🚫 Üç Şehir Hariç: Çanakkale'ye Yol

Çanakkale'ye Giden Yol: Bir İadenin Hikâyesi · JeoTurizm EduPanel
JeoTurizm EduPanel · Kişisel Tanıklık
Çanakkale'ye Giden Yol: Bir İadenin Hikâyesi
Prof. Dr. Ali Osman Öncel · aliosmanoncel.blogspot.com · 2026

Çanakkale'ye Giden Yol: Bir İadenin Hikâyesi

Kişisel Gözlem · Bilimsel Perspektif · Prof. Dr. Ali Osman Öncel

2016–2024

📅 İlk yayım: 12 Temmuz 2026 🔄 Son güncelleme: 12 Temmuz 2026 ⏱️ ~7 dk okuma 🖊️ JeoTurizm EduPanel
🌐 Dil:
Çanakkale'ye Giden Yol: Bir İadenin Hikâyesi

Çanakkale'ye Giden Yol: Bir İadenin Hikâyesi

Yazarın Notu

Bu metin bir hukuk raporu, savunma dilekçesi ya da akademik inceleme değildir. Burada anlatılanlar, yaşadığım olayların belleğimde bıraktığı izlerin kişisel tanıklığıdır. Tarihler ve temel olaylar resmî belgelerle doğrulanabilir nitelikte olmakla birlikte, anlatılan duygu ve gözlemler tamamen bana aittir. Bu nedenle amaç, bir tartışmayı yeniden açmak değil; yaşanmış bir dönemi, insanî yönüyle kayıt altına almaktır. Bu memorial, 1 Eylül 2016'da başlayan sürecin yaklaşık on yıl sonrasında, kişisel belleğim ve arşivimde bulunan resmî belgeler temel alınarak kaleme alınmıştır.

Bölüm 1 — Bekleyiş (2016–2019)

Sıra Numarası 1407

Her hikâyenin görünen bir başlangıcı vardır, bir de görünmeyen başlangıcı. Benim Çanakkale hikâyem, aslında 11 Temmuz 2019'da başlamadı.

1 Eylül 2016'ya kadar İstanbul'da, Avcılar'da, İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nde profesör olarak görev yapıyordum. O tarihten sonra bir kararname geldi — 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK). Ekli bir liste vardı, listede binlerce isim, ve o binlerce ismin arasında, 1407 numaralı sırada benim adım da yazıyordu. Bir kariyer, bir hayat, böylece bir sıra numarasına indirgendi.

Ardından gelen üç yıl, hafızamda tek bir kelimeyle özetleniyor: bekleyiş.

Üç Halka

Bu bekleyişin, birbirine geçmiş üç halkası vardı.

İlk halka, haksız bir gözaltıydı. Onu, aylarca — sonradan öğrendim ki tam 799 gün — süren bir soruşturma izledi. Soruşturma sonunda "kovuşturmaya yer olmadığına" karar verildi; yani baştan beri aranan suç, hiç bulunamadı. Ama 799 gün, bulunamayan bir suçun gölgesinde geçmişti bile.

İkinci halka, Beylikdüzü'ydü. Adli kontrol kararı gereği, her pazartesi Gürpınar karakoluna gidip parmak izi vermem gerekiyordu. Bir jeofizik profesörünün haftalık ritmi böyle değişti: dersler, makaleler, saha notları yerine, bir karakol koridorunda sıra beklemek.

Üçüncü halka ise yurt dışı yasağıydı — belki de en sessiz ama en derin kesinti. Daha önce Japonya'da ve Kanada'da bilimsel kurumlarla çalışmıştım; o kapılar, ülke dışına çıkamadığım için, bir bir kapandı. Türkiye'de üniversitede çalışmam zaten yasaktı; şimdi alternatif bir ülkede çalışma ihtimali de elimden alınmıştı. Geriye, ne burada ne orada, ortada kalmış bir bilim insanı kalıyordu.

Ailemin geçimi, bilimsel üretimimin tüm dayanakları — hepsi, bir gecede değil, bu üç yıllık sessiz aşınmada, yavaş yavaş ortadan kalktı.

Bölüm 2 — İade ve İlk Gün (Temmuz 2019)

İade

Bazı tarihler insanın belleğine bir mühür gibi basılır. Benimki 11 Temmuz 2019. O gün üniversiteye iade edildim ama bu iadenin küçük, açıklanmamış bir şartı vardı: İstanbul, Ankara ve İzmir dışında bir yer olacaktı. Bugün geriye dönüp baktığımda, o günlerin tuhaf bekleyişini, yarı sevinç yarı belirsizlik hâlini hâlâ hissedebiliyorum.

Bir Kuralın Gölgesinde

Kimse bana bu kuralın nereden geldiğini söylemedi. Rivayet böyleydi: büyük şehirler dışındaki üniversitelerde öğretim üyesi sayısını artırmak istiyorlardı. Bu kural bana hiçbir zaman yazılı bir belge olarak değil, üniversite koridorlarında sözlü olarak aktarıldı — sanki resmî olmayan bir gerçeklik, resmî bir kararnamenin ardından gelen sessiz bir ek şartmış gibi. Ama ben o günlerde başka bir şey düşünüyordum — mağduriyeti yaşayan bizler için "iade" kelimesi tam anlamıyla doğru muydu? Her üniversiteye iade vardı, evet. Ama bir parantez açılmıştı: İstanbul hariç, Ankara hariç, İzmir hariç. Kural kesindi. İtiraz edecek bir kapı yoktu.

İade edilmiştim. Ama aslında eski hayatıma dönemiyordum. Bir meslek geri verilmişti, fakat şehir seçme hakkı verilmemişti. İade kelimesi vardı; tam anlamıyla dönüş ise yoktu.

O günlerde elimde tek bir araç vardı: Facebook. "Hangi Üniversiteye? Çanakkale! Kırklareli! Yalova! Tekirdağ! Kocaeli! Isparta!" diye bir paylaşım yaptım, aslında kendi kendime soruyordum daha çok. Yorumlar art arda geldi. Çoğu kişi ısrarla Çanakkale diyordu.

İlk resmî tercihimi buna göre değil, inşaat mühendisliği bölümü bulunan illerin devlet üniversitelerine göre yapmıştım: Kırklareli, Tekirdağ, Yalova. Ama YÖK'ten (Yükseköğretim Kurulu) dönen cevap başka bir gerçeği hatırlattı — tercihlerimin, bünyesinde Jeofizik Mühendisliği bölümü bulunan üniversiteler arasından olması gerekiyordu. Yeniden bir liste hazırlamam istendi.

Bu kez yazdığım isimler şunlardı: Çanakkale, Kocaeli, Isparta. Hayatım boyunca onlarca bilimsel karar vermiştim. Ama belki de hayatımın en önemli kararı, bu ikinci listeyi yazarken şekilleniyordu. Sonunda YÖK'ten gelen tebligatta okuduğum isim Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'ydi. On beş gün içinde göreve başlamam gerekiyordu.

On beş gün. Bir hayatı, bir evi, bir şehri tanımak için hiç de uzun olmayan bir süre.

Otobüste Geçen Keşif Yolculuğu

Eşimle otobüse bindik. Hem yolu öğrenmek hem şehri görmek istiyorduk. Ama kalacak bir yerimiz yoktu — öğretmenevi doluydu. Sonunda, sadece uygun fiyatlı olduğu için bir kız yurdunda kalmaya karar verdik. O geceyi hatırlıyorum; yabancı bir şehirde, öğrenci yatağında, ertesi günün belirsizliğiyle uyumaya çalışmak.

Şehirde küçük bir ayrıntı dikkatimi çekti: günlük otobüs kartları vardı, üstelik halk otobüslerinde kredi kartı geçiyordu. İstanbul gibi bir metropolde bile böyle bir kolaylık görmemiştim. İade sonrası yeni bir şehirde, bu tür küçük kolaylıklar bile, kurumsal bir kırılmanın ardından hissedilen uyum baskısını bir nebze hafifleten unsurlar haline geliyordu.

Üniversitenin Kapısında

Otobüsten indiğimizde ilk hissettiğim şey denizin kokusuydu — İstanbul'un betonundan çok farklı, hafif ve tuzlu bir rüzgâr. Kampüs sessizdi, neredeyse ıssız; bu sessizlik, geride bıraktığım üç yılın gürültüsünden sonra tuhaf bir rahatlama gibi geldi. Kapıdan girer girmez Mühendislik Fakültesi'nin hemen yanında Diş Hekimliği binasını gördüm. İçimde küçük bir umut kıpırdadı — kızım diş hekimi olmak istiyordu. Eğer o yıl kazanabilseydi, ailece Çanakkale'ye yerleşmeyi düşünüyorduk. Ama kazanamadı ve o hayal, gerçekleşmeden kaldı bir kenarda.

Bölümü sormak için fakülteye girdik. "En üst katta" dediler. Koridorda fakülteden bir öğretim üyesiyle karşılaştım. Çok nazik bir insandı. Yeni atandığımı öğrenince beni tanıdığını söyledi, kiralık ev aradığımızı duyunca hiç düşünmeden arabasına bindirdi bizi.

Bir Evin Peşinde

Çanakkale'nin yeni gelişen bölgelerinde bina boldu ama merkeze uzaktılar. Sonunda küçük ama banyosu, tuvaleti olan 1+0 bir daire bulduk. Altında bir çiğ köfteci vardı, İlahiyat Fakültesi'ne yakındı. Hayatımda ilk kez bu kadar küçük bir dairede kalacaktım — ama o an bunun tuhaf bir tazeliği vardı.

Emlakçı bize "ev sahibiyle muhatap olmayacaksınız, her şeyi ben hallederim" dedi. Bu kadar pratik bir sistemle ilk kez karşılaşıyordum. Daire boyasızdı, "isterseniz boyatırım" diye eklendi. Zaman kaybetmek istemediğimiz için hemen kabul ettik.

O gün bu öğretim üyesi bizi bir pizzacıya götürdü. Öyle misafirperverdi ki, taşındığımda kendisini pizzaya davet edeceğime söz vermiştim. Ne yazık ki o sözü hiç tutamadım — bazı borçlar böyle kalır insanın içinde, ödenmemiş ama unutulmamış. Bazen bir insanın yeniden hayata tutunmasını büyük kurumlar değil, hiç tanımadığı tek bir insan kolaylaştırır. Kurumsal belirsizliklere rağmen, o öğretim üyesi gibi insanların misafirperverliği, iade sürecinde üniversitenin görünen yüzü oluyordu.

Boş Bir Odada Başlangıç

Bölüm başkanıyla görüştük, görev başlama yazım hazırlandı. Bana gösterilen oda tamamen boştu — içinde yalnızca bir masa vardı. Bilgisayar bile yoktu. İlk günüm işte böyle, en yalın haliyle geçti: bir masa, dört duvar, ve önümde henüz şekillenmemiş bir gelecek.

Kalacak yerimiz belli olduktan sonra İstanbul'a döndük. Bir hafta sonra arabayla gelip eşyalarımızı taşımayı planladık. Çanakkale'deki ilk günüm böylece tamamlanmış oldu — küçük bir daire, boş bir oda, ve tutamadığım bir söz ile.


Bölüm 3 — Sıra Numarasından Bir İmzaya (2019–2024)

Sıra Numarasından Bir İmzaya

Çanakkale'de yeniden ders anlatmaya başlamış, laboratuvara dönmüş, öğrencilerle aynı heyecanı yeniden paylaşmıştım. Hayat normale dönüyor gibiydi. Fakat "iade" kelimesinin eksik bıraktığı bir taraf hâlâ vardı: İstanbul'a dönme hakkım.

Bir süre sonra, beklemenin tek başına bir çözüm olmayacağını anladım. Hakkımı hukuki yollarla aramaya karar verdim. Açtığım dava yalnızca görev yerimle ilgili değildi; "iade" kavramının eksik kalan kısmının tamamlanmasını istiyordum.

Bekleyiş bu kez de sona erdi. İstinaf mahkemesi lehime karar verdi.

28 Şubat 2024'te, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa'da göreve başladım.

Sekiz yıl önce, bir kararnamenin ekli listesinde yalnızca 1407 numaralı bir isimdim. 28 Şubat 2024'te ise, görevime dönüşümü belgeleyen evrakın altında bu kez kendi imzam vardı. O gün anladım ki insan bazen yıllarca bir numarayla anılıyor; sonra yeniden adına kavuşuyor.


Akademik iade, kâğıt üzerinde bir statü düzeltmesi gibi görünebilir; ama şehir seçme hakkımın keyfî bir kuralla elimden alınmış olması, bende iade kelimesinin adalet duygusunu tam karşılamadığı hissini bırakıyor. İnsan bazen hayatının yönünü kendi kararlarıyla değil, başkalarının koyduğu kurallarla değiştiriyor; fakat o yolu nasıl yürüyeceğine yine kendisi karar veriyor.

Bu hatıra, aynı zamanda bu tür kuralların arkasındaki insan hikâyelerini görünür kılma çabasıdır.

Sonsöz

Bu satırlar geçmişi yeniden yaşamak için değil, unutmamak için yazıldı. Hayatın yönünü değiştiren bazı kararlar geride kalsa da, onları hatırlamak geleceğe daha sağlam bakabilmenin bir parçasıdır.

Zaman Çizelgesi

15 Temmuz 2016 — Darbe girişimi.
1 Eylül 2016 — 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılma (ekli listede sıra no: 1407).
2016–2019 — Haksız gözaltı, 799 günlük soruşturma, adli kontrol kapsamında haftalık parmak izi zorunluluğu, yurt dışı yasağı.
11 Temmuz 2019 — Üniversiteye iade; İstanbul, Ankara, İzmir hariç şartı.
2019 yazı — Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'ne atanma.
28 Şubat 2024 — Yükseköğretim Kurulu'na açılan davanın lehe sonuçlanması; İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa'da göreve başlama.

Bu kitap aileme ithaf edilmiştir.

📤
PDF / Word olarak dışa aktar
Times New Roman · Gazete formatı · Baskıya hazır
🗄️ Veri: AHEAD · INGV · ShakeMap
Prof. Dr. Ali Osman Öncel
Prof. Dr. Ali Osman Öncel
JeoTurizm EduPanel · Jeofizik · Deprem Araştırmaları
Edinburgh Üniversitesi misafir araştırmacısı (1993). Türkiye ve uluslararası jeofizik araştırmalarında 30+ yıl. aliosmanoncel.blogspot.com

Comments

Popular posts from this blog