🎙️ TRT Radio 1 · Morning Broadcast
2021 Kartal Depremi (3,9):
Zemin Büyütmesi
ve Beklenen Marmara Depremi
Prof. Dr. Ali Osman Öncel, TRT Radyo 1 Güne Bakan'da Kartal'da meydana gelen 3,9 büyüklüğündeki depremi masaya yatırdı: bu deprem doğal mı yoksa insan kaynaklı mı, beklenen Marmara depremiyle ilişkisi ne ve İstanbul'da bina hasarını asıl belirleyen unsurun neden zemin sınıfı olduğunu anlattı.
Beş yıl sonra aynı sorulara yeniden baktığımda ise farklı bir imkân vardı: sorular artık biliniyor, ilgili jeofizik kitapları ve akademik yayınlar kontrol edilebiliyor, belirsizlikler yeniden değerlendirilebiliyordu. Buna rağmen amaç cevapları akademik bir özete dönüştürmek değildi. 2021'deki konuşma tonu ve anlatım karakteri korunarak, aynı sorular 2026'da ilk kez sorulmuş gibi doğrudan cevaplandı.
Buradaki amaç 2021 cevaplarını tashih etmek değil; spontane canlı yayın koşullarında verilen bilimsel cevaplarla, kaynak kontrolünden geçirilmiş ve kitaplaştırılabilir cevapların aynı sorular karşısında nasıl farklılaşabildiğini göstermek.
TRT Radyo 1 Güne Bakan'da yayınlanan bu röportajda Prof. Dr. Ali Osman Öncel, Kartal'da meydana gelen 3,9 büyüklüğündeki depremi ve bunun beklenen Marmara depremiyle karıştırılmaması gerektiğini anlattı. Depremin kırık sisteminin araştırılmamış olduğunu, doğal mı yoksa insan kaynaklı mı olduğunun belirsizliğini koruduğunu vurguladı. Röportajın ağırlıklı bölümü, aynı büyüklükteki bir depremin neden bazı bölgelerde yıkıcı, bazı bölgelerde zararsız olduğunu açıklayan zemin sınıfı (A-E) ve zemin büyütmesi kavramlarına ayrıldı; Avcılar'ın 1999 depremindeki deneyimi bu mekanizmanın somut örneği olarak sunuldu. Röportaj, e-Devlet üzerinden bina risk sorgulama, Japonya'nın kentsel dönüşüm önceliklendirme modeli ve afeti bilen habercilik çağrısıyla sona erdi.
Bu Sayfayı Nasıl Okuyorsunuz?
İçerik iki katmandan oluşmaktadır: 🎙️ Röportaj bölümleri (Soru–Cevap blokları, Prof. Dr. Öncel'in TRT Radyo 1 yayınından doğrudan alıntılar) ve 📊 Saha Değerlendirmeleri (analiz kutuları, 2025 Marmara depremi güncellemesi dahil). Bir kutu içeriğin röportajda doğrulanmamış bir hipotez olduğunu özellikle belirtir — bilimsel dürüstlük gereği bu ayrım korunmuştur.
Büyüklüğü
Sistemi
Büyütmesi Örneği
Güncellemesi
Röportaj, 3,9 büyüklüğündeki Kartal depreminin beklenen Marmara depreminin bir öncüsü mü sayılacağı sorusuyla başlıyor. Prof. Dr. Öncel, iki farklı deprem kaynağını birbirinden ayırmanın önemine dikkat çekiyor.
Marmara depremi ile ilgili beklentilerimiz yıllardır devam ediyor. 1999 depreminden sonra kırılma İzmit Körfezi'nde, Adaların önünde durdu; Marmara Denizi'nin kuzeyinde kırılması beklenen ve Tekirdağ'a doğru devam eden bir sessizlik — bir sismik boşluk — var. Biz bu depremlere Marmara depremleri diyoruz, fakat Kartal'daki deprem bir İstanbul depremi. Bizler Marmara depremini beklerken İstanbul depremlerini ihmal etmişiz ve unutmuşuz; kara üzerinde deprem üretecek fay sistemlerinin araştırılmasında bir ihmal olduğu ortaya çıkıyor. Marmara depremi zaten İstanbul'u etkileyecek bir deprem olarak beklenirken, bir İstanbul depremi doğrudan İstanbul'la ilgili ayrı bir riskin de olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Marmara depremi ile Kartal'daki depremi birbirinden ayırmak gerekir. 23 Nisan 2025'te, tam beklediğimiz o boşluk bölgesinde, Marmara Denizi içinde Mw 6,3 büyüklüğünde bir deprem oldu. Ana Marmara Fayı üzerinde son 60 yılın en büyük olayıydı. Bunu tek başına belirli bir senaryonun doğrulanması olarak sunmam; böyle bir iddia bilimsel temkini aşar. Ama bu deprem, Marmara'daki riskin hâlâ orada durduğunu, canlı olduğunu bir kez daha gösterdi.
Kartal tarafında ise soruyu biraz genişletmek gerekir. MTA'nın yeni Diri Fay Haritası artık elimizde. Ancak bu ülke ölçekli bir güncelleme. Kartal-Yakacık-Dragos çevresinde tam olarak ne değiştiğini ayrıca incelemek lazım. Kısacası, Marmara'daki risk güncelliğini koruyor, Kartal'ın kendi yerel kaynağı ise hâlâ açık bir soru. İkisini birbirine karıştırmamak gerekir.
🔬 Daha Derine: Kartal'ın Karasal Deprem Kaynakları
Burada biraz daha dikkatli olmak gerekiyor. 2021'deki Kartal depremi AFAD'a göre ML 3,9, 40,9413°K/29,2328°D, 7,06 km derinlikte kaydedildi — Kandilli ise M4,2, Sultanbeyli merkezli, 15,1 km derinlik verdi; küçük depremlerde bile kurumlar arasında bu kadar fark çıkabiliyor, bu bile konum/derinlik tayininin ne kadar belirsiz olabildiğini gösteriyor. MTA'nın 2026 Diri Fay Haritası'nın (Elmacı vd., 2026) kataloğunda ise 1 Eylül 1924'te, yine Kartal yakınında, 4,3 büyüklüğünde (Ms) tarihsel bir deprem kayıtlı. İki noktaya dikkat çekmek isterim: "Ms" yüzey dalgası büyüklüğü demek, ama 1924'te Türkiye'de bugünkü anlamda bir sismograf ağı yoktu — bu değer aletsel bir ölçüm mü, yoksa geriye dönük, hissedilme/hasar verisinden türetilmiş bir katalog değeri mi, bunu ayrıca araştırmak lazım. 15 km derinlik de aynı şekilde: bu kadar küçük, aletsel-öncesi bir deprem için bu kesinlikte bir derinlik vermek biraz iddialı.
İki episantır arasında birkaç kilometrelik bir yakınlık var, ama bunu kesin bir mesafe ölçümü gibi okumam — 1924 koordinatı zaten tek ondalık basamağa yuvarlanmış, kendi başına birkaç km belirsizlik taşıyor, kırılma mekanizması hakkında da elimde veri yok. Yakınlık tek başına "aynı fay" demek değil. MTA'nın 2026 güncellemesi Türkiye genelinde fay/segment sayısını 485'ten 700'e çıkardı — ama bu ülke ölçekli bir rakam, Kartal-Yakacık-Dragos çevresinde spesifik olarak ne değiştiğini ayrıca sorgulamak gerekiyor; MTA'nın kendisi de bu haritanın tekil fay ataması için değil, bölgesel kullanım için üretildiğini söylüyor. Benim bugün özellikle araştırmak isteyeceğim soru şu: 1924 depreminin özgün kayıtları, konum/büyüklük belirsizlikleri ve Kartal-Yakacık-Dragos çevresindeki bilinen fay geometrisi birlikte incelendiğinde, 1924 ve 2021 depremleri arasında mekânsal bir ilişki kurulabilir mi?
3,9'u meydana getiren kırık sistemi hakkında bir bilgimiz yok, bir araştırma yapılmamış. Gözümüzü, enerjimizi ve mesaimizi yıllardır Marmara denizi içerisinde olacak depremlere ayırdığımız için İstanbul'da olabilecek her şeye yeterince hazır olamamışız. Bu deprem, kırık sisteminin en üstünün henüz keşfedilmediğini açıkça gösteriyor; bir an önce bu çalışmaların yapılması gerekir. Kısacası 3,9 depremi doğal bir deprem gibi davranmadı: birden oldu ve durdu. Doğal depremler birden olup birden durmaz, artçıları olur.
İnsanlar dünyanın pek çok yerinde faaliyetlerine bağlı olarak deprem üretmeye başladı — şehrin altına yüksek basınçlı atık su pompalanmasına, petrol ve doğalgaz çıkarma faaliyetlerine bağlı olarak 5,3, hatta 7,2 büyüklüğünde depremler üretildiği biliniyor. Bu deprem nasıl oluyor da oldu ve durdu, öncüsü ve artçısı da yok? Bunun araştırılması gerekir. Acaba denize atık sularını akıtmayan bazı işletmeler açık ya da kapatılmamış bir kuyuya yüksek basınçlı atıklarını vermeye mi başladı, öyle bir deneyden sonra mı böyle bir deprem oldu — bilemiyoruz, durdular mı bilemiyoruz. Bilim insanı olarak böyle bir ihtimal olduğunu düşünüyorsak bu konuda farklı taraflara da söz hakkı düşer; gerçekten önemli bir ihtimalse araştırılması gerekir.
Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Kırık sistemi araştırılmadı — Kartal'a özgü, bu depremi doğrudan inceleyen hakemli bir çalışmaya rastlamadım. İnsan kaynaklı olabileceği ihtimali de araştırılması gereken bir hipotez, kanıtlanmış bir iddia değil. Dünyada yeraltı sıvı enjeksiyonunun deprem tetikleyebildiği mekanizma literatürde iyi belgelenmiş olsa da, bunun Kartal'daki 3,9 depremiyle doğrudan bir ilişkisi olduğunu gösteren, sahaya özgü bir çalışma yok — bunu bir sonuç gibi değil, açık bir soru gibi bırakıyorum.
Önemli Not — Araştırılmamış Bir Hipotez, Kanıtlanmış Bir İddia Değil
Prof. Dr. Öncel'in insan kaynaklı deprem olasılığına dair değerlendirmesi, röportajda kendisinin de belirttiği gibi araştırılması gereken bir hipotez olarak sunulmuştur — Kartal depremine özgü, hakemli bir bilimsel yayınla henüz doğrulanmamıştır. Dünya genelinde yeraltı sıvı enjeksiyonunun deprem tetikleyebildiği mekanizma literatürde iyi belgelenmiştir; ancak bu genel mekanizmanın Kartal'daki 3,9 depremiyle doğrudan ilişkisi, kendisinin de vurguladığı gibi ayrı bir sahada araştırma konusudur.
Evde çöken binanın sağlamlığından çok zeminin sağlamlığı önemli. Zemin, özel bir sınıflandırmayla beş sınıfa ayrılıyor: A-B-C-D-E. C sınıfı orta, A ve B iyi ve çok iyi, D ve E ise kötü ve çok kötü zemin demek. Bütün binaların aynı dirençte, aynı projeyle yapıldığını varsayarsanız, ortaya farklı bir hasar tablosu çıkıyorsa demek ki bu beş farklı zemin direncine bağlı, beş farklı şiddette hasar durumu var demektir. Kartal'a baktığımızda, iyi zeminler oldukça çoğunlukta bulunuyor — bu deprem orada fazla hasar meydana getirmedi.
A-E ayrımını yaparken birkaç teknik ayrıntıyı da eklemek gerekir. Bu sınıflandırma aslında 2018 deprem yönetmeliğindeki ZA-ZE zemin sınıflarına karşılık geliyor, ölçüt de Vs30 dediğimiz, zeminin üst 30 metresindeki ortalama kayma dalgası hızı. Vatandaş diliyle söylediğim "iyi/orta/kötü zemin" ayrımı hâlâ doğru bir sadeleştirme; ama şunu da eklemek isterim: ölçtüğümüz şey aslında yalnızca toprak değil, o 30 metrede ne varsa — gevşek dolgu da olabilir, sağlam kaya da; bu yüzden uluslararası yazında buna çoğunlukla "zemin sınıfı" değil "yer sınıfı" deniyor. Ve bir uyarı da eklemek gerekir: Vs30 zeminin mukavemetini değil rijitliğini gösterir, "iyi zemin = hasar olmaz" diye mutlaklaştırılmamalı.
🔬 Daha Derine: Vs30 ve Zemin Sınıfı Terminolojisi
Biraz daha teknik gitmek isterseniz: ZA 1500 m/s üzeri (sağlam kaya), ZB 760-1500 (kaya), ZC 360-760 (çok sıkı kum/çakıl ya da sert kil), ZD 180-360 (sıkı kum/çakıl ya da çok katı kil), ZE 180 m/s altı (gevşek zemin) — TBDY 2018, Tablo 16.1. İki ayrım daha eklemek isterim. Birincisi: Vs30'un ölçümü sismik dalga yayılımına dayanan bir jeofizik problemi; bunun yapı-zemin etkileşiminde, temel tasarımında kullanılması ise jeoteknik mühendislik işi — biri diğerini geçersiz kılmaz, sadece farklı aşamalar. İkincisi, "30" derken kastedilen sadece toprak değil, o derinliğe kadar ne varsa (gevşek dolgu, sıkı kum, kaya) hepsi — bu yüzden uluslararası yazında buna çoğunlukla "zemin sınıfı" değil "yer sınıfı" (site class) deniyor. Türkçe'de "zemin sınıfı" demek yanlış değil, yerleşik bir kullanım, ama bu inceliği bilmekte fayda var.
2013 yılında Büyükçekmece'de buna benzer büyüklükte bir deprem oldu, bir fabrika alanına denk geliyordu; o zaman da insan faktörü olabileceği konuşulmuştu ama sonuçlandırılmadı. Avcılar gibi D-E nitelikli zeminlerde, 1999 depremi çok uzakta olmasına rağmen dalga geldiğinde enerjisi büyüdüğü için oradaki binalar yıkılmıştı; oysa Kartal ve Kadıköy gibi iyi zeminli yerlerde bir çatlak dahi meydana gelmemiştir. Yani aynı büyüklükteki bir deprem, üzerinde durduğu zemine göre tamamen farklı sonuçlar doğurabiliyor.
Aynı büyüklükteki bir deprem, durduğu zemine göre bambaşka sonuçlar doğurabiliyor. Bunu gösteren çok daha kontrollü bir örnek var artık elimde. 2023 Kahramanmaraş depreminde Gaziantep'te yapısal olarak birbirinin aynısı altı binadan dördü çöktü, ikisi ayakta kaldı — aralarındaki tek fark altlarındaki zemindi. Burada dikkatli olmak gereken bir nokta var: bu vakada mekanizma Avcılar'daki gibi zemin büyütmesi değil, zemin-yapı etkileşimi çıktı — yani zemin depremin dalgasını büyütmüyor, ama yumuşak zeminin üzerindeki binanın temeliyle nasıl etkileştiğini değiştiriyor. İkisi farklı mekanizma, ama ikisi de aynı şeyi gösteriyor: zemin, aynı büyüklükteki bir depremde binanın kaderini değiştirebiliyor.
🔬 Daha Derine: Avcılar ve Kahramanmaraş'tan Ne Öğrendik
Şunu da eklemek isterim: "Avcılar kötü zeminde, Kartal iyi zeminde" cümlesi 2021'de vatandaş diliyle yaptığım bir sadeleştirmeydi. Zemin farkının hasar farkını ne kadar açıkladığı — bina yaşı, yapı türü, kat sayısı, yapım kalitesi gibi değişkenler kontrol edilmeden — zemine tek başına bağlanamaz, hâlâ ayrı bir araştırma sorusu. İBB'nin 39 ilçe için hazırladığı deprem kayıp tahmini kitapçıkları bunun ilçe ölçeğinde bir resmini veriyor, ama İBB'nin kendisi de bunun tekil bina performansı göstermediğini, model ve varsayımlara dayalı ortalama tahminler olduğunu söylüyor.
Kahramanmaraş örneğine dönersem: Tan, Atmaca ve Atmaca'nın (2026) incelediği iki blok, ZD sınıfı (Vs30 ≈ 311 m/s) ve ZC sınıfı (Vs30 ≈ 471 m/s) zeminlerdeydi. Analizleri bu binaların periyotlarında anlamlı bir zemin büyütmesi göstermedi — asıl fark, yumuşak zemindeki binanın temel esnekliği (foundation flexibility) yoluyla yaklaşık %30-50 daha yüksek birinci kat öteleme talebi yaşamasıydı. Yazarlar da haklı olarak ekliyor: zemin tek başına çökmenin nedeni değil, binalar zaten yönetmeliğe tam uymadan inşa edilmişti — ama özdeş binalardaki bu fark, zeminin (bu kez büyütme değil, zemin-yapı etkileşimi yoluyla) deprem tepkisini nasıl etkileyebildiğinin güçlü bir kanıtı. Kaynak: Tan, M., Atmaca, N. & Atmaca, K. (2026). Influence of subsurface conditions on the seismic behavior of structurally identical buildings: A case study from the 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Engineering Failure Analysis, 188, 110629. doi.org/10.1016/j.engfailanal.2026.110629
Avcılar 1999 — Zemin Büyütmesinin Klasik Örneği
Röportajda anlatılan Avcılar örneği, sismolojide "zemin büyütmesi" (site amplification) olarak bilinen mekanizmanın somut bir vakasıdır: 1999 İzmit depreminin merkez üssü Avcılar'a onlarca kilometre uzakta olmasına rağmen, bölgenin D-E sınıfı yumuşak zemini deprem dalgalarının genliğini büyüterek ağır hasara yol açmıştır. Aynı depremde Kartal ve Kadıköy gibi daha sağlam (A-B sınıfı) zeminli, merkez üsse çok daha yakın bölgelerde ise gözle görülür bir hasar oluşmamıştır.
Bir jeofizik mühendisi çağırıp zemin durumunu tespit ettirebilirsiniz; 24 saat içerisinde binanın zemin durumuna dair bir rapor alınabilir. Ama bunu bildikten sonra e-Devlet'e de gidebilirsiniz — e-Devlet üzerinden binanın risk durumunu öğrenebiliyoruz. Ne yapmamız lazım? Zemin etüdü yaptırmamız lazım; bu zemindeki durum sabit değil, yıllara göre değişebiliyor. Japonya'da 12 ayda bir zemin durumu inceleniyor ve ölçülüyor — büyük depremlerden sonra zeminin sağlamlığı değişebiliyor, çünkü sarsıldıkça zeminde bir yorulma meydana geliyor.
İki noktayı netleştirmek isterim. "24 saatte rapor" dediğimde kastım hızlı bir ön değerlendirmeydi, kapsamlı bir zemin etüdü ya da bina performans değerlendirmesi değil — bunları birbirine karıştırmayalım. Ayrıca Vs30 ile zeminin hâkim titreşim periyodu farklı iki şey, biri diğerinin yerine geçmez; ikisi de ayrı ayrı ölçülüp raporlanmalı.
🔬 Daha Derine: Ölçüm mü, Bölgesel Tahmin mi?
Bir ayrım daha netleştirmek isterim: bölgesel bir zemin haritası, kendi parselinizdeki doğrudan ölçümün yerini tutmuyor. 2018 öncesi yapılmış bir binanız varsa "benim zeminim hiç ölçülmemiştir" diye varsaymayın, bu ayrıca kontrol edilmeli. Vs30 ile mikrotremor/HVSR yöntemiyle bulunan hâkim titreşim periyodu (T0/Tg) farklı fiziksel büyüklükler — AFAD'ın istasyon raporlarında da bunlar ayrı ayrı verilir. Türkiye ölçeğinde Vs30 haritalama çalışmaları da sürekli genişliyor; coğrafi/topografik parametrelere dayanan GIS tabanlı tahmini haritalar bunun bir örneği.
Pratik Adımlar — Prof. Dr. Öncel'in Önerileri
İBB'nin, özellikle Japonya ile işbirliği çerçevesinde hazırladığı hizmet haritaları var — ama örneğin Avcılar'ın bir bölümü, Büyükçekmece, Silivri, Beylikdüzü, Esenyurt tam olarak dahil değil, eksikler var. Mevcut veriler ilçe ilçe, depremde kayıp senaryolarında kullanılıyor; örneğin Kadıköy'de 500 metre hassasiyetle zemin durumu biliniyor, bu hiç de kötü bir çözünürlük değil. Japonlar bunu şöyle kullanıyor: deprem kuvvetini büyüten kötü ve çok kötü zemindeki binaları önce tespit ediyorlar, sayısal olarak tek tek seçiyorlar, yapısal durumlarını çıkarıyorlar; risk durumunu binanın yapım tarihine değil tamamen yapılış biçimine ve kullanılan malzemeye göre değerlendiriyorlar. Kentsel dönüşümde önce en kötü zemindeki, direnci en düşük binalardan başlayıp en iyiye doğru gidiyorlar. Böylece kaynaklarını çok doğru kullanıyorlar ve gerçek bir deprem olduğunda, zemin sınıfı eksikliğine bağlı olarak büyüyecek etkinin altında kalacak binalardaki insanları önceden kurtarmış oluyorlar.
Bir çekince eklemek isterim: Japonya'nın bu modeli hazır, kopyala-yapıştır bir çözüm değil. Farklı yasal çerçevede, farklı veri altyapısında geliştirilmiş bir uygulama — bizim için ilham verici bir karşılaştırma, doğrudan uygulanabilir bir reçete değil. Önceliklendirme mantığı (en kötü zeminden başla) değerli, ama buraya taşırken kendi yasal ve idari koşullarımıza göre yeniden düşünmek gerekir.
Artık afeti bilen insanların afet haberciliği yapması çok önemli — afetin yerinde doğru röportaj ve haberler yapabilmek için depremi bilen, yapıyı bilen insanların gazetecilere doğru bilgi sağlaması gerekiyor. Bu dönem açtığımız bir afet eğitimi dersi vardı, 86 kişiyle çok başarılı oldu; arkadaşlarımız afet eğitimini tamamladı, röportajlar yaptı. Afeti bilenler haberci olursa, bilgiler doğru bir şekilde aktarılmış olur — bu anlamda çok önemli.
Bir bağlam eklemek isterim: o tarihte Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'ndeydim, bahsettiğim afet eğitimi orada Tıp, Hemşirelik ve Doğa ve Afet Yönetimi yüksek lisans öğrencilerine veriliyordu. Bu yaklaşımı biraz daha genişletmek isterim: bunu yalnızca gazetecilerin değil, tıp, mühendislik, jeofizik ve afet yönetimi gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışabileceği disiplinlerarası bir afet haberciliği eğitim modeli olarak düşünüyorum.
🔬 Daha Derine: 86 Kişi Sayısı Hakkında
Küçük bir teknik not: transkriptte katılımcı sayısı "86" olarak geçiyor; bunu orijinal ses kaydından bağımsız olarak doğrulamadım, o yüzden burada bir düzeltme yapmadım — sayı yazılı transkripsiyondan geliyor.
Sunucu: Vaktimizin sonundayız, çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için.
Prof. Dr. Ali Osman Öncel: Teşekkür ederim, iyi günler, hoşça kalın.
🔬 3,9 Kartal Depremi
- Röportajda, kısa süreli davranışı ve gözlenen öncü/artçı örüntüsü üzerinden doğal/insan kaynaklı olasılıkların araştırılması gerektiği vurgulandı.
- Depremi üreten kırık sistemi hiç araştırılmamış.
- İnsan kaynaklı olabileceği ihtimali, 2026 itibarıyla da araştırılması gereken bir hipotez; henüz kanıtlanmış değil.
🏚️ Yerel Zemin Koşulları Sismik Talebi Etkileyebilir
- Yerel zemin koşulları (TBDY 2018'de ZA-ZE) deprem sırasında oluşan yer hareketini ve yapıların maruz kaldığı sismik talebi etkileyebilir.
- Kartal'daki iyi zemin koşulları, 3,9 depreminin sınırlı hasarla atlatılmasında rol oynamış olabilir.
- Avcılar'da 1999'da uzak bir depremin enerjisi D-E sınıfı zeminde büyüyerek ağır hasara yol açmıştı.
🗺️ Marmara ile İstanbul Depremini Karıştırmayın
- 1999 sonrası kırılma İzmit-Adalar önünde durdu; Marmara'nın kuzeyinde beklenen bir sismik boşluk var.
- Ama yerel İstanbul fayları (Kartal gibi) ayrı bir risk ve uzun süredir ihmal edilmiş.
- 2025'teki Mw 6,3 Marmara depremi, bu riskin güncelliğini yeniden gösterdi — 2021'de tarif edilen belirli bir senaryoyu "doğrulamadı", Marmara'nın aktif bir tehlike alanı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
👤 Bireysel ve Kurumsal Öneriler
- e-Devlet üzerinden bina risk durumu sorgulanabilir.
- Zemin etüdü sabit değildir, depremlerden sonra yenilenmelidir.
- Kentsel dönüşümde öncelik en kötü zeminli, en düşük dirençli binalara verilmeli (Japonya modeli).
- Afeti bilen uzmanların afet haberciliği yapması doğru bilgi akışı için kritik.
🌍 Özet: Zemin Bilinci ve Deprem Hazırlığı
Kartal'daki 3,9 büyüklüğündeki deprem, İstanbul'un yalnızca beklenen Marmara depremine değil, kendi yerel fay sistemlerine de dikkat etmesi gerektiğini hatırlattı. Prof. Dr. Öncel'in vurguladığı gibi, bir binanın güvenliği yalnızca yapısal kaliteyle değil, üzerinde durduğu zeminin sınıfıyla da belirlenir.
Nitekim 23 Nisan 2025'te Marmara Denizi'nde meydana gelen Mw 6,3 büyüklüğündeki deprem, bu röportajda işaret edilen beklenen Marmara depremi riskinin güncelliğini koruduğunu bir kez daha gösterdi.
⚡ Acil Eylemler
- e-Devlet'ten bina risk durumunu sorgulayın
- Bulunduğunuz bölgenin zemin haritasını İBB'den kontrol edin
- Zemin etüdü yaptırmayı düşünün
🌍 Uzun Vadeli Hedefler
- Kentsel dönüşümde önceliğin en kötü zeminli binalara verilmesi
- Belediyelerde jeofizik mühendisi istihdamının yaygınlaşması
- Afeti bilen uzmanların afet haberciliği yapması
Zemin Bilmeden Bina Güvenli Olamaz
Aynı büyüklükteki bir deprem, iyi zeminde bir çatlak bile bırakmazken kötü zeminde binaları yıkabilir. Zemin sınıfınızı öğrenmek, deprem hazırlığının ilk adımıdır.
- Becker, D., Martínez-Garzón, P., Wollin, C., Kılıç, T., vd. (2023). Variation of fault creep along the overdue Istanbul-Marmara seismic gap in NW Türkiye. Geophysical Research Letters, 50(6), e2022GL101471. https://doi.org/10.1029/2022GL101471
- Bohnhoff, M. (2026). Rethinking the Main Marmara Fault—seismotectonic complexity and seismic hazard in the Istanbul-Marmara region. Geophysical Journal International. https://doi.org/10.1093/gji/ggag253
- Elmacı, H., Kürçer, A., Özalp, S., vd. (2026). Türkiye Diri Fay Haritası (2026) [Active Fault Map of Türkiye (2026)]. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Jeoloji Etütleri Dairesi Başkanlığı, Özel Yayın Serisi–60. ISBN: 978-625-8107-74-6. Ankara, Türkiye.
- Ertuncay, D., Buyukakpinar, P., Fornasari, S. F., & Tan, O. (2025). 23 April 2025 Marmara Sea (Mw 6.3), Türkiye earthquake: Mainshock, aftershock, and ground observations. Seismica, 4(2). https://doi.org/10.26443/seismica.v4i2.1773
- Şahin, G., Okalp, K., Kockar, M. K., Yilmaz, M. T., vd. (2024). Development of a GIS-based predicted-Vs30 map of Türkiye using geological and topographical parameters: Case study for the region affected by the 6 February 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Seismological Research Letters, 95(4), 2044. https://doi.org/10.1785/0220230321
- Tan, M., Atmaca, N., & Atmaca, K. (2026). Influence of subsurface conditions on the seismic behavior of structurally identical buildings: A case study from the 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Engineering Failure Analysis, 188, 110629. https://doi.org/10.1016/j.engfailanal.2026.110629
- Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği [TBDY]. (2018). Tablo 16.1: Yerel zemin sınıfları. T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD).
Comments
Post a Comment