🔬 Deprem Tahmini: Kesinlik Yanılsaması

Deprem Tahmini: Kesinlik Yanılsaması
Bilim İletişimi · Analiz
Deprem Tahmini: Kesinlik Yanılsaması
Deterministik İddia mı, Olasılıksal Öngörü mü? · Ağustos 2026
🌐 TR / EN
🔬 Bilim İletişimi Analizi

Deprem Tahmini: Kesinlik Yanılsaması

"Şu tarihte, şu büyüklükte" diyen kesin deprem tahminleri, beklenen büyük Marmara depremi gündeme her geldiğinde yeniden dolaşıma giriyor. Sismoloji biliminin kendi çerçevesi bu soruya ne diyor — ve bu iddiaları kamuoyunda en çok kimler dile getiriyor?

🎯 Deterministik mi, Olasılıksal mı 📊 Operational Forecasting 🌊 Marmara Denizi 📱 Prebunking 🧭 Disiplin Sınırları
📅 Ağustos 2026 ⏱️ ~9 dk okuma ✍️ Analiz 📡 JeoTurizm EduPanel

Yazının Özü

Türkiye'de beklenen büyük deprem gündeme her geldiğinde, kamuoyunda "şu tarihte, şu büyüklükte deprem olacak" tarzında kesin ve deterministik tahminler dolaşıma giriyor. Bu yazı, bu fenomeni sismoloji biliminin gerçek metodolojik çerçevesiyle — deterministik tahmin ile olasılıksal öngörü (operational forecasting) arasındaki fark — karşılaştırıyor; Marmara için yapılmış gerçek olasılık hesaplarını aktarıyor; "sonunda biri tutar" istatistiksel yanılgısını açıklıyor; ve kamuoyunda uzmanlık alanı ile görünürlük arasındaki farkı, disiplinler arası uzmanlık sınırları çerçevesinde, bir sismolog bakışıyla ve isim vermeden tartışıyor.

📍 Kullanım: Genel okuyucu, gazeteciler, bilim iletişimcileri ve deprem riskiyle ilgilenen herkes için — kamuoyunda karşılaştığınız kesin tahmin iddialarını değerlendirebilmeniz için bir çerçeve.

🧠 Neden Bu Konu Önemli? Marmara Denizi'nde beklenen büyük deprem, milyonlarca insanı doğrudan ilgilendiriyor — bu da konuyu kamuoyunda son derece görünür kılıyor. Ama bu görünürlük, aynı zamanda kesin ve doğrulanamaz iddiaların hızla yayılmasına da zemin hazırlıyor. Hangi iddianın bilimsel bir öngörüye, hangisinin doğrulanamaz bir söyleme dayandığını ayırt edebilmek; hem bireysel hazırlık kararları hem de toplumsal güven açısından kritik.
Yönlendirici Soru

Bu Yazının Sorusu: Bir deprem tahmini, bilimsel olarak sınanabilir bir öngörü müdür — yoksa doğası gereği doğrulanamayan bir iddia mıdır?

📱 Bir Fenomen: Kamuoyunda Dolaşan Kesin Deprem Tahminleri

Marmara'da beklenen büyük deprem gündeme geldiğinde — bir öncü sarsıntı sonrasında, bir yıl dönümünde veya sıradan bir haber döngüsünde — kamuoyunda belirli bir tarih, belirli bir bölge ve belirli bir büyüklük içeren kesin tahmin iddiaları yeniden dolaşıma girer. Sosyal medyada, farklı isimlerin "olacak" veya "olmayacak" yönündeki görüşlerini, verdikleri büyüklük tahminlerini ve zaman pencerelerini yan yana koyan karşılaştırma tabloları ve grafikler paylaşılır; bu tablolar genellikle birbiriyle çelişen, geniş bir olasılık ve büyüklük yelpazesine yayılmış iddialar içerir. Bu tür iddialar sıklıkla, bilimsel bir kategori değil kişisel bir çerçeveleme olan dramatik/markalı isimlerle (ör. "fırtına", "üçgen" gibi) sunulur — bu isimlendirme okuyucuda tanımlı bir bilimsel kavram izlenimi yaratır, ama genellikle sismolojinin standart terminolojisinde bir karşılığı yoktur; asıl karşılığı genellikle sade bir "deprem dizisi" (sequence) veya "bölgesel sismisite artışı" gözlemidir.

Bu yazı, belirli bir kişiyi, kurumu veya paylaşımı hedef almıyor — amacı, tekil bir kişiyi değerlendirmek değil, bu tür kesin tahmin iddialarının bilimsel bir zemine oturup oturmadığını, sismoloji biliminin kendi terminolojisiyle değerlendirmek. Bir sismolog/jeofizikçi olarak, bu tartışmanın kamuoyunda çoğunlukla yanlış bir çerçevede (doğru mu yanlış mı) yürüdüğünü, oysa asıl doğru sorunun "bu iddia hangi yöntemle üretildi, ve bu yöntem sınanabilir mi" olması gerektiğini düşünüyorum.

Yönlendirici Soru

Bir iddianın kamuoyunda çok paylaşılması, onu bilimsel olarak daha güvenilir kılar mı?

Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.

🔬 Deterministik Tahmin mi, Olasılıksal Öngörü mü?

Sismoloji literatüründe bu iki kavram kesin sınırlarla ayrılır. Deterministik deprem tahmini (prediction), gelecekte gerçekleşecek belirli bir depremin yeri, zamanı ve büyüklüğü için tekil bir değer veya dar bir aralık öngörmeye çalışan ifadedir — "X bölgesinde, Y tarihinde, Z büyüklüğünde deprem olacak" biçimindeki iddialar bunun en güçlü ve en tartışmalı örneğidir. Olasılıksal öngörü (operational earthquake forecasting) ise farklı bir şey sunar: belirli bir zaman penceresinde (örneğin gelecek 30 yıl), belirli bir bölgede, belirli bir büyüklüğün üzerinde deprem olma OLASILIĞINI — sürekli güncellenen bir yüzde veya aralık olarak.

Bu ayrım akademik bir incelik değil; 2009 L'Aquila depremi sonrasında İtalyan hükümetinin talebiyle kurulan Uluslararası Deprem Tahmini Komisyonu'nun (ICEF) vardığı, uluslararası düzeyde geniş kabul gören bir sonuç. Komisyonun raporu, mevcut bilimsel bilgiyle büyük depremlerin belirli bir bölge için on yıllardan kısa zaman ölçeklerinde güvenilir biçimde tahmin edilemeyeceğini; bunun "yeterince araştırılmamış" bir konu olmadığını, kırılma başlangıcının (rupture nucleation) stokastik doğasından kaynaklanan epistemik bir sınır olduğunu vurguluyor. Bilimin sunduğu şey "tahmin" değil, sürekli güncellenen olasılıksal öngörüdür.

🔬 Scientific Perspective

ICEF (International Commission on Earthquake Forecasting for Civil Protection) tarafından hazırlanan ve İtalyan Sivil Savunma Bakanlığı'na sunulan resmî raporda, büyük depremlerin belirli bir bölge için on yıllardan kısa zaman ölçeklerinde güvenilir şekilde tahmin edilemeyeceği; kısa vadeli tahminlerin hiçbir zaman yüksek olasılık değerleri üretmediği ve bunların sivil savunma açısından ek faydasının ikna edici biçimde gösterilemediği belirtiliyor. Rapor, "tahmin" (prediction) yerine "operasyonel öngörü" (operational forecasting) kavramını öneriyor: gelecekteki potansiyel yıkıcı depremlere ilişkin yetkili bilginin sürekli güncellenmesi ve bu bilginin resmî kanallardan topluma aktarılması.

Reference: Jordan, T. H., Chen, Y.-T., Gasparini, P., Madariaga, R., Main, I., Marzocchi, W., Papadopoulos, G., Sobolev, G., Yamaoka, K., & Zschau, J. (2011). Operational earthquake forecasting: State of knowledge and guidelines for utilization. Annals of Geophysics, 54(4). doi.org/10.4401/ag-5350
🧩 Üç Kavram, Üç Farklı Soru

Deprem biliminde birbirine karıştırılan üç ayrı kavram var — her biri farklı bir soruya cevap veriyor:

Kavram Temel Soru
Prediction (Tahmin)Belirli bir bölgede, belirli bir zaman aralığında, belirli bir büyüklük aralığında deprem olacak mı?
Forecast (Öngörü)Belirli bir zaman penceresinde, belirli bir bölgede olma olasılığı nedir?
Warning (Erken Uyarı)Deprem başladıktan sonra, dalgalar ulaşmadan önce ne yapılabilir?

Bu yazının konusu ilk ikisi arasındaki fark — üçüncüsü (deprem erken uyarı sistemleri) tamamen ayrı bir teknik alan ve bu yazının kapsamı dışında.

🪨 "Deterministik" Her Zaman Tarih Anlamına Gelmez

Bir fay segmentinin geometrisi, uzunluğu ve kırılma mekanizması biliniyorsa, ampirik fay uzunluğu–büyüklük bağıntılarından hareketle o segment için olası maksimum büyüklük (Mmax) için model-türetilmiş bir deprem büyüklüğü senaryosu elde edilebilir — örneğin MTA'nın diri fay haritasındaki bir segmentin uzunluğu ve faylanma türü bilinirse, bu yöntemle "bu segment üretebileceği azami büyüklük yaklaşık M... mertebesindedir" denebilir. Bu hesap tarih içermez — fay geometrisinden kırılmanın ne zaman başlayacağı türetilemez, sadece fayın deprem üretme kapasitesi türetilebilir. Yani deterministik bir büyüklük hesabı ile deterministik bir tahmin (yer+zaman+büyüklük) aynı şey değildir; sorunlu olan büyüklüğün deterministik hesaplanması değil, tarihin de aynı kesinlikte verilebileceği izlenimidir.

Mmax, model-türetilmiş deprem büyüklüğü senaryosuyla karıştırılmamalı: Mmax, fiziksel/ampirik olarak mümkün kabul edilen üst büyüklüktür; bir fayın Mmax=7,2 olması "bu fay 7,2 üretecek" anlamına gelmez, üretebileceği tavanı gösterir. Kamuoyu iletişiminde de "deprem tahmini" yerine "fayın üretebileceği deprem senaryosu" ifadesi daha doğru anlaşılır — MTA diri fay haritası nerede aktif fay olduğunu gösterir, fay uzunluğu–büyüklük bağıntılarıyla birleştirildiğinde her segment için olası büyüklük senaryoları üretilebilir; bu, deprem tarihini tahmin etmek değil, olası deprem kaynağını tanımlamaktır.

Koşullu ile koşulsuz ifade arasındaki fark: Mmax, model ve gözlemlerden türetilen bir büyüklük senaryosudur — "bu deprem olacaktır" anlamına gelmez. Başka bir deyişle, deterministik bir senaryo "olursa ne olur?" sorusuna yanıt verirken, deprem tahmini (prediction) "olacak mı, ne zaman ve nerede?" sorusuna yanıt vermeye çalışır — mühendislik sismolojisinin klasik "deterministik sismik tehlike analizi" (DSHA) yöntemi de aynı koşullu mantığı taşır.

Kaynak: Wells, D. L., & Coppersmith, K. J. (1994). New empirical relationships among magnitude, rupture length, rupture width, rupture area, and surface displacement. Bulletin of the Seismological Society of America, 84(4), 974–1002. · Kramer, S. L. (1996). Geotechnical Earthquake Engineering. Prentice Hall (Bölüm 4.3).

Yönlendirici Soru

Bir kurumun "%40 olasılıkla" demesi ile bir kişinin "kesinlikle olacak" demesi arasındaki fark, neden yalnızca bir üslup farkı değil, bilimsel bir sınır meselesidir?

Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.

🌊 Marmara'nın Kendi Olasılık Hesapları

Olasılıksal öngörünün soyut bir kavram olmadığını, Marmara Denizi için bizzat hesaplanmış olduğunu göstermek isterim. Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun Marmara Denizi altındaki bölümü için, farklı araştırma ekipleri tarafından yayımlanmış, birbirini teyit eden zaman-bağımlı olasılık hesapları mevcut.

🔬 Scientific Perspective — 2004 Hesabı

Marmara Denizi ve İstanbul için yapılan bir hesaplamada, 2004–2034 dönemi için bölgesel M≥7 deprem olasılığı; zaman-bağımsız (Poisson) modelle %38, zaman-bağımlı modelle %44 (±%18), 1999 İzmit depreminin gerilim transferi etkisi de eklendiğinde %53 (±%18) olarak bulunmuştur. İstanbul'u etkileyecek bir M≥7 deprem için 30 yıllık Poisson olasılığı %21 iken, zaman bağımlılığı ve gerilim transferi eklendiğinde bu değer %41 (±%14)'e yükselmektedir. Belirtilen ± aralıkları, Monte Carlo analiziyle hesaplanan parametre belirsizliğini yansıtır — büyük depremlerin periyodikliğinin yeterince iyi anlaşılamamış olmasının doğrudan bir sonucudur.

Reference: Parsons, T. (2004). Recalculated probability of M ≥ 7 earthquakes beneath the Sea of Marmara, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 109, B05304. doi.org/10.1029/2003JB002667

🔬 Scientific Perspective — 2016 Hesabı (Güncellenmiş Model)

Yeni bir fay segmentasyon modeliyle güncellenen bir çalışmada, önümüzdeki 30 yıl için Marmara bölgesindeki 26 ayrı fay kaynağından Mw>6.5 olasılığı hesaplanmış; ayrıca Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun kuzey kolunda Mw=7.0–8.0 arası 10 farklı çok-segmentli kırılma senaryosu modellenmiştir. İstanbul'u etkileyecek M>7.3 deprem için toplam 30 yıllık Poisson olasılığı %35 bulunmuş, zaman bağımlılığı ve gerilim transferi eklendiğinde bu değer %47'ye yükselmiştir. Bölgenin doğu ucundaki bir fay segmenti en yüksek 30 yıllık olasılığı taşımaktadır (Poisson %29, zaman-bağımlı etkileşim olasılığı %48).

Reference: Murru, M., Akinci, A., Falcone, G., Pucci, S., Console, R., & Parsons, T. (2016). M ≥ 7 earthquake rupture forecast and time-dependent probability for the Sea of Marmara region, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 121. doi.org/10.1002/2015JB012595

Dikkat edilmesi gereken nokta şu: bu çalışmaların hiçbiri "şu tarihte deprem olacak" demiyor. Verdikleri şey, belirli bir zaman penceresi için bir olasılık aralığı — ve bu aralığın etrafındaki belirsizliği de açıkça raporluyorlar. Bu, kamuoyunda dolaşan kesin tahminlerin neredeyse hiçbirinde görülmeyen bir bilimsel dürüstlük standardı.

⚠️ Bu Sayılar 2026 İçin Güncel Risk Oranı Olarak Okunmamalı Yukarıdaki hesaplar 2004 ve 2016 tarihli — bu yazının yayım tarihinden (2026) yıllar önce yapılmış. İki bağımsız çalışmanın birbirine yakın sonuçlara ulaşması güven verici olsa da, bu onların "bugünün sayısı" olduğu anlamına gelmez. Olasılık modelleri; deprem katalog güncellemeleri, fay geometrisi/segmentasyon çalışmaları, paleosismolojik bulgular, GPS/GNSS ve deniz tabanı gözlemleri gibi yeni verilerle zaman içinde değişebilir. Güncel bir olasılık değeri gerekiyorsa, resmî kurumların (AFAD, Kandilli Rasathanesi) o tarihteki en son yayınına bakılmalı — bu yazı, "hangi tür bilgiye güvenilmeli" sorusuna bir çerçeve sunuyor, "bugünün kesin sayısı" bu değil.
Yönlendirici Soru

Bir olasılık aralığı, kesin bir tarihten daha az çarpıcı görünebilir — ama hangisi bilimsel olarak daha dürüst bir iletişim biçimidir?

Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.

🎲 "Sonunda Biri Tuttu" — Bunun Bilimsel Bir Anlamı Var mı?

Kamuoyunda sık karşılaşılan bir savunma biçimi şudur: geçmişte bir deprem gerçekleştiğinde, önceden kesin tahmin yapmış birçok kişiden birinin verdiği tarih veya büyüklük, gerçekleşen depreme yakın çıkabiliyor — ve bu durum o kişinin yönteminin "doğrulandığı" şeklinde sunuluyor. Bu akıl yürütmede ciddi bir istatistiksel sorun var.

📐 Çoklu Karşılaştırma Etkisi

Geniş bir olasılık ve büyüklük yelpazesine dağılmış çok sayıda bağımsız kesin tahmin bir arada var olduğunda — biri "5 yıl içinde, M6.5" derken bir başkası "bu yıl, M7.5" diyorsa — beklenen büyük deprem gerçekleştiğinde, istatistiksel olarak KAÇINILMAZ biçimde bu tahminlerden en az biri gerçekleşene "yakın" görünecektir. Bu, o kişinin yönteminin geçerliliğinin bir kanıtı DEĞİLDİR; yeterince çok ve çeşitli tahmin biriktiğinde birinin tutturması olasılık hesabının doğal bir sonucudur. Bilimsel literatürde buna benzer durumlar "çoklu karşılaştırma problemi" (multiple comparisons problem) çerçevesinde tartışılır — çok sayıda bağımsız denemeden birinin şans eseri "başarılı" görünmesi, yöntemin kendisini doğrulamaz.

Doğru soru, "kim tuttu" değil, "yöntem savunulabilir mi"dir. Bir tahmin yöntemini bilimsel olarak değerlendirmenin tek yolu, o yöntemin ÖNCEDEN belirlenmiş, sistematik olarak test edilebilir kriterlerle (ör. tüm tahminlerinin, sadece tuttuğu bir örneğin değil) uzun vadede nasıl performans gösterdiğine bakmaktır — geriye dönük olarak seçilmiş tek bir "isabet"e değil.

Yönlendirici Soru

Geriye dönük olarak "doğru çıkmış" görünen bir tahmin, o yöntemin gelecekte de güvenilir olacağı anlamına gelir mi?

Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.

🧪 Peki, "Yöntem Savunulabilir mi?" Sorusu Nasıl Cevaplanır?

Önceki bölümde "doğru soru, kim tuttu değil, yöntem savunulabilir mi" dedik. Bu iddiayı havada bırakmamak gerekir — bir tahmin yönteminin bilimsel olarak sınanabilir olması ne demektir, somut olarak?

📊 Tek İsabet Değil, Tahmin Portföyünün Tamamı

Bir yöntemin performansı, o yöntemin şimdiye kadar yayımladığı TÜM tahminler bir arada değerlendirilerek ölçülür — sadece geriye dönük "tuttu" görünen tek bir örnekle değil. Değerlendirmeye giren unsurlar: tahminin önceden ne zaman yayımlandığı, kapsadığı bölge, zaman penceresi, büyüklük eşiği, verilen olasılık değeri — ve hem gerçekleşen HEM gerçekleşmeyen tahminlerin tamamı.

Kalibrasyon, bu değerlendirmenin merkezindeki kavramdır: bir yöntem, uzun vadede "%30 olasılık" dediği olayların gerçekten yaklaşık %30'unda gerçekleşiyorsa, o yöntemin olasılıkları kalibre edilmiş sayılır. Yani "%40 olasılık" demek "olacak" demek DEĞİLDİR — ve "%20 olasılık verdim, deprem olmadı" durumu da otomatik olarak bir başarısızlık anlamına gelmez. Değerlendirme tek bir olaya değil, yöntemin uzun vadeli tutarlılığına bakar.

🔬 Scientific Perspective

ICEF raporu, bu ayrımı doğrudan vurguluyor: tahmin başarısı, tahmin ayarlanmasında (model-tuning) kullanılan verilerden BAĞIMSIZ olarak, önceden (prospektif) test edilmelidir — geriye dönük (retrospektif) testler, aynı veriyle hem modeli kurup hem "doğrulamak" riskini taşıdığı için sistematik olarak başarıyı olduğundan yüksek gösterme eğilimindedir. Bu prensip, deprem tahmin/öngörü modellerini bağımsız ve tekrarlanabilir biçimde sınamak için kurulmuş uluslararası bir topluluk olan CSEP'in (Collaboratory for the Study of Earthquake Predictability) de temel çalışma ilkesidir; CSEP'in açık kaynaklı pyCSEP araç takımı, bir modelin öngördüğü deprem sayısının gerçekleşen sayıyla ne ölçüde tutarlı olduğunu test eden istatistiksel yöntemler (ör. "Sayı Testi", "Olabilirlik Testi") sunar.

Reference: Jordan, T. H. ve ark. (2011) — yukarıda tam atıf; ayrıca Savran, W. H., Bayona, J. A., Iturrieta, P., Asim, K. M., Bao, H., Bayliss, K., Herrmann, M., Schorlemmer, D., Maechling, P. J., & Werner, M. J. (2022). pyCSEP: A Python toolkit for earthquake forecast developers. Seismological Research Letters, 93(5), 2858–2870. doi.org/10.1785/0220220033
🧮 Somut (Varsayımsal) Bir Örnek

Tamamen kurgusal bir iddiayı ele alalım: "2027 yılı içinde Marmara'da M≥7 deprem olma olasılığı %30." Bu ifade bilimsel olarak nasıl sınanır?

  1. Tahmin, gerçekleşmeden ÖNCE, değiştirilemeyecek biçimde kayıt altına alınır (ön-kayıt / preregistration).
  2. Bölge, zaman penceresi ve büyüklük eşiği net biçimde tanımlıdır — belirsiz/esnek değildir.
  3. Olasılık değeri (%30) açıkça belirtilmiştir.
  4. Zaman penceresi dolduğunda, olay gerçekleşti mi gerçekleşmedi mi kaydedilir.
  5. Bu TEK sonuç, o yöntemin geçerliliğini tek başına ne kanıtlar ne çürütür.
  6. Asıl değerlendirme, AYNI yöntemin yıllar içinde yayımladığı ONLARCA tahminin tamamı bir araya getirilip kalibrasyonuna bakıldığında yapılır.

Bu adımların hiçbiri kamuoyunda dolaşan "olacak/olmayacak" tarzı iddialarda mevcut değil — ne ön-kayıt var, ne de başarısız tahminlerin sistematik biçimde raporlandığı bir portföy.

🧠 Olasılık ≠ Önemsizlik Bir okuyucu şu yanlış sonuca varabilir: "%20 olasılık demek, muhtemelen olmayacak demek — o hâlde neden hazırlık yapayım?" Bu, olasılık dilinin en çok yanlış anlaşılan yönüdür. Özellikle İstanbul gibi nüfus ve ekonomik değerin çok yüksek olduğu bir yerde, DÜŞÜK/ORTA olasılıklı ama YÜKSEK sonuçlu bir olay yine de ciddi risk yönetimi gerektirir — tıpkı düşük olasılıklı bir yangın riskine karşı yine de sigorta yaptırmamız, yangın merdiveni bulundurmamız gibi. Bu yazının amacı yalnızca "kesin tahminlere karşı çıkmak" değil, olasılık dilinin ne söyleyip ne söylemediğini doğru okumaktır.
🌗 Olasılık Yalnızca Artmaz — Bazı Bölgelerde Azalabilir de

Deprem sonrası olasılık değişimi yalnızca artış anlamına gelmez. Bir ana şokun oluşturduğu statik Coulomb gerilme değişimi (ΔCFF), bazı faylarda kırılma olasılığını artırırken, bazı faylarda gerilmeyi azaltarak sismisiteyi baskılayabilir. Bu "stress shadow" (gerilme gölgesi) etkisi, deprem sonrası olasılıksal değerlendirmenin yeni fiziksel verilerle neden güncellenmesi gerektiğini gösteren önemli bir örnektir.

ΔCFF > 0Gerilme artışı → bazı faylarda kırılma olasılığında artış (ör. Marmara'da 1999 İzmit'in gerilim transferi etkisi)
ΔCFF < 0Gerilme azalması ("stress shadow") → bazı faylarda sismisitenin baskılanması

Her ikisi de deterministik bir tahmin değil, deprem uyarısı da değil — ikisi de mevcut olasılıksal değerlendirmeyi yeni fiziksel bilgiyle güncelleyen mekanizmalardır.

Kaynak: Harris, R. A. (1998). Suppression of large earthquakes by stress shadows: A comparison of Coulomb and rate-and-state failure. Journal of Geophysical Research, 103(B10), 24439–24451. · Mallman, E. P., & Parsons, T. (2008). A global search for stress shadows. Journal of Geophysical Research, 113, B12304. doi.org/10.1029/2007JB005336

🔄 Deprem Sonrası Olasılık Değişebilir Bir deprem dizisi, ana şok, artçı aktivite veya komşu bir fay üzerindeki gerilim değişimi sonrasında, kısa dönemli olasılıksal değerlendirmeler güncellenebilir — nitekim Marmara için aktarılan hesaplarda da 1999 İzmit depreminin gerilim transferi etkisi ayrı bir bileşen olarak modellenmişti. Bilimsel modelin değişmesi, bilimin başarısız olduğu anlamına gelmez; yeni veri geldikçe olasılığın güncellenmesi, bilimsel yöntemin kendisidir. Bu da "operasyonel öngörü"nün neden statik bir sayı değil, sürekli güncellenen bir bilgi akışı olarak tanımlandığını somutlaştırır.
Yönlendirici Soru

Bir yöntemin "şimdiye kadarki tüm tahminlerini" gösterebilmesi ile yalnızca "tuttuğu" örneği öne çıkarması arasındaki fark, neden güvenilirliğin kendisiyle ilgilidir?

Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.

🧭 Peki Bu İddiaları Kimler Dile Getiriyor? Bir Disiplin Gözlemi

Burada, meslektaşlarımı hedef almadan, kendi alanıma dair mesleki bir gözlemi paylaşmak istiyorum. Kamuoyunda uzmanlık ile görünürlük her zaman aynı şey değildir. Bir bilim insanının akademik uzmanlığı ile medyada sıklıkla yorum yaptığı konu, her zaman birebir aynı olmak zorunda değil — jeoloji, tektonik ya da deprem/inşaat mühendisliği, deprem bilimine değerli ve vazgeçilmez katkılar sağlayan disiplinler; fay haritalama, zemin davranışı, yapısal güvenlik gibi alanlarda kritik uzmanlık sunuyorlar. Ancak "belirli bir zaman penceresinde deprem olma olasılığını nicel olarak hesaplama ve bu hesabın belirsizliğini doğru raporlama" işi, spesifik olarak istatistiksel sismolojinin kendi metodolojik alanı — ve kamuoyunda bir konuda en çok konuşan kişinin, o konunun metodolojik olarak en yetkin kaynağı olması gerekmiyor.

İlginç olan şu: yukarıda aktardığım olasılıksal öngörü metodolojisini fiilen üreten literatürün yazarları — ICEF raporunun yazarları, Marmara için olasılık hesabı yapan araştırmacılar — sismoloji ve istatistiksel sismoloji kökenli, çoğu USGS, İNGV (İtalya Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü) gibi kurumlarda çalışan sismologlar. Yani medyadaki görünürlük ile bu spesifik sorunun (olasılıksal deprem öngörüsü) metodolojik uzmanlık alanı her zaman birebir örtüşmeyebilir.

🧠 Bir Yapısal Gözlem, Kişisel Bir Eleştiri Değil Bu gözlemi, belirli bir kişiyi veya kurumu hedef almadan, bilim iletişimi ve medya okuryazarlığı meselesi olarak sunuyorum. Sorun kişilerde değil; medyanın "uzman" seçerken hangi kriterleri kullandığında ve izleyicinin/okuyucunun bir iddianın hangi disipliner yetkinlik alanına ait olduğunu ayırt edebilme becerisinde. Bir kişinin jeoloji, tektonik veya mühendislik alanında saygın bir uzman olması, olasılıksal deprem öngörüsü konusunda da aynı düzeyde metodolojik yetkinliğe sahip olduğu anlamına gelmez — tıpkı bir kardiyoloğun cerrahi konusunda uzman olmasının garanti olmaması gibi, komşu ama farklı uzmanlık alanları söz konusu.
Yönlendirici Soru

Bir konuda en çok konuşan kişi, o konunun en yetkin bilimsel kaynağı mıdır?

Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.

🛡️ Prebunking: Yanlış Bilgiye Karşı Önceden Çürütme

Deprem yanlış bilgisiyle mücadelede, klasik "debunking" (yanlış bilgi yayıldıktan sonra çürütme) yöntemi genellikle geç kalıyor — yanlış bilgi zaten geniş kitlelere ulaşmış oluyor. Bunun alternatifi prebunking: yanlış bilginin yayılma dinamiğini önceden bilerek, ona maruz kalması muhtemel kişileri BEKLENEN olay öncesinde, doğrulanmış bilgiyle karşılamak.

🔬 Scientific Perspective

Avrupa-Akdeniz Sismoloji Merkezi'nin (EMSC) geliştirdiği bir strateji, sosyal medyada (özellikle X/Twitter'da) deprem tahmini yanlış bilgisiyle mücadele için otomatik "prebunking" tweet'leri kullanıyor. Deprem tahminlerinin kamuoyu ilgisinin belirli, öngörülebilir bir dinamik izlemesi, bu tür karşı-önlemlerin otomasyonunu mümkün ve etkili kılıyor. Çalışma, 6 Şubat 2023 Türkiye depremleri (M7.8) sonrası sismik dizi ile 8 Eylül 2023 Fas depremi (M6.8) örnek olaylarını inceliyor; otomatik tweetlerin etkileşim ürettiğini, ama manuel/insan tarafından hazırlanan tweetlerin daha da yüksek etkileşim ve etkileşim derinliği sağladığını, bu nedenle bütüncül (otomasyon + insan müdahalesi + çoklu platform) bir yaklaşımın gerekli olduğunu ortaya koyuyor.

Reference: Fallou, L., Bossu, R., & Cheny, J.-M. (2024). Prebunking earthquake predictions on social media. Frontiers in Communication, 9. doi.org/10.3389/fcomm.2024.1391480
Yönlendirici Soru

Bir yanlış bilgiyi yayılmadan önce çürütmek mi, yoksa yayıldıktan sonra düzeltmek mi, bir toplumun deprem hazırlığı kültürüne daha çok katkı sağlar?

Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.

🧰 Okuyucu İçin Pratik Bir Kontrol Listesi

Kamuoyunda karşılaştığınız bir deprem tahmini iddiasını değerlendirirken sorabileceğiniz birkaç soru:

💡 Bir Tahmini Değerlendirme Rehberi
  1. Yer, zaman ve büyüklük AYNI ANDA mı veriliyor? Üçü birden kesin şekilde veriliyorsa, bu iddia mevcut bilimsel konsensüsün dışındadır.
  2. Bir belirsizlik aralığı belirtiliyor mu? "%X olasılıkla, Y-Z yıl arasında" formatı, "kesinlikle olacak" formatından metodolojik olarak farklıdır.
  3. İddia sınanabilir mi? Yöntemin önceden belirlenmiş, izlenebilir bir performans geçmişi var mı, yoksa yalnızca geriye dönük "isabet" mi öne sürülüyor?
  4. İddia sahibinin uzmanlık alanı, iddianın konusuyla örtüşüyor mu? Deprem bilimi geniş bir alan; olasılıksal öngörü, istatistiksel sismolojinin spesifik bir alt dalıdır.
  5. Resmî/kurumsal bir kaynak (AFAD, Kandilli Rasathanesi, EMSC, USGS gibi) bu bilgiyi teyit ediyor mu? Deprem sonrası ve öncesi resmî bilgi bu kurumlardan gelir.
  6. Tahmin önceden mi kayıt altına alınmış, yoksa olaydan sonra mı ortaya çıkarılmış? Geriye dönük "ben demiştim" iddiaları, önceden tarih/bölge/büyüklük belirtip kayıt altına alınmış bir tahminle AYNI DEĞERDE DEĞİLDİR.
  7. Başarısız tahminler de gösteriliyor mu, yoksa yalnızca tutmuş görünen mi seçiliyor? Bir yöntemin güvenilirliği, yalnızca "tuttuğu" örneklerle değil, şimdiye kadarki TÜM tahminleriyle değerlendirilir.
Son Düşünce

Peki siz olsaydınız — bir sonraki "kesin tahmin" haberini gördüğünüzde, önce iddianın kendisine mi, yoksa iddiayı kimin, hangi yöntemle ürettiğine mi bakardınız?

📚 Sonuç

Deprem bilimi, bugün elimizdeki bilgiyle, belirli bir yer-zaman-büyüklük üçlüsünü aynı anda veren deterministik bir tahmin sunamıyor — bu bir eksiklik değil, kırılma fiziğinin stokastik doğasından kaynaklanan bilimsel bir sınır. Bilimin sunduğu şey, Marmara için de somut biçimde hesaplanmış, sürekli güncellenen olasılıksal öngörü. Kamuoyunda dolaşan kesin tahminlerin "sonunda biri tutar" mantığıyla doğrulanması, istatistiksel bir yanılgıdan başka bir şey değil.

Bir sismolog olarak, meslektaşlarımı değil; kamuoyunun bu ayrımı görebilmesini önemsiyorum. Kim konuştuğu değil, hangi yöntemle konuştuğu önemli. Ve bir sonraki büyük deprem gerçekleştiğinde, geriye dönüp "kim tuttu" diye bakmak yerine, "hangi yöntem, önceden test edilebilir bir çerçeve sunuyordu" diye sormak, bilimsel okuryazarlığın gerçek sınavı olacak.

Bilimde güvenilirlik, ne kadar kesin konuştuğunuzla değil; belirsizliği ne kadar doğru ölçüp ifade ettiğinizle değerlendirilir.

Kesinlik, bazen bir erdem değil; bir yanılsamadır.

📖 Terimler Sözlüğü

Bu yazı boyunca geçen teknik terimlerin kısa tanımları — derinlemesine okumak isteyenler için hızlı bir referans.

Deterministik deprem tahmini: Belirli bir yer, zaman ve büyüklüğü aynı anda veren, "kesin" biçimde ifade edilen öngörü türü (bkz. Bölüm 2).

Mmax (deterministik senaryo büyüklüğü): Bir fay segmentinin geometrisi, uzunluğu ve kırılma mekanizması bilindiğinde, ampirik fay uzunluğu–büyüklük bağıntılarıyla hesaplanan, o segmentin üretebileceği azami büyüklük. Tarih içermez; "bu fay şu büyüklüğü üretecek" değil "üretebileceği tavan budur" anlamına gelir (bkz. Bölüm 2).

Olasılıksal öngörü / Operational Earthquake Forecasting: Belirli bir zaman penceresinde, belirli bir bölgede, belirli bir büyüklüğün üzerinde deprem olma olasılığının sürekli güncellenen bir yüzde/aralık olarak sunulması (bkz. Bölüm 2).

Prediction / Forecast / Warning: Üç ayrı kavram — sırasıyla "belirli bölge/zaman aralığı/büyüklük aralığında olacak mı" (tahmin), "hangi olasılıkla" (öngörü) ve "deprem başladıktan sonra ne yapılabilir" (erken uyarı) sorularına cevap verir; birbirinin yerine kullanılmamalı (bkz. Bölüm 2).

ICEF (International Commission on Earthquake Forecasting for Civil Protection): 2009 L'Aquila depremi sonrası İtalyan hükümetince kurulan, deprem tahmini biliminin durumunu değerlendiren uluslararası uzman komisyonu (bkz. Bölüm 2).

Kırılma başlangıcı (rupture nucleation): Bir fay üzerinde depremin başladığı fiziksel süreç; bilimsel görüşe göre stokastik (rastgele) unsurlar içerdiği için kesin öngörüyü zorlaştırır (bkz. Bölüm 2).

Poisson olasılığı: Depremlerin zamanda rastgele (bellek etkisi olmadan) dağıldığı varsayımına dayanan, zaman-bağımsız olasılık hesabı (bkz. Bölüm 3).

Zaman-bağımlı olasılık (BPT — Brownian Passage Time): Bir fay segmentinin en son ne zaman kırıldığı bilgisini de hesaba katan, Poisson modelinden daha gerçekçi kabul edilen olasılık modeli türü (bkz. Bölüm 3).

Coulomb gerilme değişimi (ΔCFF): Bir depremin komşu faylar üzerindeki gerilim durumunu nasıl değiştirdiğini modelleyen, deprem olasılığı hesaplarında kullanılan bir yöntem; pozitifse (ΔCFF>0) olasılığı artırır, negatifse (ΔCFF<0) "gerilme gölgesi" (stress shadow) oluşturup sismisiteyi baskılayabilir (bkz. Bölüm 3, Bölüm 4.5).

Çoklu karşılaştırma etkisi (multiple comparisons problem): Çok sayıda bağımsız denemeden birinin, salt olasılık gereği, şans eseri "başarılı" görünmesi durumu — yöntemin geçerliliğini kanıtlamaz (bkz. Bölüm 4).

Kalibrasyon: Bir öngörü yönteminin, uzun vadede "%X olasılık" dediği olayların gerçekten yaklaşık %X'inde gerçekleşmesi durumu; "%40 olasılık" ifadesinin "olacak" anlamına gelmediğini gösteren temel ölçüt (bkz. Bölüm 4.5).

Ön-kayıt (preregistration) / Prospektif test: Bir tahminin, sonucu bilinmeden ÖNCE, değiştirilemeyecek biçimde kayıt altına alınması; sonradan "aslında bunu demiştim" türü geriye dönük iddialardan ayırt eder (bkz. Bölüm 4.5).

Tahmin portföyü: Bir yöntemin şimdiye kadar yayımladığı tüm tahminlerin (tutan ve tutmayan) bütünü; performans değerlendirmesi tek bir isabete değil bu bütüne bakılarak yapılır (bkz. Bölüm 4.5).

CSEP (Collaboratory for the Study of Earthquake Predictability): Deprem öngörü modellerini bağımsız, tekrarlanabilir ve önceden-kayıtlı biçimde test etmek için kurulmuş uluslararası bilimsel topluluk; pyCSEP bu testleri uygulayan açık kaynaklı bir yazılım aracıdır (bkz. Bölüm 4.5).

İstatistiksel sismoloji: Deprem oluşum sıklığını, dağılımını ve olasılığını istatistiksel/matematiksel yöntemlerle inceleyen sismolojinin bir alt dalı (bkz. Bölüm 5).

Prebunking / Debunking: Prebunking, yanlış bilgi yayılmadan önce doğru bilgiyle önden karşılama; debunking ise yanlış bilgi yayıldıktan sonra çürütme anlamına gelir (bkz. Bölüm 6).

📚 Kaynakça / References
  1. Jordan, T. H., Chen, Y.-T., Gasparini, P., Madariaga, R., Main, I., Marzocchi, W., Papadopoulos, G., Sobolev, G., Yamaoka, K., & Zschau, J. (2011). Operational earthquake forecasting: State of knowledge and guidelines for utilization. Annals of Geophysics, 54(4). doi.org/10.4401/ag-5350
  2. Parsons, T. (2004). Recalculated probability of M ≥ 7 earthquakes beneath the Sea of Marmara, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 109, B05304. doi.org/10.1029/2003JB002667
  3. Murru, M., Akinci, A., Falcone, G., Pucci, S., Console, R., & Parsons, T. (2016). M ≥ 7 earthquake rupture forecast and time-dependent probability for the Sea of Marmara region, Turkey. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 121. doi.org/10.1002/2015JB012595
  4. Fallou, L., Bossu, R., & Cheny, J.-M. (2024). Prebunking earthquake predictions on social media. Frontiers in Communication, 9. doi.org/10.3389/fcomm.2024.1391480
  5. Savran, W. H., Bayona, J. A., Iturrieta, P., Asim, K. M., Bao, H., Bayliss, K., Herrmann, M., Schorlemmer, D., Maechling, P. J., & Werner, M. J. (2022). pyCSEP: A Python toolkit for earthquake forecast developers. Seismological Research Letters, 93(5), 2858–2870. doi.org/10.1785/0220220033
  6. Wells, D. L., & Coppersmith, K. J. (1994). New empirical relationships among magnitude, rupture length, rupture width, rupture area, and surface displacement. Bulletin of the Seismological Society of America, 84(4), 974–1002.
  7. Harris, R. A. (1998). Suppression of large earthquakes by stress shadows: A comparison of Coulomb and rate-and-state failure. Journal of Geophysical Research, 103(B10), 24439–24451. doi.org/10.1029/98JB00793
  8. Mallman, E. P., & Parsons, T. (2008). A global search for stress shadows. Journal of Geophysical Research, 113, B12304. doi.org/10.1029/2007JB005336

Not: Bu sekiz kaynaktan beşi kullanıcının kişisel Zotero kütüphanesinde (333+ makale) doğrulandı ve orijinal PDF'lerden yazar sırası/DOI/sayısal bulgular teyit edildi (ilk dördü 2026-08-22, Savran ve ark. 2026-08-23'te eklendi). Wells & Coppersmith (1994) — klasik bir DOI-öncesi BSSA makalesi — WebSearch ile doğrulandı, Zotero'da yok. Harris (1998) ve Mallman & Parsons (2008) — kullanıcının kendi indirdiği PDF'ten (Mallman & Parsons) ve WebSearch'ten (Harris) doğrulandı, ikisi de 2026-08-23. Metinde geçen tüm olasılık/yüzde değerleri doğrudan bu makalelerin özet/giriş bölümlerinden alınmıştır; hafızadan veya tahminden hiçbir sayı eklenmemiştir.

🔗 İlgili Önceki Yazılar
  1. Kamçatka Depremi ve Marmara Tehlikesi — 2025 Kamçatka Mw 8,8 depremi vesilesiyle Marmara'daki birikmiş gerilim ve olası M7,2–7,9 senaryosu üzerine.
  2. TRT Radyo 1 — Deprem Güvenliği Zeminle Başlar — zemin, bina ve ikisinin depremde birlikte nasıl davrandığı üzerine altı vatandaş sorusu.
  3. TRT Radyo 1 — Kartal Depremi Röportajı — M3,9 Kartal depremi, zemin sınıflandırması ve İstanbul'da deprem hazırlığı.
  4. Deprem Bilinci ve Risk Azaltma — zemin analizi, risk haritalama ve yedi adımlı hazırlık çerçevesi.
  5. EQ-LiveTurkey Teknik Raporu — Gutenberg-Richter b-değeri ve 126 yıllık katalog üzerinden istatistiksel sismisite izleme yöntemi.
  6. 27 Years After the 1999 Earthquake — 17 Ağustos 1999 İzmit depreminin 27. yılında Marmara'nın deprem riski ve hazırlığı üzerine.
  7. Beyond the Fault: Earthquake Risk, Ground Conditions and Building Safety — zemin koşulları ve bina güvenliği arasındaki ilişki üzerine.
  8. Earthquake Risk in Türkiye: 2023 Interview Revisited in 2026 — 2023 röportajının 2026 güncel bilimsel bilgiyle yeniden değerlendirilmesi.
📤
PDF / Word olarak dışa aktar
Times New Roman · Akademik format
Uluslararası literatürle desteklenmiş bilim iletişimi analizi
🌍
Prof. Dr. Ali Osman Öncel
Deprem Sismolojisti · Jeofizik Mühendisi · İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa
Edinburgh'dan İstanbul'a; yer altı verisinden saha anlatılarına — bilim ve insanları buluşturan bir araştırmacının yolculuğu.
🔗 aliosmanoncel.blogspot.com 🏛️ İÜC Jeofizik 👤 Hakkımda

Comments

Popular posts from this blog