici. Japonya örneğinde asıl kırılma noktası 1995 Kobe depremiydi: 6 bine yakın can kaybının ardından yapı yönetmeliği yeniden düzenlendi ve sismik izolasyon, bina yüksekliğine göre giderek daha geniş bir kapsamda zorunlu hale getirildi. Zonguldak'taki eski-yeni Safranbolu karşılaştırması hâlâ geçerli bir örnek — sağlam mühendislik, malzeme kalitesiyle birlikte, binanın hangi zemin üzerinde oturduğuna bağlı.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Depremi bir afet olarak değil, aslında bir "rahmet" olarak değerlendirmek lazım. Ayda ve Mars'ta da deprem olduğu için o gezegenlerin iç yapısını inceleyebiliyoruz; deprem, sıfır maliyetli bir enerjidir ve bugünkü teknolojiyle çok küçük depremleri bile kaydedebiliyoruz — bu sayede üzerinde yaşadığımız dünyanın merkezine kadar bilgi ediniyoruz. Venüs'te de 1990'ların başından beri benzer çalışmalar yapılıyor, öğrencilerimle Venüs'ün iç yapısı üzerine çalıştık. Japonya bunu tarih boyunca çok iyi özümsemiş; her büyük depremden sonra yapı yönetmeliklerini değiştiriyor. Bizde de örnekleri var: Zonguldak'ta eski Safranbolu asırlardır ayakta duruyor, ama deprem olsa yeni Safranbolu'da bir kısmı yıkılabilir — çünkü eski dönemin sağlam mühendisliği ile bugünün bazı modern, ama zayıf yapıları arasında fark var. Depremin afete dönüşmesinin en önemli nedenlerinden biri, zemin özelliklerinden yeterince yararlanılmadan yapılan mühendislik.
Şehir hastaneleri örneği hâlâ elimizdeki en güçlü kanıt — dünyada bu ölçekte, gerçek bir büyük depremde test edilmiş ilk sismik izolatörlü hastane ağı. Teknoloji tarafında da ilerleme var: Japonya'da E-Defense sarsma masasında test edilen üç boyutlu sismik izolasyon sistemleri, klasik yatay izolatörlerin yanına düşey sarsıntıyı da söndürmeyi hedefliyor. Bir çekince eklemek isterim: yüzde 3 maliyet artışına karşılık yüzde 80 risk azaltımı oranı evrensel bir sabit değil — projeden projeye, zemin sınıfından bina yüksekliğine göre değişen bir aralık; "%80'e kadar" diye okunmalı, garanti edilen bir sonuç olarak değil. Şehir hastaneleri modelinin sivil konutlara (şehir evleri) yaygınlaşması hâlâ maliyet ve talep sorunu — teknoloji üretiliyor, iç talep zayıf.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Depremle başa çıkan ülkeleri örnek almamız gerekiyor. Japonya'da 1995 Kobe depreminden sonra yapı yönetmelikleri değişti ve sismik izolasyonlu yapılaşma zorunlu hale geldi. Bunun sonucunu biz de gördük: 6 Şubat 2023'te Türkiye'deki şehir hastaneleri bu depremle başa çıktı — dünyada ilk kez bu ölçekte test edilen, yerli ve millî sismik izolatörlü yapılar ayakta kaldı, yurt dışından bilim insanları gelip inceledi. Şimdi yapmamız gereken, aynı modeli daha küçük ölçekte "şehir evleri" olarak yaygınlaştırmak. Sistem ülkemizde üretiliyor, hatta Ankara'daki fabrikalar iç pazarda alıcı bulamadığı için yurt dışına ihraç ediyor. Bu teknolojinin maliyeti yaklaşık yüzde 3 artırıyor, buna karşılık deprem riskini yaklaşık yüzde 80 azaltıyor — ilk sismik izolasyonlu yapı 1923'te Konya'da bir Amerikalı mimar tarafından yapılmıştı, 100 yıl sonra şehir hastaneleriyle bu teknoloji dünya ölçeğinde kanıtlanmış oldu.
Zemin sınıflandırmasının bilimsel ölçütü VS30 — yüzeyden ilk 30 metredeki ortalama kayma dalgası hızı — ve TBDY 2018'e göre ZA'dan ZF'ye altı kademede sınıflanıyor. Türkiye ölçeğinde, coğrafi ve topografik parametrelere dayanan bir GIS-tabanlı tahmini Vs30 haritası son yıllarda üretildi, özellikle 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen bölge için. Bu tür haritalar, mobil uygulamaların arkasındaki ham veriyi daha da güçlendiriyor. Yine de bir çekince eklemek isterim: bir uygulamanın verdiği 1 km çözünürlüklü tahmin, parsel ölçeğinde bir zemin etüdünün yerini tutmaz — vatandaşın önceliği hâlâ yapı denetim belgesine ve mümkünse yerinde ölçüme dayalı bir jeofizik rapora bakmak olmalı.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi'nin geliştirdiği ücretsiz bir mobil uygulama var; konumunuzu alıyor, binanın yaşını ve kat sayısını giriyorsunuz, zemin durumunu otomatik olarak saha verisinden okuyup deprem risk durumunu size gösteriyor. Bunun dışında 2012'den beri global ölçekte 1 km hassasiyetle yeryüzünün zemin sağlığını haritalayabiliyoruz. Ama vatandaşın kesin bilgiye ulaşmasının en pratik yolu, yapı denetim belgesine bakmak: bu belgede zemin türü A'dan E'ye kadar sınıflandırılıyor — A ve B iyi ve çok iyi, C orta, D ve E kötü ve çok kötü zemin demek. 2012 öncesi yapı denetiminden geçmemiş binalarda kat malikleri kararıyla sonradan yapı denetimi yaptırılabilir; benim oturduğum bina da bu şekilde sonradan denetimden geçirildi.
Bu, Zotero kütüphanemin kapsamadığı bir alan — jeofizik/jeoloji istihdamı ve ücretlendirme, araştırma makalelerinden çok mesleki/idari bir mesele, dolayısıyla burada akademik bir kaynak sunmuyorum. Söylenebilecek şey şu: 6 Şubat 2023 sonrası kamuoyunda jeofizik mühendisliğine ilgi arttı — bu söyleşide de anlatılan kontenjan dolması bunun bir işareti. Asıl yapısal sorun aynı kalıyor: belediyelerde ve yapı denetim zincirinde jeofizik/jeoloji mühendisi istihdamının zorunlu ve yeterli ücretli hale gelmesi, bir farkındalık kampanyasıyla değil, mevzuat ve denetim değişikliğiyle çözülebilecek bir konu.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa'daki jeofizik mühendisliği bölümü bu yıl ilk kez 25 kişilik kontenjanını doldurdu; daha önce birkaç öğrenciyle sınıf açılıyordu. Bunun bir nedeni istihdam sorunu: 2012 yılında İstanbul şube başkanıyken tüm ilçe belediyelerine "kurumunuzda jeofizik mühendisi çalışıyor mu" diye yazı yazmıştım, yüzde 95'inde çalışmadığı çıkmıştı — oysa imar ruhsatı veren belediyelerde bu incelemeyi yapacak jeofizik ve jeoloji mühendisi olmayınca inceleme eksik kalıyor. İkinci neden, düşük ücretlendirme: yer denetimi ayrı bir denetim kalemi değil, yapı denetim şirketleri bunu dışarıdan ucuza aldırıyor; asgari ücretin bile altında çalışan meslektaşlarım var. Kaliteden kaçarsanız, paradan da kaçarsınız — bu ikisi birbirini besliyor.
İnsan kaynaklı deprem gerçek bir olgu, atık su/jeotermal enjeksiyonun mevcut faylardaki basıncı değiştirerek depremi tetiklemesi literatürde iyi belgelenmiş; klasik örnek Hindistan'daki Koyna barajı — baraj dolmadan önce bölgede kayda değer deprem yokken, dolumdan sonra bölge düzenli deprem üretmeye başladı. Bir çekince eklemek isterim: "6,2" rakamı tek bir olayı değil, farklı iki rekoru karıştırma riski taşıyor — rezervuar/baraj kaynaklı tetiklenmede en büyük doğrulanmış olay 1967 Koyna depremi (yaklaşık M6,3), atık su enjeksiyonu kaynaklı en büyük doğrulanmış olay ise 2016 Pawnee (Oklahoma, M5,8) depremi; jeotermal enjeksiyonda bilinen en büyük olay 2017 Pohang'da (Güney Kore, M5,5) kaydedildi. San Andreas Fayı'ndaki sondaj derinliğinde de bir netleştirme gerekiyor: SAFOD (San Andreas Fault Observatory at Depth) projesi fayı yaklaşık 3,2 km derinlikte, eğik bir sondajla kesti — dünyanın en derin insan eliyle açılmış kuyusu (yaklaşık 12 km) Rusya'daki Kola Yarımadası'nda, ayrı bir fayla ilgisi yok; tetiklenen depremlerin çoğu birkaç kilometre derinlikteki sığ enjeksiyon bölgelerinde oluyor, bu insan sondajının en derin noktasıyla karıştırılmamalı. Sonuç değişmiyor: mevcut literatürde insan faaliyetiyle sıfırdan 7+ büyüklüğünde bir deprem üretildiğine dair bir kayıt yok; bilinen en büyük tetiklenmiş olaylar, büyüklük olarak çok daha küçük veya zaten var olan büyük bir stresin zamanlamasını öne çekme örnekleri.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
İnsanlar deprem üretebiliyor, bu bir gerçek — ama "dış güçlerin gizli bir silahla büyük deprem yaptığı" senaryosu farklı bir şey. Su, petrol ve jeotermal arama amaçlı açılan kuyularda yüksek basınçlı sıvı verildiğinde, yerin altındaki bir kırığa yakınsa deprem tetiklenebiliyor; bunlar 6,2 büyüklüğüne kadar ulaşmış durumda, hatta Amerika bile 2023'te resmen "insan deprem üretiyor" dedi. 8 bin yıldır deprem üretmemiş "ölü" kabul edilen bir kırık sistemi bile, yerin altındaki dengenin sürekli bozulmasıyla yeniden aktif hale gelebiliyor. Ama bunun bir sınırı var: bu tür tetiklenmeler en fazla 10-15 km derinlikte, insanın ulaşabildiği derinliklerde oluyor; dünyada insanın indiği en derin nokta San Andreas Fayı'nda 12 km civarında. 7,8 büyüklüğünde bir depremi sıfırdan, insan eliyle üretmek mümkün değil — insan ancak zaten var olan bir stresi tetikleyip zamanlamasını öne çekebilir.
Doğu Anadolu Fayı'nın "uzun sessizliği", 2023 depremlerinden hemen önce bir sismik boşluk (seismic gap) olarak yayınlanmıştı — yani fayın büyük bir deprem üretme potansiyeli literatürde zaten işaretliydi, sürpriz olan tam olarak ne zaman ve hangi büyüklükte geldiğiydi. 2023 sonrası yapılan Coulomb gerilim analizleri, depremin enerjiyi tüm hat boyunca boşaltmadığını gösteriyor: Bingöl-Karlıova üçlü kavşağında pozitif gerilim artışı var, Yedisu segmenti 1784'ten beri büyük deprem üretmemiş bir boşluk olarak izleniyor, Malatya-Elazığ-Bingöl arasında ve Pütürge segmentinde gerilim birikimi sürüyor — bu bölgelerde Mw 6,8-7,0 potansiyelinden söz ediliyor. Bu, "yapay deprem" iddiasına ihtiyaç duymadan, tamamen fayın kendi mekanik davranışıyla açıklanabilen bir tablo.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Bu kadar büyük bir depremi insan üretemez — bu ancak binlerce yılda bir biriken bir enerjinin sonucu. Sorun şu: geçmişte, aletsel ölçüm olmadığı için tarihsel depremlerin büyüklüğünü genelde olduğundan küçük belirlemişiz; bu yüzden bugün meydana gelen depremler tahmin ettiğimizden daha büyük geliyor. Doğu Anadolu Fayı için beklenti 7,5 sınırındaydı, 7,8 geldiğinde 0,4'lük fark küçük görünse de, dört tane 7,5 büyüklüğündeki depremin toplam enerjisine denk bir enerjidir. 6 Şubat 2023 depremleri bu fayın üretebileceği maksimum büyüklüğü, Kuzey Anadolu Fayı gibi 7,9'a kadar yükseltti; bu düzeltmenin gelecekteki yayınlara yansıması bekleniyor.
Zotero kütüphanemde bina güçlendirme mühendisliği literatürüne özgü bir kaynak yok — bu alan doğrudan yapı/inşaat mühendisliği kod ve pratiğine ait, benim araştırma arşivimin kapsamı dışında kalıyor. Söylenebilecek genel çerçeve şu: yüzde 40 eşiği, TBDY 2018 kapsamındaki mevcut bina değerlendirme yönetmeliğinin pratikte uygulanan bir kuralı; asıl belirleyici olan, güçlendirme kararının lisanslı bir yapı mühendisinin saha incelemesine dayanması, tek başına bir yüzde eşiğine değil.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Bina güçlendirme önemli bir seçenek; lisanslı, en az 10 yıl deneyimli, bakanlık tarafından yetkilendirilmiş yapı mühendislerinden destek alınması gerekiyor. Genel kural şu: eğer güçlendirme maliyeti, yeni bir bina yapmanın maliyetinin yüzde 40'ını geçmiyorsa, güçlendirme tavsiye ediliyor. Ama herkes finansal olarak kentsel dönüşüme girebilecek durumda değil — bu isteyen ile yapabilenin kapasitesi arasında bir açık yaratıyor ve bu da beraberinde sıkıntılar getiriyor.
Bu soru araştırma literatüründen çok idari bir süreçle ilgili, dolayısıyla burada Zotero taraması yapmadım — bu bölümün kaynağı yönetmelik metni ve resmî kurum uygulaması. TBDY 2018 ve yapı denetim mevzuatı, zemin türünü (A'dan E'ye) yapı denetim raporunda belgeliyor; vatandaşın pratik adımı hâlâ aynı: bir binayı alırken ya da kiralarken yapı denetim belgesini istemek, yoksa lisanslı bir firmadan hasarsız inceleme talep etmek.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Yapı denetiminden geçirmenin kimseye zararı yok — bunu kendi binamda denedim, komşularım önce "raporu kötü çıkarsa satamayız" diye çekindi, ama önceliğimiz can güvenliği olmalı. İki yöntem var: karotlu (numune alarak) inceleme ve hasarsız (jeofizik/görüntüleme tabanlı) inceleme. Hasarsız yöntemle yapılan incelemede bina hemen yıkıma gitmiyor, alternatif değerlendirme ve zaman yönetimi imkânı veriyor. 2012 öncesi yapılmış, yapı denetiminden hiç geçmemiş binalarda kat malikleri kararıyla sonradan denetim yaptırılabiliyor; yeni bir düzenlemeyle her binanın 5 yılda bir yapı denetiminden geçmesi planlanıyor — bu gerçekleşirse çok sağlıklı olur.
Marmara'nın İstanbul segmentindeki "gecikmiş sismik boşluk" hâlâ aktif bir araştırma konusu — GPS/jeodezi verileriyle fay üzerindeki sürünme (creep) ve kilitli bölümlerin sınırları izleniyor, İstanbul'un hemen güneyindeki segmentin gerinim biriktirmeye devam ettiği gösteriliyor. Bir çekince eklemek isterim: olasılık aralıkları (yüzde 40-65 gibi) farklı modellere ve zaman pencerelerine göre değişir, tek bir kesin sayı değildir — bu tür aralıkları "kesin bir tarih" gibi okumamak gerekir. Yıkılacak bina sayısına dair rakamlar konusunda da aynı ihtiyat geçerli: kaynağı belirsiz rakamlar yerine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin risk analizi çalışmaları gibi yöntemi açık kaynaklara bakmak daha sağlıklı.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
İstanbul ile Kahramanmaraş farklı: Kahramanmaraş bizzat fayın üzerine kurulmuş bir şehirdi, İstanbul ise Marmara'daki faya belli bir uzaklıkta. Ama Marmara Denizi'nin en az 2.000 yıllık bilinen bir deprem üretme geçmişi var — 1509 "Kıyamet Sûresi Depremi", 1766'daki çoklu deprem, 1894 depremi bunun kanıtları. 2004-2030 aralığında İstanbul'u etkileyecek büyük bir depremin olasılığı yüzde 40-65 aralığında hesaplanmıştı; 2030'a yaklaşırken bu pencere daralıyor. İstanbul'da deprem olmadan da yıkılacak bina sayısı için 2.000'den 200.000'e kadar farklı rakamlar söyleniyor; bu rakamların hangi araştırmaya dayandığı belirsiz olduğu için, kanıta dayanmayan spekülatif verilerden uzak durmak gerekiyor.
Kendi kütüphanemde bu konuya (yapısal olmayan risk/eşya sabitleme) özgü bir akademik kaynak yok — bu alan uluslararası literatürde "nonstructural hazard mitigation" başlığı altında daha çok mühendislik kılavuzlarında işleniyor, benim Zotero arşivim sismoloji/tektonik ağırlıklı olduğu için burada doğrudan bir eşleşme çıkmadı. AFAD'ın Afet Farkındalık Merkezi üzerinden yayınladığı eşya sabitleme kılavuzları güncel ve erişilebilir; asıl fark yaratacak adım, belediyelerin bu hizmeti aktif olarak sunması.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Bunlara "ikincil afet nedenleri" diyoruz — depremde ölenlerin yaklaşık yüzde 2-3'ü, sabitlenmemiş eşyaların altında kalmaktan kaynaklanıyor. Bina ve site yönetimleri, topladıkları aidatlardan bir bütçeyi bu amaca ayırabilir; AFAD'ın hazırladığı broşürlerle vatandaşlar kendileri de basit sabitleme işlemlerini yapabilir. Asıl ihtiyaç, belediyelerin bu konuda ücretsiz hizmet sunması ya da en azından teşvik edici bir denetim/cesaretlendirme mekanizması kurması; talep gelmezse bu hizmetler kendiliğinden yaygınlaşmıyor.
Japon adaları için olasılıksal deprem tehlike haritalaması üzerine Kijko ile birlikte yayınladığım bir çalışma vardı — orada da tam bu prensibi gösteriyorduk: kataloğu düzenli aralıklarla yeniden işlemek, tahminlerin isabetini doğrudan artırıyor. Türkiye'de 1996-2019 arasındaki güncelleme boşluğu hâlâ önemli bir yapısal eksiklik; asıl ihtiyaç, ham deprem kataloğu yerine düzenli aralıklarla güncellenen, tutarlı bir olasılıksal model — bu, tek seferlik bir harita güncellemesinden daha büyük bir kurumsal taahhüt gerektiriyor.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Japonya'da doktora sonrası araştırma bursuyla, Kanada'da da benzer bir bursla çalıştım; ikisi de son beş yılda doktorasını bitirmiş insanları iyi ücretle, seyahat desteğiyle kendi ülkelerine çekiyor. Her iki ülke de deprem tehlike haritalarını en az beş yılda bir güncelliyor — Kanada'da hocam John Adams, ülkenin deprem tehlike haritasının güncellenmesinden sorumluydu. Bizde ise 1996'daki haritadan sonra ancak 2019'da güncelleme yapılabildi, bu da neredeyse çeyrek asırlık bir boşluk. 6 Şubat 2023 depreminde gördüğümüz gibi, gerçekleşen ivme değerleri tahmin edilen maksimum değerleri aştı — bu da haritaların acil güncellenmesi gerektiğini gösteriyor.
Bu, "saha etkisi" (site effects) literatüründe iyi bilinen bir olgu — aynı deprem dalgası, farklı zemin katmanlarından geçerken farklı biçimde büyüyor ya da sönümleniyor, bu yüzden metrelerce yakın iki bina bile bambaşka bir sarsıntı yaşayabiliyor. Hong Kong gibi orta sismisiteli bölgelerde yapılan saha etkisi değerlendirmeleri, bu değişkenliğin küçük ölçekli, parsel bazlı jeolojik farklılıklardan (eski dere yatağı, dolgu zemin, kaya mostrası gibi) kaynaklanabildiğini gösteriyor — tam olarak Beylikdüzü örneğindeki gibi. Bu da neden "bu mahalle sağlam, şu mahalle zayıf" gibi genellemelerin yanıltıcı olabileceğini, ölçümün neden parsel ölçeğinde yapılması gerektiğini açıklıyor.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Bina direncini üç faktör belirliyor: zemin, yapı ve yükseklik. Yükseklik arttıkça depremin binaya etki gücü artıyor, malzeme kalitesi de fark yaratıyor. Ama Beylikdüzü'nde bir sitenin zemin etüt raporlarına baktığımda gördüm ki, aynı küçük site içinde bile zemin direnci ölçüme göre değişebiliyor — bir bina suya doygun bir zemin üzerinde, hemen yanındaki kaya zemin üzerinde olabiliyor; bu, eski bir dere yatağının ya da göl yatağının üzerine yapılaşmadan kaynaklanabiliyor. Bunu ancak jeofizik ölçümle görebilirsiniz, gözle ya da "burada hep sağlamdır" gibi genellemelerle değil.
Artçı depremlerin deprem tehlikesi tahminini nasıl etkilediği üzerine Alptek ile birlikte Kuzey Anadolu Fayı Zonu örneğinde bir çalışma yayınlamıştık — orada da tam bu ilkeyi gösteriyorduk: artçı şok istatistiklerini görmezden gelmek, bölgesel tehlike tahminini önemli ölçüde saptırabiliyor. Kümelenme/cluster analizi tarafında da yöntemler gelişiyor; Sumatra örneğinde grafik-tabanlı olasılıksal kümelenme ve tahmin yöntemleri kullanılıyor, benzer yaklaşımlar Türkiye'deki fay sistemlerine de uyarlanabilir. "Daha çok istasyon = daha çok kayıtlı deprem" gözlemi bugün de geçerli — bu yüzden il ölçeğinde deprem araştırma gruplarının rolü, ham katalogtan ziyade, bu kataloğu sürekli analiz eden bir insan/kurum kapasitesi kurmak.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Artık amatör sismometreler ucuzladı, herkes kendi evini bir deprem istasyonuna çevirebiliyor. Ama asıl konu, depremlerin zaman ve uzayda kümelenmesi (yığılma/cluster) — büyük depremler genelde bu kümelenen bölgelerde meydana geliyor. Artçı şoklar, yerin altındaki gerilmenin hangi yöne doğru göçtüğünü gösteriyor; o yöndeki bir kırığın olma zamanı öne çekilebiliyor. Bunu takip etmek, sadece "her gün deprem oluyor" diye kaygılanmakla değil, il ölçeğinde kurulacak uzman deprem araştırma gruplarının düzenli analiziyle mümkün. Bugün istasyon sayısı arttığı için daha çok deprem kaydediyoruz; bu, deprem sayısının arttığı anlamına gelmiyor, ölçüm kapasitemizin arttığı anlamına geliyor.
Söyleşinin bu bölümünde Prof. Dr. Öncel, sözlü anlatımdan slayt eşliğinde görsel anlatıma geçiyor: aynı depremde farklı zemin türlerinin (suya doygun zemin ile kaya zemin) nasıl farklı sinyaller kaydettiğini, 2012 Avrupa Birliği tehlike haritasının "her yer kaya" varsayımıyla hazırlandığı için Türkiye'nin gerçek zemin çeşitliliğini yansıtmadığını ve Zonguldak'ın kendi bölgesel yer direnç haritasını gösteriyor. Bu bölüm doğrudan bir soru-cevap değil, görsel materyal üzerinden yapılan bir anlatım olduğu için ayrı bir "2026 Cevabı" katmanına ayrılmadı.
Söyleşinin son bölümünde, katılımcı akademisyenler kendi sorularını yönelttiler. Bu bölümdeki soru sahiplerinin adları, söyleşide sunucu tarafından açıkça tanıtıldığı ve kayıt kamuya açık biçimde yayınlandığı için korunmuştur.
Baraj-deprem ilişkisinde Koyna hâlâ ders kitabı örneği; rezervuar dolum/boşalım döngüsünün yerin altındaki gözenek basıncını değiştirerek mevcut kırıkları tetiklediği iyi belgelenmiş bir mekanizma. Hava sıcaklığı-deprem ilişkisinde fiziksel bir bağlantı mekanizması yok: sismik kaynak derinliği genelde en az birkaç kilometre, yüzeydeki hava sıcaklığının bu derinliğe etkisi söz konusu değil; bir sıcak günün ardından deprem olması, istatistiksel olarak beklenen bir tesadüf — her gün dünyada onlarca hissedilir büyüklükte deprem oluyor. Kayseri'deki 2 katlı villalar için asıl soru, yükseklikten çok zemin: 2012 öncesi 8 kat altı binalarda zemin etüdü zorunlu değildi, bu yüzden bu villaların "az katlı, dolayısıyla güvenli" varsayımı yanıltıcı olabilir.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Evet, barajlar deprem tetikleyebilir — Çin'de 2008'de 7,8 büyüklüğünde bir deprem baraj yüküyle ilişkilendirilmişti, dünyada ilk kaydedilen örnek ise Hindistan'daki Koyna Barajı: baraj yapılmadan önce bölgede deprem yokken, dolumdan sonra bölge deprem üretmeye başladı. Sıcaklık konusunda ise: 30-40 km derinlikteki bir depremi yüzeydeki sıcaklığın tetiklediğine dair bilimsel bir kayıt yok, bu konuda içiniz rahat olsun. Kayseri'deki 2012 öncesi yapılmış 2 katlı villalar için zemin etüdü zorunluluğu, o dönem yalnızca 8 kat ve üzeri binalar içindi; bu yüzden bu villalarda geriye dönük bir zemin incelemesi yapılması gerekiyor olabilir.
Zonguldak taşkömürü havzasının yeraltı boşluklarına bağlı zemin çökmesi (tasman) riski, bölgesel jeoloji kaynaklarında bilinen bir konu; havzada geçmişte bu boşluklara bağlı bina hasarları kaydedilmiş. Havzanın tamamını kapsayan, gerçek zamanlı bir mikrosismik izleme ağının kurulu olup olmadığı, madencilik mühendisliği/TTK'nın kendi teknik raporlarına özgü bir bilgi — benim erişebildiğim akademik kaynaklarda buna dair net bir kayıt yok. Prensip açık: boşluk hacmi büyüdükçe ve destekleme (şist dolgusu, direk sistemleri) tam olmadıkça, sismik izleme olmadan çökme riskinin zamanlamasını önceden kestirmek zor.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Boşluklar ve çökmeler gerçekten hareket üretebilir; madenlerde sismik izleme yapılması gerekiyor — Maraş-Elbistan açık madeninde bu yönde bir teklifim olmuştu, ancak Türkiye'de bu tür izleme henüz yaygın değil. Bu tür boşlukların hareketlenmesi, üretime bağlı gerilme birikimi ya da çökme riski taşıyıp taşımadığı, sismik izlemeyle takip edilmeli.
"Deprem ışıkları" (earthquake lights) gerçek, belgelenmiş bir fenomen — piezoelektrik etki (kuvars içeren kayaçların gerilim altında elektrik yükü üretmesi) önde gelen açıklama, ama mekanizma üzerinde tam bir bilimsel konsensüs yok; gözlemlerin büyük kısmı riftleşme bölgelerinde ve genelde depremin sırasında/hemen öncesinde kaydediliyor, günler önceden bir "yıldız kayması artışı" öngörüsü değil. Bu yüzden 1999'daki gözlem muhtemelen gerçek bir atmosferik olay olsa da, sismolojide kabul görmüş bir deprem öncüsü olarak kullanılamaz. Karot alma ve mühendislik ahlakı konularında Zotero kütüphanemde doğrudan bir kaynak yok — bunlar da yapı mühendisliği pratiği ve meslek etiği alanına ait, benim araştırma arşivimin kapsamı dışında.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Deprem sırasında sürtünmeye bağlı "deprem ışıkları" görüldüğüne dair gözlemler var, ama depremden önce yıldızların hareketlenmesiyle ilgili sismoloji literatüründe bir kayıt yok — bu, benim bilgim dahilinde olmayan bir konu. Karot alma konusunda ben zaten karşıyım: jeofizik mühendisi olarak hasarsız yöntemleri öneriyoruz, tıpkı bir doktorun ameliyat öncesi önce röntgen çekmesi gibi. Ciddi bir şüphe varsa karotla doğrulama makul, ama rutin olarak binalarda karotlu delik açmak, sağlam bir binanın direncini de zayıflatabiliyor — bunu söyleyen inşaat mühendisleri var. Ahlak/dürüstlük konusuna gelince: Kanada'da profesyonel mühendislik unvanı almak için önce "dürüstlük referansı" isteniyor, bizde profesyonel mühendislik yasasının olmayışı en büyük sorunlardan biri.
Devlet destekli/zorunlu sismik izolasyon önerisi, şehir hastaneleri modelinin sivil konuta genişletilmesi tartışmasının doğal bir uzantısı. Maliyet-fayda tarafında proje bazlı çalışmalar, izolasyonlu binalarda ilk yatırım maliyetinin belirgin biçimde arttığını, buna karşılık taban kesme kuvvetinin de belirgin biçimde azaldığını gösteriyor — yani "%3 maliyet, %80 kazanç" oranı yönü doğru ama bir çekince eklemek isterim: bu, projeden projeye değişen bir aralık, her bina için garanti edilen sabit bir oran değil. TOKİ ve benzeri kamu konut üreticilerinin öncülük etmesi, hem üretici tarafında ölçek ekonomisi yaratır hem de talebi büyütür — ama bu, teknik bir mesele olmaktan çok bir kamu politikası tercihi.
📼 21 Eylül 2024 — Orijinal Konuşma Metni
Çok güzel bir öneri — bu teknolojiyi biz üretiyoruz, Ankara'daki fabrikalar iç pazarda alıcı bulamadığı için ihraç ediyor. Şehir hastaneleri bu teknolojiyle depremde başa çıktı, ama sivil konutlarda (TOKİ evleri dahil) henüz yaygınlaşmadı. Geçen bir binanın lansmanına çağrıldığımda sismik izolatör değil, kazıklı temel kullandıklarını öğrenince hayal kırıklığına uğradım — 21. yüzyıl teknolojisi ortadayken hâlâ kullanılmıyor. Asıl ihtiyaç, vatandaş talebinin ve TOKİ gibi kurumların öncülüğünün bir araya gelmesi; yüzde 3 maliyete karşılık yüzde 80 kazanç, aslında çok kârlı bir anlaşma.
🔄 2024 → 2026: Ne Değişti, Ne Değişmedi?
Değişenler
- Doğu Anadolu Fayı'nda 2023 sonrası Coulomb gerilim analizleri, Bingöl-Karlıova ve Pütürge segmentlerinde gerilim birikiminin sürdüğünü gösterdi (Büyükşaraç vd. 2025; Wang & Xu 2026).
- Türkiye ölçekli, GIS-tabanlı bir tahmini Vs30 haritası 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen bölge için üretildi (Şahin vd. 2024).
- Marmara-İstanbul sismik boşluğu üzerindeki fay sürünmesi, güncel GPS/jeodezi verileriyle daha ayrıntılı izleniyor (Becker vd. 2023).
Değişmeyen Temel Mesaj
Deprem farkındalığı, risk azaltmaya odaklı olmalı; zemin ve bina birlikte değerlendirilmeli; büyük bir depremi insanın sıfırdan üretmesi mümkün değil, ama mevcut faylardaki tetiklenme gerçek; İstanbul ve Marmara'nın uzun vadeli deprem üretme potansiyeli 2.000 yıllık bir kayıtla destekleniyor.
🔬 Bu Sayfa Neyi İddia Etmiyor?
Bu sayfa bir deprem tahmin aracı değildir; hiçbir bölümü belirli bir tarihte, belirli bir büyüklükte deprem olacağını söylemez. Kahramanmaraş ve Doğu Anadolu Fayı'na dair bölümler, tek başına bir binanın ya da bir olayın performansını belirlemez — bölgesel gerilim eğilimlerini özetler. Sismik izolatör ve zemin sınıflandırmasına dair yüzdelik oranlar, örnek/aralık değerlerdir, her proje için garanti edilen sabit sonuçlar değildir. Zonguldak'ın maden boşlukları ve bina güçlendirme maliyetine dair bölümler, teknik bir mühendislik raporunun yerini tutmaz.
✅ Okuduktan Sonra Kendinize Sorun
- Oturduğum ya da almayı düşündüğüm binanın yapı denetim belgesi var mı, zemin sınıfı nedir?
- Bölgem, 2020 Avrupa risk haritasındaki kırmızı/koyu kırmızı alanlardan birine yakın mı?
- Evimde deprem anında düşebilecek eşyalar sabitlenmiş mi?
- Binamın güçlendirme ya da yapı denetim maliyeti, yeni bir binanın maliyetinin yüzde 40'ını geçiyor mu?
- Duyduğum bir "deprem tahmini" ya da "yapay deprem" iddiasının kaynağı bilimsel bir kurum mu, yoksa sosyal medya mı?
Deprem Farkındalığı, Ölçüme ve Kaynağa Dayanmalı
Bu söyleşi, eğitimden zemin sağlığına, insan kaynaklı depremlerden İstanbul riskine kadar 18 soruyu ele aldı. Ortak payda aynı: genellemeyle değil, ölçümle ve kaynak kontrolüyle karar vermek.
- AFAD Afet Farkındalık Merkezi (AFM). T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı. afad.gov.tr/afm---afet-farkindalik-merkezi
- Becker, D., Martínez-Garzón, P., Wollin, C., Kılıç, T., & Bohnhoff, M. (2023). Variation of fault creep along the overdue Istanbul-Marmara seismic gap in NW Türkiye. Geophysical Research Letters. https://doi.org/10.1029/2022GL101471
- Brown, M. R. M., Ge, S., Sheehan, A. F., & Nakai, J. S. (2017). Evaluating the effectiveness of induced seismicity mitigation: Numerical modeling of wastewater injection near Greeley, Colorado. Journal of Geophysical Research: Solid Earth. https://doi.org/10.1002/2017JB014456
- Büyükşaraç, A., vd. (2025). Stress accumulation on the Karlıova (Bingöl) Triple Junction after two big earthquakes (Pazarcık-Ekinözü) in Turkey in 2023. Bulletin of Geophysics and Oceanography, 66(3).
- Çatlıoğlu, O., Mahçiçek, S. B., & Yanık, A. (2023). Project budget comparison of a conventional building and a seismically isolated building. İçinde 9th International Conference on Civil Engineering (ICCE 2022), Lecture Notes in Civil Engineering (Cilt 327). Springer. https://doi.org/10.1007/978-981-99-2532-2_44
- Cheloni, D., vd. (2025). Modeling the 2023 Türkiye earthquakes and strain accumulation along the East Anatolian Fault Zone. Remote Sensing, 17(13), 2270. https://doi.org/10.3390/rs17132270
- Ergintav, S., Reilinger, R., Çakmak, R., Floyd, M., Cakir, Z., Doğan, U., King, R., McClusky, S., & Özener, H. (2014). Istanbul's earthquake hot spots: Geodetic constraints on strain accumulation along faults in the Marmara seismic gap. Geophysical Research Letters. https://doi.org/10.1002/2014GL060985
- Field, E. H. (2000). Accounting for site effects in probabilistic seismic hazard analyses of Southern California: Overview of the SCEC Phase III report. Bulletin of the Seismological Society of America, 90(6B), S209–S221. https://doi.org/10.1785/0120000512
- Karabulut, H., Güvercin, S. E., Hollingsworth, J., & Konca, A. Ö. (2023). Long silence on the East Anatolian Fault Zone (Southern Turkey) ends with devastating double earthquakes (6 February 2023) over a seismic gap. Journal of the Geological Society. https://doi.org/10.1144/jgs2023-021
- Kijko, A., & Öncel, A. O. (2000). Probabilistic seismic hazard maps for the Japanese islands. Soil Dynamics and Earthquake Engineering, 20(5-8), 485–491. https://doi.org/10.1016/S0267-7261(00)00098-1
- Öncel, A. O., & Alptek, İ. Effect of aftershocks on earthquake hazard estimation: An example from the North Anatolian Fault Zone.
- Pappin, J. W., Koo, R. C. H., Free, M. W., & Tsang, H. H. (2008). Evaluation of site effects in Hong Kong. Electronic Journal of Structural Engineering. https://doi.org/10.56748/ejse.8701
- Petrillo, G., Gentili, S., & Dal Zilio, L. (2026). Graph-based probabilistic earthquake clustering and forecasting in Sumatra. Tectonophysics. https://doi.org/10.1016/j.tecto.2026.231137
- Şahin, G., vd. (2024). Development of a GIS-based predicted-Vs30 map of Türkiye using geological and topographical parameters: Case study for the region affected by the 6 February 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Seismological Research Letters, 95(4), 2044–2057. https://doi.org/10.1785/0220230321
- Singh, C., Bhattacharya, P. M., & Chadha, R. K. (2008). Seismicity in the Koyna-Warna reservoir site in Western India: Fractal and b-value mapping. Bulletin of the Seismological Society of America, 98(1), 202–207. https://doi.org/10.1785/0120070165
- Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği [TBDY]. (2018). Tablo 16.1: Yerel zemin sınıfları. T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD).
- USGS. San Andreas Fault Observatory at Depth (SAFOD). earthquake.usgs.gov/learn/parkfield/safod_pbo.php
- Wang, S., & Xu, C. (2026). The relationship between the Coulomb stress evolution of the East Anatolian Fault Zone in the past 200 years and the 2023 Türkiye double earthquakes. Advances in Space Research, 77, 4432–4450. https://doi.org/10.1016/j.asr.2025.11.126
- Yasuda, M., vd. (2017). Development of three-dimensional seismic isolation system using negative stiffness link mechanism and air levitation mechanism in series. Transactions of the JSME, 83(851), 17-00057. https://doi.org/10.1299/transjsme.17-00057


Comments
Post a Comment