🎓🌍 Earthquake Safety Starts in the Classroom
Deprem Gerçeği ve Eğitim: Akreditasyon, İstihdam ve Mühendislikte Gelecek
Sındırgı Depreminden Sonra Sorulan Üç Soru — Tam Bir Yıl Sonra Kaynak Kontrollü Yeniden Değerlendirme
Sındırgı'daki 6.1 büyüklüğündeki depremin ardından TVNET Gündem Özel'de sorulan sorular, Türkiye'nin deprem gerçeğinin sadece fay hatlarıyla değil, mühendisleri nasıl yetiştirdiğimizle de ilgili olduğunu gösteriyordu: eğitim kalitesi, akreditasyon, mezunların istihdamı ve üniversitelerin dünya ile rekabet edebilme kapasitesi. Bu sayfa, 28 Ağustos 2025'teki o konuşmayı birebir aktarıyor ve tam bir yıl sonra, bugünün kaynaklarıyla yeniden soruyor.
- Eğitim Kalitesi & MÜDEK Akreditasyonu — Japonya Kıyaslaması
- İstihdam & Burs Sistemi — Eksik Halka
- Jeofizik Mühendisliği & Küresel Rekabet
28 Ağustos 2025'te yayınlanan "TVNET Gündem Özel" programının son bölümünde, Sındırgı'da meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki deprem sonrasında Türkiye'nin deprem gerçeği konuşuluyor; sunucu Halil Hasan Erdoğan, mühendislik mezunlarının istihdamı ve denetim meselesini gündeme getirerek Prof. Dr. Ali Osman Öncel'e söz veriyor. Bu sayfa, videonun tamamını (8 dakika 3 saniye) kapsayan, Prof. Öncel'in tek kesintisiz konuşmasını üç doğal soru-cevap bölümüne ayırarak kendi deşifresinden birebir aktarıyor. Her cevabın altında bir 🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim katmanı var — aynı soru şu an yeniden sorulmuş gibi, doğrulanabilir kaynaklarla kontrol edilerek doğrudan yanıtlanıyor; canlı yayın cevabının yerine geçmiyor, onu tashih etmiyor — aynı sesle, bugünün kaynaklarıyla yeniden değerlendirilmiş bir cevap.
Mevlana'nın bilinen bir sözü var: "Dün dünde kaldı cancağızım, yeni şeyler söylemek lazım." Bilim de böyle çalışır — veri değişmese bile, aynı veri üzerine yapılan yorum, tartışma ve sonuç zamanla gelişir; bilim insanları aynı verilerden farklı zamanlarda farklı sonuçlara varabilir. Bu yüzden popüler bir akademisyen olarak halka açık ortamlarda söylediklerimin gelişmeye açık kalması bir tercih değil, bir gerekliliktir. Kendi söylediklerimi kaynaklarla kontrol etmek — bir nevi kendi kendime uyguladığım bir "fren ve denge" (check and balance) mekanizması, akademik makalelerin anonim hakem incelemesinden geçmesine benzer bir post-röportaj kontrolü — beni geliştirir; aksi hâlde zamanla kendini tekrar eden, gelişmeyen bir sese dönüşme riski taşırım.
Video, Sındırgı depreminin ardından Türkiye'nin deprem gerçeğini konuşan TVNET Gündem Özel'in son bölümünden alınmıştır; aşağıdaki her soru başlığının yanındaki ▶ düğmesiyle ilgili bölüme doğrudan atlayabilirsiniz.
Bu röportajın açılış çerçevesini oluşturan Sındırgı (Ege Bölgesi) depremi dahil, Türkiye'nin son depremlerini gerçek zamanlı gösteren etkileşimli harita — 28 Ağustos 2025'te bu araç henüz yoktu, bir yıl içinde eklendi.
Evet, gerçekten eğitim önemli. Çünkü bir defa, Türkiye'de üniversite okuyan öğrencilerimizin rekabet edeceği mühendisler Türkiye ile sınırlı değil — Türkiye dışından da mühendisler gelip Türkiye'den iş bulabiliyor. Bu nedenle tüm dünyada eğitim veren üniversitelerle bizim rekabet etmemiz gerekiyor, o düzeyde eğitim vermemiz gerekiyor.
Şu anda bizim üniversitemizde, mühendislik fakültesinde bölümlerimizin neredeyse tamamı — yüzde 95'i — MÜDEK akreditasyonu aldı. Bu nedenle MÜDEK akreditasyonu konusunda tüm bölümlerin gerçekten proaktif olması gerekiyor. Öğrenciler özellikle tercih yaparken MÜDEK akreditasyonlu bölümleri tercih etmeli, çünkü bu kaliteyi garanti ediyor — Avrupa Birliği standartlarında bir eğitim verildiğini garanti ediyor ve "mavi diploma" etiketi veriyor; bu da İngilizce transkriptle birlikte diplomanın ekinde veriliyor ve Avrupa'da da iş bulabiliyorsunuz.
Akredite eğitim her üniversitede yok. Ben Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde çalıştım, orada yalnızca iki bölüm akrediteydi: çevre mühendisliği ve harita mühendisliği. Bunu zorlamamız gerekiyor — akreditasyonsuz bölümler, akreditasyon alana kadar belki de kapalı kalmalı. Çünkü aksi halde, burayı bitiren öğrencilerin diplomalarının dünyada pek bir karşılığı olmuyor.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Japonya'daki o "uzun soluklu staj + zorlu sınav" süreci aslında kendi başına bir sistemin adı: Gijutsushi (技術士), yani Profesyonel Mühendis unvanı — 1957'de çıkan bir yasayla kurulmuş, iki aşamalı bir sınav sistemi. Birinci aşama sınavını herkes girebilir; ikinci aşama sınavına girebilmek içinse 4 ila 7 yıl arası fiili mesleki deneyim şart. Japonya'nın kendi mühendislik-eğitimi akreditasyon kurumu JABEE 1999'da kuruldu, 2001'de geçici, 2005'te tam üye olarak Washington Accord'a katıldı — JABEE onaylı bir programdan mezun olanlar birinci aşama sınavından muaf tutuluyor, yani akreditasyon burada da doğrudan yetkiye açılan bir kapı.
Bizim tarafımızda da benzer bir uluslararası çerçeve var, sadece daha az bilinen bir ayrıntısıyla: MÜDEK, 2006'da Avrupa Mühendislik Eğitimi Akreditasyon Ağı'na (ENAEE) tam üye oldu, 2009'da "mavi diploma" dediğimiz EUR-ACE etiketini verme yetkisi alan yedinci kuruluş oldu, ve 2011'de Washington Accord'a imzacı olarak katıldı — bu üyelik sayesinde MÜDEK diplomaları Avrupa'nın yanı sıra Amerika (ABET), Kanada ve tam da bahsettiğimiz Japonya (JABEE) dahil bütün üye ülkelerde karşılıklı tanınıyor. Yani "mavi diploma" boş bir etiket değil, gerçekten bu karşılıklı tanıma ağının bir parçası. Bunu bugün araştırırken kendim de yeni öğrendim: 16 Aralık 2024'te MÜDEK, ENAEE'nin kararıyla mühendislik yüksek lisans programlarına da EUR-ACE etiketi verme yetkisi aldı, 2029'a kadar geçerli — ama bu henüz sadece bir yetkilendirme, kullanılmaya yeni başlıyor; şu ana kadar fiilen akredite edilmiş bir yüksek lisans programına rastlamadım. Yani "hiç duymadım" demekte haklısınız — bu, lisansüstü eğitim enstitülerimizin henüz gündemine bile girmemiş, tazecik bir imkân.
Bugün eklemem gereken bir şey daha var: akreditasyon meselesi sadece "bizim programımız akredite mi" sorusu değil, tersinden de işliyor. Burada iki farklı kurumu birbirine karıştırmamak lazım: MÜDEK mühendislik programlarının kalitesine bakan alana özel bir kuruluş; YÖK ise yükseköğretimin genel düzenleyicisi — yurt dışındaki bir üniversitenin Türkiye'de tanınıp tanınmadığına o bakıyor. YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, geçtiğimiz ay yurt dışında okumayı düşünen gençlere önemli bir uyarı yaptı — tercih edilecek yurt dışı üniversitenin YÖK tarafından tanınıp tanınmadığının mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini, tanınmayan kurumlardan alınan diplomalara denklik verilmesinin mümkün olmadığını hatırlattı. Yani kontrol tek yönlü değil: bir öğrenci hem kendi bölümünün MÜDEK akreditasyonuna, hem de yurt dışına gidecekse o üniversitenin YÖK'ün tanıma listesinde olup olmadığına bakmalı.
Tabii, özellikle yer mühendisliği bölümlerini tercih eden öğrenciler geçen seneye kadar fazla değildi. Üniversitemiz geçen sene bölümümüzün kontenjanını tam doldurdu — bunun değişik faktörleri olabilir. Fakat burada özellikle kayıt yaptıran öğrencilerin, dört sene boyunca, yaklaşık yüzde 20'si kayıt sildirmiş. Öğrencileri burada tutmak için motivasyon gerekiyor.
Mesela ben öğrenciyken Etibank bursu vardı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bursu vardı, MTA bursu vardı — çalışkan öğrencilerin bir iş garantisi vardı. Şu anda bu tür bir iş garantisi yok. Ben Kral Fahd Üniversitesi'nde (KFUPM, Suudi Arabistan) çalıştım; orada çalışkan öğrenciler için Aramco bursları var. Bu tür bir burslu sistem olması lazım. Yoksa o çocuklar mezuniyet törenlerinde bölüm birincisi olarak konuşuyor, ama bunun karşılığı ne? Ertesi gün işe mi başlıyor, ilgili bir bakanlıkta mı işe başlayacak, bitirdiği üniversitede asistan mı kabul edilecek?
Mesela ben Edinburgh Üniversitesi'nde doktoramı yaptım — oradaki ilk üçe giren öğrenciler otomatik olarak burslu oluyor, yüksek lisans bursu alıyorlar ve orada kalıyorlar. Bu tür öğrencileri üniversitede tutan sistemlerin olması gerekiyor. Lisansüstü program ne kadar sağlam olursa, lisans programı da o kadar sağlam oluyor — çünkü öğrenciler bir gelecek görüyor, ve özellikle akademideki yenilenmeyi, güncellenmeyi lisansüstü öğrenciler sağlıyor; bunların da uluslararası olması gerekiyor.
Mesela deprem çağrı programına biz başvurduk, TÜBİTAK'tan dört tane burs aldık ama öğrenci bulamadık — bunun bir süresi olmaması lazım, yani bunu tahsis edeceksin. Amerika'daki hocalar cebine parayı koyup "benim dört tane bursum var, şu projeden dünyadan öğrenci arıyorum" diyor. Bizim de dünyadan öğrenci arayan, üniversitelerimizi dünyaya açan bir yapıya dönmemiz durumunda, üniversitelerimiz dünya ile rekabet edebilir duruma gelebilir. Mesela Kral Fahd Üniversitesi'nde bize çok iyi öğrenciler Nijerya'dan, Pakistan'dan, Mısır'dan geliyordu. Bize öğrenci lazım — lisansüstü öğrenciler olması gerekiyor ki kurumlarımız dönebilsin, döngü olabilsin.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
Burs ve istihdam meselesinin bugün eklenmesi gereken bir yeni katmanı var: yurt dışı bursu ya da yurt dışı üniversitesi arayan bir öğrenci için artık ilk adım, o kurumun Türkiye'de tanınıp tanınmadığını kontrol etmek. Ama burada bir noktayı netleştireyim, çünkü kolayca karışıyor: YÖK'ün "tanıma"sı, MÜDEK'in verdiği mühendislik programı akreditasyonuyla aynı şey değil. Tanıma, o üniversitenin kendi ülkesinde gerçekten diploma vermeye yetkili, o ülkenin kendi kalite güvence sistemince kabul edilmiş bir kurum olup olmadığına bakan, daha temel bir "bu gerçek bir üniversite mi" kontrolü — MÜDEK ise zaten tanınmış bir üniversitenin İÇİNDEKİ belirli bir mühendislik programının içerik kalitesine bakan, çok daha ayrıntılı bir ikinci katman. Yani bir üniversite, MÜDEK benzeri bir program akreditasyonu hiç almadan da YÖK tarafından tam olarak tanınabilir; ikisi aynı soruyu sormuyor. YÖK Başkanı Erol Özvar'ın geçen ay yaptığı uyarı da tam bu ilk, temel katmanla ilgili — tanınmayan bir kurumdan alınan diplomaya denklik verilmiyor, yani en cazip burs bile o üniversite tanınmıyorsa mezuniyet sonrası bir işe yaramıyor. Bunu Edinburgh ya da Kral Fahd Üniversitesi gibi zaten tanınırlığı tartışmasız kurumlar için söylemiyorum, ama "burs var" diye harekete geçmeden önce artık herkesin bakması gereken bir kontrol noktası bu.
Tersinden sorarsanız: başka ülkelerin kendi YÖK'ü, bir Türk üniversitesini tanıyıp tanımayacağına bakarken de önce aynı temel soruyu sorar — Türkiye'nin kendi yükseköğretim kalite güvence sistemi tanınıyor mu, üniversite gerçekten diploma vermeye yetkili mi. MÜDEK akreditasyonu var mı yok mu, bu temel tanıma kararında belirleyici değil. MÜDEK'in kattığı şey farklı ve daha spesifik: Washington Accord/EUR-ACE üyeliği sayesinde, akredite bir mühendislik programının mezunu, mühendislik unvanının/yeterliliğinin üye ülkelerde ayrıca sınanmadan tanınmasını kolaylaştırıyor — yani MÜDEK, üniversitenin temel tanınırlığını sağlamıyor, zaten tanınan bir üniversitenin mühendislik diplomasına ek bir uluslararası geçerlilik katmanı ekliyor.
Kral Fahd Üniversitesi örneğini biraz daha açayım, çünkü orada gördüğüm model hâlâ öğretici: Aramco gibi büyük bir işverenin doğrudan finanse ettiği bir burs sistemi, öğrenciyi sadece okuturken değil mezuniyet sonrasında da bir şirkete bağlıyor — yani burs, iş garantisiyle aynı paketin parçası. Bizde benzer bir model geçmişte Etibank, MTA gibi kamu kurumlarının bursuyla vardı; bugün eksik olan tam olarak bu bağın koptuğu nokta. Üniversitelerimizin dünyadan öğrenci çekebilmesi için de aynı mantık geçerli — burs süresiz/esnek tahsis edilebilmeli, tıpkı Amerika'daki akademisyenlerin proje bazlı burs cebine sahip olup dünyadan öğrenci araması gibi.
"Yüzde 20 kayıt sildirmiş" dediğim rakamın nedenini bugün biraz daha netleştirebilirim. Bunun "başka bir bölüme geçmek" olması pek olası değil, çünkü ÇAP ve yandal zaten aynı üniversitede kayıt sildirmeden ikinci bir bölüm okuma imkânı veriyor. Daha güçlü bir aday neden var: 2025-2026 eğitim-öğretim yılında özel yurt ücretleri bir önceki yıla göre yüzde 100'ün üzerinde arttı; kamu yurtlarının kapasitesi yetmeyince öğrenciler büyükşehirde kiralık ev aramak zorunda kalıyor, bu da asgari ücreti aşan kira bedelleri demek. Bir eğitim sendikasının hazırladığı 2025-2026 yükseköğretim raporuna göre öğrencilerin barınma arayışlarında yüzde 15-20 oranında bir düşüş var — nedeni de yüksek barınma maliyeti yüzünden öğrencinin kendi ilinde okumaya yönelmesi. Bunu doğrudan bizim bölümümüzün rakamına bağlayan bir çalışmaya rastlamadım, ama ulusal örüntü bu yönde güçlü bir işaret veriyor.
Tabii, ben çocuğuma jeofizik mühendisliğini niye önerdiğim üzerine bir paylaşım yapmıştım. Şimdi, Türkiye'yi bitiren mezunlar Türkiye'de çalışmak zorunda değil. Amerika'da yapılan yıllık toplantılara 30.000 kişi katılıyor — Amerika'da ve dünyada jeofizik mühendisliğine, yer bilimleri mühendisliğine önem veren ülkeler çok fazla. Bir defa yeryüzü mühendisleri gerekiyor: yeryüzünün her yerinde çalışabilecek, donanımlı, yetişme istekleri ve motivasyonları olan mühendisler.
Akademisyenlerin de bu motivasyonda olması gerekiyor, çünkü yurt dışında bir akademisyen, yetiştirmiş olduğu mezunların ne kadar iş bulduğuyla onur duyar — "benim yetiştirdiğim şu öğrencim şu şirkette, şu öğrencim şu üniversitede yüksek lisans yaptı" diyebilmeli. Gerçekten motivasyonu yüksek akademisyeni, motivasyonu yüksek öğrenciye dönüştürmemiz gerekiyor; bunun da yolu üniversitelerimizin bir "yeryüzü üniversitesi" olmasından, yani 24 saat açık, 24 saat girilebilir üniversiteler olmasından geçiyor. Ancak bu döngüyle üniversitelerimizdeki mezunlar ve akademisyenler dünya ile yarışabilir. Üniversitelerimizin kapısı saat beşte kapanırsa, hafta sonu kapanırsa, öğrenciye ve öğretim üyesine rekabet edebilme şansımız çok zayıflayacaktır.
Lisansüstü programlar ölü olursa, öğrencisiz kalırsa, lisans altı eğitimde de lisansüstündeki o canlılık — öğretim üyelerinin güncellenmesi için gereken öğrenci motivasyon desteği — olmadığı için öğretim üyesi bilgisi maalesef yerinde sayacaktır. Bu nedenle üniversitelerdeki bu düzelme, aslında bizi depreme daha hazırlıklı yapılma noktasında önemli bir motivasyon verir.
🔄 Bugün Sorulsa Ne Cevap Verirdim
O zaman "bir paylaşım yapmıştım" dediğim şey, bugün artık tek bir sosyal medya paylaşımı değil — İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nün 100. yılı vesilesiyle, "Neden Jeofizik Okumalı?" başlıklı kapsamlı bir rehbere dönüştü: akreditasyon, kariyer yolları, ÇAP/Erasmus/yatay geçiş gibi somut tercih stratejileri ve global iş imkânları tek bir kaynakta topluyor. O paylaşımdan bu rehbere geçiş, tam olarak burada anlattığım "motivasyonu yüksek akademisyen, motivasyonu yüksek öğrenciye dönüştürür" döngüsünün küçük bir örneği.
Bunu kendi hayatımdan da biliyorum, dürüst olmak gerekirse hiç iç açıcı değil: 2010'da profesör oldum, ama bugüne kadar bir doktora öğrencisi mezun edemedim — ortam sağlanmadı, kurulan ortamlar da zamanla bozuldu. Yani yukarıda anlattığım döngü, benim için de hâlâ tamamlanmamış bir döngü; bunu söylemem, aynı sorunun sadece kürsüden değil, içeriden de yaşandığını göstermek için önemli.
Amerika'daki yıllık toplantı rakamını biraz netleştireyim: kastettiğim, jeofizikçilerin en büyük yıllık buluşması olan AGU (American Geophysical Union) Fall Meeting — 2024 toplantısına 27.000'in üzerinde, 2025 toplantısına ise 100'den fazla ülkeden 25.000'in üzerinde katılımcı bekleniyordu. "30.000" dediğim rakam mertebe olarak doğru, ama son birkaç yılın gerçek katılımcı sayısı 25-27 bin bandında seyrediyor — pandemi öncesi bazı yıllarda 30 binin üzerine çıkmıştı. Sayı ne olursa olsun asıl mesaj değişmiyor: bu, jeofizik mühendisliğinin dar bir Türkiye pazarına sıkışmış bir meslek olmadığının somut göstergesi.
İlgili Yazılar
Bu programın ele aldığı eğitim, akreditasyon ve kariyer temalarını diğer yazılarda daha derinlemesine bulabilirsiniz:
- 🎓 Earthquake Reality and Education (İlk Yayın) — bu programın aynı üç sorusunun, yayın gününde hazırlanmış zaman damgalı ilk özeti (bu sayfadaki "Bugün Sorulsa" katmanı olmadan).
- 🌍 Neden Jeofizik Okumalı? — İÜC Jeofizik Mühendisliği Bölümü 100. yıl rehberi: akreditasyon, kariyer yolları ve tercih stratejisi.
İlgili Kaynaklar
Deprem bilimi, jeofizik eğitimi ve afet farkındalığı konusunda güncel içeriklere aşağıdaki platformlardan ulaşabilirsiniz:
- 🌍 Doğa ve Deprem Bilimi (Blog) — bilimsel makaleler, kapsamlı rehberler, güncel değerlendirmeler
- 🎥 YouTube Kanalı — ders videoları, konferanslar, röportajlar
- 📘 Facebook — blog yazıları, duyurular, etkinlikler
- 𝕏 X (Twitter) — güncel duyurular, yeni yazılar
- 💬 Doğa ve Deprem Bilimi WhatsApp Topluluğu — eğitim duyuruları, yeni yazılar ve etkinliklerden anlık haberdar olun
Depreme karşı
mühendisliği güçlendirin.
Akreditasyon, burs sistemi ve üniversitelerin küresel açıklığı, deprem güvenliği kadar somut bir risk yönetimi meselesi — çünkü sahadaki her binanın arkasında, o binayı tasarlayan ya da denetleyen bir mühendisin aldığı eğitim var. Sahadaki her hata, aslında sınıfta başlar.

Comments
Post a Comment