📺 Arşivden Bugüne | TGRT 17 Ağustos 2012 | Deprem ve Kentsel Dönüşüm
17 Ağustos 1999'un 13. Yılında Türkiye'nin Deprem Gerçeği
TGRT Röportajı · 17 Ağustos 2012 · 16 Soru-Cevap Bölümü · 2026 Bilimsel Yeniden Değerlendirme
17 Ağustos 1999 İzmit depreminin 13. yıldönümünde, TGRT canlı yayınında Türkiye'nin diri fay haritasındaki eksiklerden kentsel dönüşüm yasasının belirsizliğine, vatandaşlık sismolojisi önerisinden Marmara'daki sismik boşluğa ve "medya sismologları" eleştirisine kadar on altı soru-cevap bölümü yer alıyor. Bu sayfa o canlı yayının deşifresini birebir korur; altına, bugün yeniden sorulsa nasıl cevaplanacağını gösteren, kaynak kontrollü ikinci bir katman eklenmiştir.
17 Ağustos 2012'de, 1999 İzmit depreminin 13. yıldönümünde, TGRT canlı yayınında Prof. Dr. Ali Osman Öncel'e on altı soru soruldu — diri fay haritasının geç tamamlanmasından deprem jeofiziği alanındaki istihdam eksikliğine, kentsel dönüşüm yasasının belirsizliğinden vatandaşlık sismolojisi önerisine, Marmara'daki sismik boşluktan "medya sismologları" eleştirisine kadar geniş bir yelpaze. Bu sayfa, canlı yayın cevaplarını kendi deşifresinden birebir aktarıyor. Her cevabın altında isteğe bağlı, kapalı başlayan bir 🔄 "Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim" katmanı var — aynı soru bugün yeniden sorulsa, Zotero kütüphanesi, Referans-Kitaplar koleksiyonu ve doğrulanabilir güncel kaynaklarla nasıl cevaplanacağını gösteriyor.
Canlı yayın cevabı korunur; yeni kaynaklar ve değerlendirmeler ayrı bir katmanda eklenir. Böylece "dün ne söyledim?" ile "bugün ne söylüyorum?" birbirine karıştırılmadan izlenebilir.
🗺️ On Altı Soru, On Altı Ders — Yazının Haritası
- 13 yılın muhasebesi: diri fay haritası neden geç tamamlandı, deprem istasyonu ve kuyu içi izleme eksikliği
- Jeofizik biliminde istihdam sorunu
- San Andreas modeli: bilim insanları nasıl koordine olur
- Çarpık kentleşme ve kentsel dönüşüm yasasının belirsizliği
- Bina taraması: eğitimli insan gücü eksikliği
- Kamu binalarının güçlendirilmesi: İSMEP
- Zemin-bina rezonansı ve İstanbul'un fay hattı riski
- Deprem tahmini: zaman mı, yer mi belirlenebilir
- Marmara'daki sismik boşluk ve 1766 depremi
- Vatandaşlık sismolojisi: Alo Deprem Hattı önerisi
- Marmara'da tsunami riski değerlendirmesi
- Medya sismologları ve bilimsel sorumluluk
- Risk yönetimi mi, afet yönetimi mi
- Vatandaşlık jeofiziği: Kandilli ve bilgi akışının tersliği
- İklim-deprem ilişkisi: bilimsel bir yanılgı
- Medya sorumluluğu ve deprem muhabirliği eğitimi ihtiyacı
Yayın bağlantısı: youtu.be/sdgcs00QRhg — her bölüm başlığının yanındaki ⏱ düğmesiyle ilgili saniyeye doğrudan atlayabilirsiniz.
Tabii 13 yılın çok iyi kullanıldığını söylemenin imkanı yok. Biliyorsunuz 92 yılındaki Türkiye deprem diri fay haritası ancak 2012 yılında bitirilebildi. Hâlâ sonuçta bu haritaya bağlı olarak güncellenmesi gereken ve 1996 yılında yapılan deprem tehlikesi haritası hâlâ güncellenemedi. Bunlar her 5 yılda bir yapılması ve her 5 yıldan sonra güncellenmesi gereken standart tehlike, risk parametrelerini belirleyen haritalar ve bununla birlikte deprem istasyonları sayısında pek bir artma olmadı.
Hâlâ kuyu içi deprem izleme istasyonlarımız yok. Japonya bizim toprak büyüklüğümüzün yarısı kadar olmasına karşın, en az 100 metre derine yerleştirilmiş 800 tane kuyu içi sismometreye sahipken bizde hâlâ bir tane yok. Bu nedenle biz tabii ki derine inemediğimiz için, daha küçük depremleri izleyemediğimiz için bir yılda alabileceğimiz, toplayabileceğimiz verileri 20 seneye toplayabiliyoruz. Bunlar bize büyük zaman kaybına neden oluyor.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Türkiye'nin diri fay haritası bugün MTA'nın 1:250.000 ölçekli veri tabanı üzerinden 14.565 fay segmenti ile ulusal ölçekte tam kapsamlı — hakemli literatürde de bu haritanın metodolojisi ve segment sınıflandırması ayrıntılı biçimde yayımlanmış durumda[1]. Yani diri fay haritasındaki eksiklik, veri tabanı düzeyinde artık kapanmış bir başlık. Kuyu içi izleme ağı tarafında ise durum daha karışık: münferit araştırma istasyonları arttı, ama bunun Japonya'daki gibi sistematik, ülke ölçekli bir ağa dönüştüğünü söyleyemem — kütüphanemde doğrudan güncel bir envanter çalışması yok.
Buradaki asıl fark şurada: bir diri fay haritası tek başına bir tehlike haritası değildir, girdisidir. Asıl kullanım alanı, bu segment geometrisinin olasılıksal deprem tehlikesi modellerine (PSHA) beslenmesidir — nitekim Marmara'daki beklenen büyük depremlerin olasılık hesapları da tam olarak bu tür segment bazlı verilerle güncelleniyor[2]. Yani veri artık var; şimdi sorulması gereken soru veri eksikliği değil, bu verinin yerel imar/yapı denetimi kararlarına ne kadar sistematik yansıdığı.
- [1] Emre, Ö., Duman, T. Y., Özalp, S., Şaroğlu, F., Olgun, Ş., Elmacı, H., & Çan, T. (2018). Active fault database of Turkey. Bulletin of Earthquake Engineering, 16(8), 3229–3275. DOI: 10.1007/s10518-016-0041-2
- [2] Parsons, T. (2004). Recalculated probability of M ≥ 7 earthquakes beneath the Sea of Marmara, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 109(B5). DOI: 10.1029/2003JB002667
Bugün Türkiye'de deprem jeofiziği ile ilgilenen profesörleri saysanız 10'u geçmez. Doçentleri saysanız 20'yi geçmez. Gerisini saysanız 50'yi geçmez. Tokyo Üniversitesi'nde sismoloji ve deprem bilimi çalışan 300 adet profesör var. Bizde saysanız 30 tane geçmez. Mesela bugünkü konferansı düzenledik; yalnızca Çin Sismoloji servisinde 300 tane sismoloji bilim adamı çalışıyor. Bizdeki bilim adamları üç beş de olsa, parmakla gösterilecek kadar sayıları az da olsa, bunların bir koordinasyonu yok — bir proje altında, bir millî proje altında, bir ulusal deprem tehlikesine hazırlanma projesi altında bunların bir koordinasyonu yok.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Bugün Türkiye'de kaç deprem jeofizikçisi çalışıyor — bunun güncel, doğrulanabilir bir sayımı kütüphanemde yok. Ama gözlemlenebilir yapısal bir gerçek var: Türkiye'deki üniversitelerde jeofizik mühendisliği bölümü sayısı artmış olsa da, deprem jeofiziği özelinde araştırma yapan akademik kadronun büyümesi, öğrenci sayısındaki büyümeyle aynı hızda ilerlemedi. Bunun asıl sonucu şu — 6 Şubat 2023'ten sonra ülkede kaç aktif fay araştırma grubunun, kaç kuruma dağılmış biçimde, birbirinden bağımsız çalıştığını görmek mümkün; bu, bilim insanları arasındaki koordinasyon eksikliğinin hâlâ yapısal bir mesele olduğunu gösteriyor.
- Bu bölüm için Zotero kütüphanesinde ve Referans-Kitaplar koleksiyonunda doğrudan eşleşen bir kaynak bulunamadı; iş gücü rakamı güncellenmeden, gözlemsel bir değerlendirmeyle sınırlı tutulmuştur.
Bu grupta bilim adamları koordineli bir şekilde toplanıyorlar ve koordineli şekilde workshop olarak, working group olarak, çalışma grubu olarak makale yazıyorlar. Bu makalede kimsenin ismi çıkmıyor. "Working Group for San Andreas, San Francisco" diye çıkıyor. Bizlerin de ortak bir aklı oluşturması gerekir. Bizler hem sayı olarak azız hem de bu az sayıdaki bilim adamları bir araya gelmiyor. Televizyon televizyon dolaşıp konuşuyorlar ama bir masa başının etrafında toplanmıyorlar. Bu nedenle de tabii ki bilgide bir dağınıklık oluyor.
AFAD Başkanı yeni seçildiği için biz Jeofizik Şubesi olarak ziyaret ettik. Bu toparlanmayı ancak siz yaparsınız dedik. Her bir jeofizik profesyonelini doğal danışman kabul etmeniz gerekir dedik. Siz bir şemsiye organizasyon olarak bunları toparlayacaksınız. Ülkenin sorunlarına uygun olarak arama jeofiziğiyle, gerçekten yapı tarama jeofiziği ile çözümler nedir diye soracaksınız. Aksi takdirde gerçekten ülkemiz zaman kaybediyor ve kaybetti de.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
San Andreas için örnek verilen yapı, aslında adı konmuş bir modelin kendisi: Working Group on California Earthquake Probabilities. Bu grubun ürettiği Uniform California Earthquake Rupture Forecast (UCERF), tam olarak bu mantıkla çalışıyor — tek bir bilim insanının değil, devlet kurumları, üniversiteler ve bağımsız araştırmacıların ortak imzasıyla üretilen tek bir olasılık modeli, tekrarlanabilir bir metodolojiyle düzenli aralıklarla güncelleniyor[1]. Yani "Working Group for San Andreas" bir benzetme değil, gerçekten böyle çalışan, adı ve yayın tarihçesi olan bir kurum.
Türkiye'de böyle tek-sesli, düzenli güncellenen bir ulusal deprem olasılık modeli hâlâ yok; ama Marmara özelinde tek tek araştırma gruplarının aynı segment geometrisi üzerine ürettiği, birbirini teyit eden çalışmalar birikti[2]. Yani veri tarafında bir yakınsama var — eksik olan, bunu UCERF benzeri tek bir kurumsal çerçevede birleştirecek resmî bir mekanizma.
- [1] Field, E. H., Dawson, T. E., Felzer, K. R., Frankel, A. D., Gupta, V., Jordan, T. H., Parsons, T., Petersen, M. D., Stein, R. S., Weldon, R. J., & Wills, C. J. (2009). Uniform California Earthquake Rupture Forecast, Version 2 (UCERF2). Bulletin of the Seismological Society of America, 99(4), 2053–2107. DOI: 10.1785/0120080049
- [2] Bohnhoff, M., Bulut, F., Dresen, G., Malin, P. E., Eken, T., & Aktar, M. (2013). An earthquake gap south of Istanbul. Nature Communications, 4, Article 1999. DOI: 10.1038/ncomms2999
Tabii ki kentsel dönüşüm yasası çok tarihi bir yasa, çok önemli bir yasa. Hükümetimiz ilk defa inisiyatif aldı, ilk defa bir depremden sonra insanlarımız ölmesin, sokakta kalmasın dedi. Bu dönüşümü bizim her yılda geçirmemiz lazımdı ama 13 yıl sonra bu yasa çıktı ve nasıl uygulanacağı konusunu biz iki gündür tartışıyoruz. Kimine göre 100 ekiple yapılar incelense 10 yıl incelemesi sürecek. Kimine göre tamamı yıkılıp yapılsa 20-30 yılda yapılacak. Gerçekten bir kafa karışıklığı var.
Yapılan görüşlere göre, Van depremi ve Van depremine benzer diğer büyük depremlerdeki yapılan tam göçme riski olan binaların %6 olduğu söyleniyor. Yani %95 bina göçmeyecekse, göçmeyen binalarda insanlar ölmeyecekse, biz %6'yı seçip orada bir kentsel dönüşüme gitmek yerine acaba niye tamamını yıkalım, niye tamamını yapalım? Ülkenin buna ekonomik olarak bir gücü var mıdır? Tamamen göçecek olan, tamamen yassı olacak binaların çok hızlı bir şekilde taranması gerekir. Ve kentsel dönüşüm yapılacaksa önce bunlardan, acil ve öncelikli dönüşüm konseptiyle başlaması gerekir. Daha sonra da ağır hasarlı, orta hasarlı, az hasarlı binalara doğru bu dönüşümün hızının düşürülerek devam etmesi gerekir.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
"Tamamını mı yıkalım, %6'yı mı seçelim" sorusu, aslında kentsel dönüşümün teknik boyutundan öte, toplumsal bir mesele. İstanbul Ticaret Odası sempozyumu kapsamında editörlüğünü yaptığım bir çalışma tam olarak bu boyutu ele alıyor[1] — kentsel dönüşüm yalnızca bir mühendislik tarama sorunu değil, aynı zamanda kimin nereye taşınacağı, kira yardımının nasıl işleyeceği, mahalle dokusunun ne olacağı gibi sosyal bir mesele. Öncelikli/kademeli tarama mantığı (acil riskliden başlayıp azalan hasar sınıflarına doğru ilerleme) doğru bir yaklaşım; ama on dört yıllık gözlem şunu gösteriyor: teknik öncelik sıralaması doğru kurulsa bile, sosyal boyut ihmal edilirse dönüşüm sürecinin kendisi yeni bir mağduriyet üretebiliyor.
- [1] Öncel, A. O. (Ed.). (2014). Kentsel dönüşümün sosyal boyutu [İTO Sempozyumu]. İstanbul Ticaret Odası. (Temel Kaynak — yazarın kendi editörlüğü)
Daha ortada belli değil. Herhalde hızlı tarama yöntemleri var ki yapı jeofiziği yöntemleri gerçekten binaların taranmasında hem hasarsız olması nedeniyle hem de hızlı olması nedeniyle zaten kullanılıyor. Amerika yapı inceleme standardında rebound testi dediğimiz, Avrupa yapı inceleme standardında ise ultrason jeofiziği ile yapıların beton dayanımları çok hızlı bir şekilde belirleniyor. Ama bu belirlemeyi yapacak kişilerin eğitiminin yapılması gerekiyor. Bu eğitimin verilmesi noktasında Jeofizik Şubesi olarak Çevre Bakanlığı'na katkı sağlayacağımızı söyledik; fakat bir dönüş olmadı.
Bir defa bu taramayı yapacak altyapının, insan yapısının ortaya çıkması lazım. Çünkü bunların sertifikalandırılmaları gerekiyor. Ben yaparım diyen herkesin tabii ki yapabildiği bir ülkede bir kaos meydana gelir; ama yapabilir, yeterlidir gibi bir sertifikadan bunların geçirilmesi hâlinde bir standart incelemenin yapılması imkânı da var.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
"Hızlı ve hasarsız tarama" ihtiyacının, adı konmuş bir uluslararası karşılığı var: hızlı görsel tarama (rapid visual screening). ABD'de FEMA'nın yayımladığı el kitabı, eğitimli personelin bir binayı 15-30 dakikalık dış cephe incelemesiyle "muhtemelen güvenli" veya "ayrıntılı incelemeye alınmalı" diye ikiye ayırmasını sağlayan, standart bir puanlama formuna dayanıyor[1] — sertifikasyon ve standart eğitim ihtiyacının kurumsallaşmış hâli tam olarak bu. Türkiye'de bu tür bir sertifikalı tarayıcı eğitim sisteminin ülke çapında tek standartla yürüdüğünü söyleyemem — kütüphanemde güncel bir kaynak yok.
- [1] Federal Emergency Management Agency. (2015). Rapid visual screening of buildings for potential seismic hazards: A handbook (3. baskı, FEMA P-154). Applied Technology Council.
Biz hâlâ oralarda değiliz. O konuda büyük gelişmeler oldu. Bugün İstanbul Valimizin de açıklamasında belirtildiği gibi, bu gelişmeyi sağlayan, bizimle konferansımıza konuk olan İSMEP direktörünün sunumunda ifade edildiği gibi kamu binalarının %90'ı güçlendirildi. Kamu binaları derken bunların içerisinde hastane, okul, yurtlar gibi, karakollar gibi binalar giriyor. Bu bakımdan devletimiz, özellikle İstanbul Valiliği güçlendirmeyi büyük oranda tamamladı ve bu tamamlanan proje Birleşmiş Milletler'e sunulmuş ve projenin bütünlüğü dikkate alınarak diğer ülkelerde uygulanması için bir standart format olarak kabul edilmiş.
Tabii ben İstanbul için konuşuyorum. İstanbul çok değişik bir formatta depreme hazırlanıyor; ama İzmir'de nedir, Bursa'da nedir, oradaki güçlendirmeden haberimiz yok. Bütün depreme hazırlık anlamında yapılan bilgiler, paylaşımlar İstanbul özelinde yapılıyor.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
"%90 güçlendirildi" rakamı, İSMEP'in (İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi) ilerleme raporlarına dayanıyor. Projenin Dünya Bankası tarafından da izlenen sonraki dönem verilerine göre İstanbul'da 423 okul binası yeniden inşa edilip 978 okul binası güçlendirildi, 8 hastane binası yeniden inşa edilip 107 hastane binası güçlendirildi[1] — yani "kamu binalarının büyük oranda tamamlandığı" yönündeki değerlendirme, sonraki yıllarda somut sayılarla da doğrulanmış durumda. Bir sınırlama hâlâ geçerli: bu veri İstanbul'a özgü. Diğer büyükşehirlerdeki kamu binası güçlendirme oranları için, İSMEP'e benzer bir ulusal envanter kütüphanemde yok.
- [1] World Bank. (2019). Istanbul Seismic Risk Mitigation and Emergency Preparedness Project (ISMEP): Success stories. World Bank Group.
Güçlü bir yapıda oturmaktan kasıt gerçekten zemine uygun yapı ancak güçlüdür. Yani zeminin bir depremde davranışıyla binanın bir depremde davranışı aynı olduğu zaman zemin ile bina rezonansa giriyor, depremin enerjisi katlanıyor. Geçmiş depremlerde gördüğümüz gibi yıkımların büyük nedeni zemin ve bina periyodunun çakışmasından, uyuşmasından kaynaklanan gereksiz bir büyütmeden kaynaklanıyor. Zeminin titreşim periyodunu biliyorsak, şu anda binaların da titreşim periyodunu bilmemiz gerekiyor. Binalar oturmuş olduğu zeminle aynı sarsılıyorsa, aynı periyoda sahipse, gerçekte bu binalar o zemine uygun yapılmamış binalar — güçlü olsa dahi.
O bakımdan binaların davranışlarının incelenmesi, bina sismolojisi, bina davranışların sismik izlemeyle, yapı sağlığı izleme merkezlerinin kurulmasıyla bunların bir an önce anlaşılması gerekir. Aksi takdirde bir binanın büyük bir depremde nasıl davranacağını ancak deprem olduktan sonra anlayabileceğiz.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Zemin-bina rezonansı, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde saha düzeyinde doğrudan gözlendi: yapısal olarak birbirinin neredeyse aynısı olan binaların, farklı zemin koşulları altında tamamen farklı hasar düzeyleri gösterdiği, vaka bazlı bir çalışmayla belgelendi[1] — yani "güçlü bina tek başına yeterli değildir, zeminle uyumu belirleyicidir" iddiası, artık bir varsayım değil, gerçek bir depremden çıkan doğrulanmış bir bulgu. Bu da şunu gösteriyor: yapı sağlığı izleme merkezleri kurma önerisi bugün daha da güçlü bir gerekçeye kavuştu, çünkü aradaki uyuşmazlığı deprem olmadan önce tespit etmenin tek yolu budur.
- [1] Tan, O., & Atmaca, N. (2026). Influence of subsurface conditions on the seismic behavior of structurally identical buildings: A case study from the 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Engineering Failure Analysis. DOI: 10.1016/j.engfailanal.2026.110629
Şu yılda olursa beni şaşırtır, şu yıldan önce olursa beni şaşırtır diye bir açıklamayı zaten bizim bilimsel olarak kabul etmemiz mümkün değil, çünkü bilimsel modellere uygun değil. Ama 2040'ta büyük İstanbul depreminin olma olasılığını %45 diyorsan, ancak olasılık olarak biz tahminleri verebiliriz. Yani biz zaman olarak göremiyorsak da yer olarak görebiliyoruz. Marmara'da büyük bir deprem nerede olabilir, bunun sorusunu sorduk. 1998 yılında İstanbul, Marmara bölgesindeki küçük depremlerin incelenmesi ve beklenen büyük depremlerin yerinin belirlenmesi başlığı bir projeyi ben önerdim, İzmit depreminden önce bitirdim. Dört tane nokta belirlemiştik; bunlardan bir tanesi İzmit bölgesiydi, diğeri Bursa, diğeri Adaların önü, diğeri de Silivri'nin önleriydi. Bunu 99 depreminden önce önerdik.
Bir depremi üreten fayın, fay yapısının üzerindeki nokta nedir ki buna asperite diyoruz? Bunu belirleyebiliyoruz. Bir de depremi üretemeyen sünek krip yapısı nerededir, bunları da tahmin edebiliyoruz. San Andreas fayına nasıl tahmin edildiyse Marmara bölgesinde de tahmin edebiliyoruz; ama Marmara bölgesinin dışında tüm bölgelerde tahmin edemiyoruz, çünkü çalışmanın yapıldığı yıldan önce yalnızca Marmara bölgesinde çok yoğun istasyon ağı vardı.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
"Zaman olarak veremeyiz ama yer olarak verebiliriz" ayrımı, sismolojinin temel sınırı. Marmara için yeniden hesaplanan olasılık modelleri, tam olarak bu mantıkla çalışıyor: belirli bir tarihi değil, önümüzdeki otuz yıllık pencerede M≥7 bir depremin olma olasılığını yüzde aralığıyla veriyor[1]. Dört noktalı proje (İzmit, Bursa, Adalar önü, Silivri önleri) ile ortaya konan asperite/krip ayrımı da sonraki on yılda jeodezik verilerle doğrudan test edildi — İstanbul'un güneyindeki segmentte kilitli ve sünek kesimlerin gerçekten bir arada bulunduğu, doğrudan ölçümle gösterildi[2].
Bir çekince eklemek isterim: "%45" gibi tek bir yüzde değeri, kullanılan modele, zaman penceresine ve girdi verisine göre değişir; evrensel ya da tüm modellerde aynı çıkan sabit bir sayı değildir. Doğru okuma, aralığın kendisidir — tek bir yüzdeye değil, bu aralığın hangi varsayımlara dayandığına bakmak gerekir.
- [1] Parsons, T. (2004). Recalculated probability of M ≥ 7 earthquakes beneath the Sea of Marmara, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 109(B5). DOI: 10.1029/2003JB002667
- [2] Bohnhoff, M., Bulut, F., Dresen, G., Malin, P. E., Eken, T., & Aktar, M. (2013). An earthquake gap south of Istanbul. Nature Communications, 4, Article 1999. DOI: 10.1038/ncomms2999
Bu röportajda geçen "tahmin" kelimesi iki farklı şeyi karıştırmaya açıktır. Deterministik tahmin — belirli bir tarihte, belirli bir yerde, belirli bir büyüklükte deprem olacağını söylemek — bilimsel olarak mümkün değildir ve hiçbir ciddi kurum tarafından yapılmaz. Olasılıksal öngörü (operational forecasting) — belirli bir bölgede, belirli bir zaman penceresinde büyük bir depremin olma olasılığının yüzde aralığıyla verilmesi — bilimsel bir uygulamadır ve Marmara için düzenli olarak güncellenmektedir. Röportajda "%45" gibi bir rakam geçtiğinde kastedilen ikincisidir, birincisi değil.
Şu anda bir tane tehlikeli fay hattı var. O da İstanbul'a en yakın kısım, en güneyinde Adalar önünden başlayıp Silivri'ye doğru giden kısım. 1766 Mayıs ve Ağustos aylarında iki depremle kırılmış; o zamandan bu zamana 250 yıl geçmiş. Normal olarak böyle bir depremin tekrarlanması 250-300 yıldır. Tarihsel verilere göre 1766 yılından beri Marmara içindeki boşlukta bir deprem olmamış. Aynı Tokyo'da 1923 yılından sonra olmadığı gibi, aynen San Francisco 1906 yılından olmadığı gibi, büyük depremi bekleyen üç kentten biri ki bunlar San Francisco, Tokyo, İstanbul'dur. Bugün için depremin niye olmadığı tartışılıyor; olmayacağı konusunda bir tereddüt yok.
Her ne kadar biz Marmara içerisinde 99 yılında adaların önüne kadar gelen bir kırık olduğunu, 1912 yılında da Silivri'nin önüne gelen bir kırık olduğunu biliyorsak da, gerçekten bizim de beklemediğimiz depremler olabilir. Şimdi Amerika'da, Japonya'daki son deprem tüm bilim dünyasının ezberlerini bozdu — 9.2 büyüklüğündeki deprem tüm boşluklu ve boşluksuz kırık segmentlerin aynı anda olmasıyla meydana gelmiş, hepsinin beraber çalışmasıyla 500 km uzunluğunda bir deprem olarak ortaya çıktı. Gerçekten bizim de beklemediğimiz depremler olabilir.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
1766'dan beri kırılmamış bu boşluğun tarihsel kaydı, Marmara Denizi'nin 1500 yılından bu yana sismisitesini derleyen bir araştırmaya dayanıyor; bu araştırma, boşluğu ve ondan önceki büyük depremleri tarihsel kayıtlardan doğrudan belgeliyor[1]. Sonraki on yılda bu boşluk jeodezik verilerle de doğrudan test edildi: İstanbul'un güneyindeki segmentte kilitli ve sünek kesimlerin bir arada bulunduğu doğrudan ölçümle gösterildi[2], ve 1500 yıllık tarihsel kayıt, güncel mikrosismisite ile GPS kayma hızları birleştirilerek gelecekteki büyük depremler için nicel büyüklük tahminleri üretildi[3] — yani "bu boşluk kırılabilir" değerlendirmesi artık tek bir tarihsel çıkarım değil, üç bağımsız veri türüyle (tarihsel, sismik, jeodezik) desteklenen bir sonuç.
2011 Tohoku depreminin bilim dünyasının ezberlerini bozması hâlâ geçerli bir uyarı taşıyor: komşu segmentlerin aynı anda kırılma ihtimalini dışlamamak gerekiyor. Bunu bir çekince olarak eklemek isterim — Marmara için üretilen olasılık modelleri tek bir segmentin ayrı ayrı kırılması varsayımına dayanıyor; birden fazla segmentin birlikte kırılma senaryosu, modelin kendisinin sınırlarından biri.
- [1] Ambraseys, N. N., & Jackson, J. A. (2000). Seismicity of the Sea of Marmara (Turkey) since 1500. Geophysical Journal International, 141(3), F1–F6. DOI: 10.1046/j.1365-246x.2000.00137.x
- [2] Bohnhoff, M., Bulut, F., Dresen, G., Malin, P. E., Eken, T., & Aktar, M. (2013). An earthquake gap south of Istanbul. Nature Communications, 4, Article 1999. DOI: 10.1038/ncomms2999
- [3] Bulut, F., Aktuğ, B., Yaltırak, C., Doğru, A., & Özener, H. (2019). Magnitudes of future large earthquakes near Istanbul quantified from 1500 years of historical earthquakes, present-day microseismicity and GPS slip rates. Tectonophysics, 764, 77–87. DOI: 10.1016/j.tecto.2019.05.005
Tabii çok doğru söylüyorsunuz. Şimdi vatandaşlık sismolojisi diye bir kavram var. Bununla ilgili İstanbul Valine biz Alo Deprem Hattı kurulsun dedik. Biliyorsunuz 5.1 büyüklüğünde deprem 2011'de oldu, bir de 2012'de oldu; bunlar olası beklenen büyük İstanbul depreminin beklendiği Marmara içindeki boşlukta meydana geldi. Şimdi böyle depremlerde vatandaş telefonla diyor ki "ben bu depremi hissettim." Vatandaşın depremi şiddetli hissettiği yerler aslında kentsel dönüşümün öncelikle başlanması gereken yerler. Ama böyle bir deprem Türkiye'de İstanbul'a yakın yerde olduğu zaman 300 kişi, 165 kişi telefona sarılıyor, Alo Deprem Hattına haber veriyor. Amerika'da San Francisco'da depremi bekleyen diğer bir kente 100.000 kişi veriyor.
Siz Alo Deprem Hattı kurup vatandaşa sormazsanız, "vatandaşım sen depremi nasıl, hangi şiddette ve nerede hissettin" diye sormazsanız, büyük bir bilgi kaçırıyorsunuz zaten. Kentsel dönüşüm adresini vatandaşın depremi nasıl hissettiğini gerçekten dokümante ederek ve bunu haritalandırarak görebilirsiniz. Bunlar milyon dolarlık bilgi verebilir ama bize maalesef vatandaşımız deprem konusunda bu anlamda bilgilendirilmediği için sismoloji ve deprem tehlikesine hazırlanma noktasında vatandaşın katkısı minimum seviyelerde.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Alo Deprem Hattı olarak tarif edilen mekanizmanın adı, uluslararası literatürde "vatandaş bilim" (citizen science) tabanlı şiddet ölçümü — ABD Jeoloji Servisi'nin "Did You Feel It?" sistemi tam olarak bu mantıkla çalışıyor ve toplanan crowdsourced (kalabalığın ortak katkısıyla toplanan) veri, aletsel şiddet tahminleriyle şaşırtıcı derecede uyumlu çıkıyor[1] — yani vatandaşın hissettiğini bildirmesinin milyon dolarlık bilgi verdiği iddiası, bugün gerçek bir bilimsel ölçüm yöntemi olarak kabul görüyor. Amerika'da yüz binlerce, Türkiye'de birkaç yüz kişinin bildirdiği katılım farkı da güncel araştırmanın konusu: kimin bu tür sistemlere yanıt verdiğini küresel ölçekte inceleyen bir çalışma, katılımın ülkeden ülkeye, hatta bölgeden bölgeye önemli ölçüde değiştiğini ve bu farkın kendisinin de bir veri kalitesi sorunu olduğunu gösteriyor[2].
- [1] Atkinson, G. M., & Wald, D. J. (2007). "Did You Feel It?" Intensity Data: A Surprisingly Good Measure of Earthquake Ground Motion. Seismological Research Letters, 78(3), 362–368. DOI: 10.1785/gssrl.78.3.362
- [2] Quitoriano, V., Knodel, S. G., Wald, D. J., & Loos, K. (2026). The Intensity Gap: A Global Analysis of Who Responds to the Crowdsourced "Did You Feel It?" System. Seismological Research Letters. DOI: 10.1785/0220250168
Bugünkü konferansımızda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaptırmış olduğu bir tsunami çalışması var. İstanbul'a yakın 7.7 büyüklüğünde deprem olursa Marmara'daki tsunami dalgasının boyu ne olur diye hesaplamışlar; 56 metre olur demişler, ama biz İstanbul'da bu kadar büyük deprem beklemiyoruz. Beklenen deprem İstanbul'a yakın karada olursa 7.4, deniz içinde olursa 7.2. Yani depremi abartarak yaptıkları hâlde 5,6 metre gibi bir sonuç çıkıyor ki bu da o kadar büyük bir yükseklik değil, en fazla kıyı ya da bunun yansıması bilemediniz 10 metre falan içeri.
Profesör Nicholas Ambraseys, Imperial College'de bir profesördür, dünyadaki tarihsel depremi inceleme noktasında otoritedir. Marmara'daki tsunamiler diye çalışması var; Marmara bölgesindeki tsunamiler gerçekte İstanbul'da bir tehlike oluşturmamıştır diye bir sonucu var. Ben bunu paylaştım. Ambraseys'in son 2000 yıldaki Marmara depremleri diye araştırması var. Olası senaryolara göre de hesaplanan değer 5,7 olarak çıktığını söyleyebilirim.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Ambraseys'in değerlendirmesi, Marmara bölgesinde son yirmi yüzyıldaki sismik deniz dalgalarını (tsunami) derleyen bir çalışmadan geliyor — bu çalışma, Marmara'daki tarihsel tsunamilerin genellikle sınırlı, yerel etkili olduğunu, İstanbul'u tehdit eden büyük ölçekli bir tsunami tehlikesine dair güçlü bir kanıt bulunmadığını gösteriyor[1]. Bu sonuç, deprem büyüklüğü tahminlerindeki belirsizlikle birlikte okunmalı: Marmara'daki beklenen deprem senaryoları genellikle Mw 7,0-7,4 aralığında toplanıyor, bu da kapalı bir iç deniz için sınırlı bir tsunami potansiyeli anlamına geliyor.
Bir çekince eklemek isterim: "5,6 metre" gibi tek bir dalga yüksekliği değeri, hangi senaryonun (kıyı geometrisi, kırılma modeli, deprem büyüklüğü) kullanıldığına göre değişir — evrensel bir sabit değil, örnek bir senaryo çıktısıdır.
- [1] Ambraseys, N. N. (2002). Seismic sea-waves in the Marmara Sea region during the last 20 centuries. Journal of Seismology, 6(4), 571–578. DOI: 10.1023/A:1021158610252
Bilim adamı etik olarak halkı uyarmakla mükellef, bu bir sorumluluk; ama bu tarz açıklamaları yaparak birilerine rant alanı sağlamak gibi de bir sorumsuzluğun işine düşmüş oluyorlar. Bir defa uluslararası deprem konferanslarında bir sunumu olmamış, uluslararası yayınlarda bir yayını çıkmamış kişilerin medya önüne çıkartılması aslında bir vakit kaybı, bir kafa karışıklığına yardımcı olma gibi bir ayıbı da meydana getiriyor. Mesela ben Kanada'daki depremleri çalışayım, Japonya'daki depremleri çalışayım; hem Kanada'nın deprem tehlikesine hem Japonya'nın deprem tehlikesine hem de Türkiye'nin deprem tehlikesine katkı sağlayarak bir global sismolojik ve deprem tehlikesi programına katkı sağlamayı başardım. Bunca bir emek var ama emeksiz medyanın kanallarında dolaşarak, kendi bilimsel kanallarında deprem jeofiziği yayınlarıyla doçent ve profesör olamamış kişilerin panik atak türündeki açıklamalarıyla halkımızın paniklemesine katkı sağlamak gibi bir yanlıştan meydanımızın kurtulması gerektiğini söylemiştim.
Gerçek bilim adamlarına ulaşılamayınca kimler konuşabiliyorsa ekranlarda o gün onları bulduklarını çıkartabiliyorlar. Bence bu anlamda mühendislikler odasına aslında şey düşüyor — sizin odanız bazı bilim adamları oluşturup bunları medyayla paylaşmalı ve bu işin uzmanlarını medyaya çıkartmalı. Biz bunu yaptık ama medya gelmedi; çağrılı konferans yaptık, her üniversiteye, her bölüme en nitelikli kişiyi yollayın dedik. Konferansın başında medya vardı ama diğer 5 dakika durdu, ayak üstü organizasyon hakkında bilgi aldı ama devamını gerçekten dinlemedi.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
"Medya sismologları" sorunu bugün biçim değiştirerek sürüyor — televizyon ekranı yerine sosyal medya hesapları üzerinden yayılıyor. Doğrulanmamış deprem tahminlerinin sosyal medyada nasıl yayıldığını inceleyen güncel bir çalışma, bilimsel kurumların bu tahminleri önceden çürütme ("prebunking") stratejileriyle karşılamaya çalıştığını gösteriyor[1] — yani sorun sadece "kim ekrana çıkıyor" değil, artık kimin algoritmaların önüne düştüğü meselesine dönüştü. Uluslararası yayın ve konferans katılımı hâlâ önemli bir ölçüt; ama tek başına yeterli değil — asıl fark, bir iddianın gerçekten hakemli bir süreçten geçip geçmediğini izleyicinin kendisinin de ayırt edebilmesi, ki bu da deprem muhabirliği eğitiminin neden hâlâ gerekli olduğunu gösteriyor.
- [1] Fallou, L., Bossu, R., & Cheny, J.-M. (2024). Prebunking earthquake predictions on social media. Frontiers in Communication, 9. DOI: 10.3389/fcomm.2024.1391480
Bir insanın ölmesi yapılan istatistiklere göre devlete zararı 1.250.000 dolar. Ama bir insanın depremde ölmemesi için risk yönetimi mantığıyla harcanması gereken para 5.000 dolar. Bizler 5.000 doları harcamadığımız için deprem öncesi yapılması gereken küçük miktardaki harcamayı ve yatırımı yapmadığımız için bunu kat be kat daha fazlasıyla ödüyoruz. Afet yönetimi mantığıyla mı devam edeceğiz, yoksa risk yönetimi mantığıyla mı? Afet sonrasında kayıplarımızın çok az miktarını risk yönetim mantığıyla deprem öncesini harcayıp, bir depremden sonra Japonya'da, Amerika'da nasıl hasarlar minimum oluyorsa o şekilde hasarları çok minimum seviyeye mi çekeceğiz?
Bu mantıkla risk yönetimi mantığıyla hareket eden ülkeler bellidir — Japonya, Amerika, Şili. Şili biliyorsunuz 60 depreminde 80.000 kayıp vermişti ama 2010 yılında büyük bir deprem oldu, aynı büyükte bir deprem oldu. Şili gerçekten denize yakın yerlerdeki kentleşme yamaçlara taşınmıştı; eski şehir merkezinin denize yakın yerleri tabii ki bir kentsel dönüşümde arındırılmış ve tepelere, faydan uzak fay ile kentleşme arasındaki mesafe artırılarak risk yönetimi mantığıyla bu dönüşüm sağlanmış.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
"Afet yönetimi değil, risk yönetimi" çerçevesi, 2015'te uluslararası düzeyde resmî bir norm hâline geldi: 187 Birleşmiş Milletler üyesi ülkenin kabul ettiği bir çerçeve belgesi, tam olarak bu geçişi — afet sonrası müdahaleden, afetten önce riskin azaltılmasına odaklanan bir yaklaşıma geçişi — küresel bir öncelik olarak tanımladı[1]. Yani bu bir kişisel görüş olmaktan çıkıp, kentsel planlama ve afet politikasının uluslararası ortak dili hâline geldi. Şili'deki kıyıdan tepeye taşınma modeli de bu çerçevenin somut bir uygulaması — riskin kaynağına (fay hattına yakınlık) göre kentleşmeyi yeniden düzenlemek.
Bugün eklemek isteyeceğim nokta şu: risk yönetimine geçiş bir norm hâline gelmiş olsa da, bunun uygulanması hâlâ ülkeden ülkeye, hatta şehirden şehre büyük farklılık gösteriyor — bir çerçevenin kabul edilmesi, o çerçevenin fiilen uygulandığı anlamına gelmiyor.
- [1] United Nations Office for Disaster Risk Reduction. (2015). Sendai Framework for Disaster Risk Reduction 2015–2030. UNDRR.
Tersten gidiyor tabii. Depremi yaşadıktan sonra şiddetini öğrenmeye çalışıyor; aslında dediğiniz doğru, tersinden olması lazım. Bilgi vermesi lazımken şu şiddette hissettin demesi lazım. Vatandaşlık jeofiziği diyoruz; Amerika'sı Avrupa'sı bunu kullanıyor da biz niye kullanmıyoruz? Vatandaştan iyi mi bileceğiz bir depremden sonra nasıl hissettiğini, ya binasının nasıl sarsıldığını, nasıl bir korku ve panik hali yaşadığını daha mı iyi bileceğiz? Amerika'da böyle vatandaşlık jeofiziği var, ben bunu paylaştım. "Depremi nasıl hissettim, ey vatandaş paylaş" diye yönettiğim grupta paylaştım ve Amerika'daki risk haritasıyla Türkiye'de risk haritası çıkardım. Türkiye'de risk haritası çıkmıyor zaten, çünkü veri yok, vatandaş veri vermiyor.
Kandilli hiçbir zaman şiddet bilgisi veremez, şiddet haritası verir. Şiddet bilgisi hasarın ölçüsüdür; bir yerde depremi hisseden insanın ya da depremi yaşamış yapının vermiş olduğu tepkidir. En doğru bilgi depremin olduğu yerden en az 3.000 km uzakta kurulmuş, yerleştirilmiş deprem istasyonlarından alınan verilerle verilir ki biz buna moment diyoruz. Aslında vatandaşın büyüklüğü alması lazım — Amerikan yer bilimleri servisinden alması lazım. Çünkü lokal magnitüd eşit değildir dünya magnitüdüne.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
"Kandilli şiddet değil, büyüklük ve konum bilgisi verir; şiddeti aslında vatandaşın kendisi üretir" ayrımı bugün de geçerli. Bu ayrımın uluslararası karşılığı olan "Did You Feel It?" sisteminin verisi, aletsel ölçümlerle şaşırtıcı derecede uyumlu çıkıyor[1] — yani vatandaşın "böyle hissettim" demesinin izlenim değil gerçek bir veri noktası olduğu iddiası, literatürle doğrulanmış durumda. Eklenmesi gereken bir nüans var: kim bu tür sistemlere yanıt veriyor sorusunun kendisi de araştırma konusu hâline geldi — katılımın demografik ve bölgesel olarak eşit dağılmadığı, dolayısıyla "vatandaş verisi" toplarken bu dengesizliğin de hesaba katılması gerektiği gösterildi[2]. Yani vatandaşlık jeofiziği fikri doğru, ama veriyi toplarken kimin sessiz kaldığını da bilmek gerekiyor.
- [1] Atkinson, G. M., & Wald, D. J. (2007). "Did You Feel It?" Intensity Data: A Surprisingly Good Measure of Earthquake Ground Motion. Seismological Research Letters, 78(3), 362–368. DOI: 10.1785/gssrl.78.3.362
- [2] Quitoriano, V., Knodel, S. G., Wald, D. J., & Loos, K. (2026). The Intensity Gap: A Global Analysis of Who Responds to the Crowdsourced "Did You Feel It?" System. Seismological Research Letters. DOI: 10.1785/0220250168
Tabii ki iklim dediğimiz şey bizim hissettiğimiz sıcaklık, mevsimsel değişiklikler; ama depremi meydana getiren gerilme, yerin en az 15-20 km altında, gerçekte bir plaka yüklemesine karşı gerilen, sağlamlığı yüksek yerde direnci zayıflayan kabuk parçasında meydana geliyor ki buna biz asperite demiştik. 20 km yukarıda bizim hissetmiş olduğumuz sıcaklıklarla bir alakası olamayacağı çok açık, çünkü çok derinde oluyor. Depremi üreten gerilme birikimi, enerji birikimi, enerjinin depolandığı saha yerin en az 15-20 km derinde olduğu için yüzeydeki bu zamansal ya da mevsimsel değişimler ile bir ilişkisi olduğunu zaten ileri süren de yok. Ama tabii ki vatandaşta böyle bir şey olabilir mi diye bir endişe var; endişe duymasınlar, bu ilişkilendirmek yanlış, son derece diyorsunuz.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Bu konudaki bilimsel konsensüs nettir: ABD Jeoloji Servisi'nin kendi resmî değerlendirmesi de aynı sonuca varıyor — "deprem havası" diye bir şey yoktur, sıcak, soğuk veya yağışlı havalarda depremlerin görülme sıklığı istatistiksel olarak eşit dağılıyor[1]. Bunun fiziksel gerekçesi açık: bir depremi tetikleyen gerilme birikimi, fayın onlarca kilometre derinliğinde, plaka hareketine bağlı yükleme ve sürtünme süreçleriyle biriken bir enerjidir[2] — yüzeydeki hava olayları bu derinliğe fiziksel olarak ulaşmaz. Bu, temel bir fizik meselesi; değişen bir şey yok, çünkü değişecek bir mekanizma zaten yok.
- [1] U.S. Geological Survey. (t.y.). Earthquake myths and misconceptions FAQ. USGS Earthquake Hazards Program.
- [2] Scholz, C. H. (2019). The Mechanics of Earthquakes and Faulting (3. baskı). Cambridge University Press. (Temel Kaynak)
Deprem jeofiziği literatürü var, bu literatüre giren dergiler var, ilk ona giren dergiler var. Biz bu bakımdan deprem muhabiri eğitimi yapılması noktasında çok ısrarlıyız. Türkiye'de polis muhabiri var, adliye muhabiri var; deprem muhabiri yok, afet muhabiri yok daha doğrusu. Siz de yardımcı olursanız bir afet muhabiri eğitimi vermek istiyoruz. Gerçekten arkadaşlarımız global sismologları tanısın; bir Ambraseys'i tanısın, bir David Jackson'ı tanısın — deprem anında bir gazeteci ne yapmalı, nasıl bir sorumluluk içine girmeli, bilgileri en sağlıklı nereden almalı. Deprem muhabirinin bu konudaki bilgisi çok önemli.
Bu tür bir eğitime katkı verirseniz deprem muhabiri eğitimi noktasında gerçekten bizler beraber çalışacağımız medya kanallarını, medya gruplarını arıyoruz. Savaş muhabirimiz var, sağlık muhabirleri var, ekonomi muhabirleri var; ama afet muhabirimiz yok. Bu program da ona yardımcı olmuş olur inşallah.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Türkiye'de sistematik, akredite bir "afet muhabiri" eğitim programı için elimde bir kaynak yok — deprem muhabirliği eğitimi ihtiyacı hâlâ karşılanmamış bir boşluk. Ama sorunun kendisi güncel araştırmanın konusu hâline geldi: bilimsel kurumların artık doğrulanmamış deprem iddialarını önceden çürütme stratejileri geliştirdiğini gösteren çalışmalar var[1] — bu da aslında muhabirin/izleyicinin bir iddiayı değerlendirirken sorması gereken soruları (kaynağın uluslararası yayını var mı, iddia hakemli bir süreçten geçti mi) dolaylı olarak gösteriyor. Yani eğitim programı hâlâ eksik, ama "neyin öğretilmesi gerektiği" konusunda literatür netleşti.
- [1] Fallou, L., Bossu, R., & Cheny, J.-M. (2024). Prebunking earthquake predictions on social media. Frontiers in Communication, 9. DOI: 10.3389/fcomm.2024.1391480
17 Ağustos 2012 → 2026: Ne Değişti, Ne Değişmedi?
Değişenler:
- Diri fay veri tabanı bugün MTA'nın 14.565 segmentlik ulusal kapsamıyla hakemli literatürde tam belgelenmiş durumda.
- "Afet yönetiminden risk yönetimine" çağrısı, 2015'te Sendai Çerçevesi ile 187 ülkenin kabul ettiği uluslararası bir norma dönüştü.
- Marmara'daki sismik boşluk iddiası, 2013-2019 arası jeodezik ve tarihsel verilerle bağımsız olarak doğrulandı.
- 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, zemin-bina rezonansı iddiasını saha verisiyle somutlaştırdı.
- İSMEP kapsamında İstanbul'da 423 okul yeniden inşa edildi, 978 okul güçlendirildi; 8 hastane yeniden inşa edildi, 107 hastane güçlendirildi.
- "Medya sismologları" sorunu televizyondan sosyal medyaya taşındı; bilimsel kurumlar artık "prebunking" stratejileri geliştiriyor.
Değişmeyen temel mesaj:
Deprem tahmin edilemez ama hazırlık ertelenemez — bilmek ile hazırlanmak arasındaki mesafe, veri arttıkça değil, o veri kararlara dönüştükçe kapanır.
🧭 Bu Röportajı Okuduktan Sonra Kendinize Sorun
On dört yıl önceki bu uyarıları bugüne taşırken kendinize şu soruları sorun:
- Oturduğum bina için bir zemin-bina uyumu incelemesi yapıldı mı?
- Bulunduğum ilçede kentsel dönüşüm hangi öncelik sırasıyla ilerliyor?
- Bir sonraki depremi hissettiğimde, bunu resmî bir kanala bildirir miyim?
- Ekranda gördüğüm bir "deprem uzmanının" uluslararası yayını var mı, kontrol ettim mi?
- Bölgemdeki kamu binalarının (okul, hastane) güçlendirme durumunu biliyor muyum?
Bu çalışma bir deprem tahmini yapmaz — Marmara'da veya başka bir bölgede depremin ne zaman olacağını söylemez. Belirli bir binanın gerçek bir depremde nasıl davranacağını tek başına belirlemez; bu, sahaya özgü mühendislik incelemesi gerektirir. Amacı; diri fay haritası, kentsel dönüşüm, vatandaşlık sismolojisi, sismik boşluk ve medya sorumluluğu kavramlarını 2012'deki hâliyle koruyup, üzerine kaynak kontrollü bir güncelleme katmanı ekleyerek bilimsel bilgiyi daha anlaşılır hale getirmektir.
İlgili Yazılar
Bu röportajın ele aldığı Marmara sismik boşluğu, zemin-bina etkileşimi ve deprem tahmini temalarını üç gerçek röportajda daha derinlemesine bulabilirsiniz:
- 🌍 Deprem Tahmini: Kesinlik Yanılsaması — deterministik tahmin ile olasılıksal öngörü arasındaki farkı ve Marmara'nın gerçek olasılık hesaplarını ele alan bir değerlendirme.
- 🏗️ Deprem Güvenliği Zeminle Başlar — TRT Radyo 1 Gün Ötesi: zemin-bina sistemi, riskli yapı tespiti ve kentsel dönüşümde zemin etüdü üzerine beş soru.
- 📊 Şiddet mi, Büyüklük mü? Depremi Doğru Okumak — büyüklük-şiddet farkı, vatandaş temelli "Did You Feel It?" sistemi ve erken uyarı üzerine yedi soru.
İlgili Kaynaklar
Deprem bilimi, zemin araştırmaları ve afet farkındalığı konusunda güncel içeriklere aşağıdaki platformlardan ulaşabilirsiniz:
- 🌍 Doğa ve Deprem Bilimi (Blog) — bilimsel makaleler, kapsamlı rehberler, güncel değerlendirmeler
- 🎥 YouTube Kanalı — ders videoları, konferanslar, röportajlar
- 📘 Facebook — blog yazıları, duyurular, etkinlikler
- 𝕏 X (Twitter) — güncel duyurular, yeni yazılar
- 💬 Doğa ve Deprem Bilimi WhatsApp Topluluğu — eğitim duyuruları, yeni yazılar ve etkinliklerden anlık haberdar olun
On dört yıl önceki soru,
bugün hâlâ aynı yerde duruyor.
Deprem tahmin edilemez; ama diri fay haritasını okumak, zemin-bina uyumunu bilmek, vatandaşın hissettiğini bildirmesini sağlamak ve doğru kaynaktan bilgi almak — bunların hepsi bugün elimizde. Fark, bunları ne kadar ciddiye aldığımızda.


Comments
Post a Comment