🎓 Tozun Altındaki İki Diploma
🎓 Tozun Altındaki İki Diploma
Kişisel Gözlem · Emek · Eğitim · Kariyer · Prof. Dr. Ali Osman Öncel
Tozun Altındaki İki Diploma
Yeni binaya taşındığımızda inşaat henüz bitmemişti. Ofisin içi tozdan geçilmiyordu, dışarısı da öyle. O günlerden birinde, yeni işe başlamış iki genç çalışan gördüm. Biri erkek, diğeri kadındı; ellerinde temizlik malzemeleriyle yeni binanın içinde çalışıyorlardı. Sabah onları gördüğümde henüz birbirimizi tanımıyorduk.
Beni görür görmez yanlarına gittim. "Vaktiniz olursa benim odaya da bir bakabilir misiniz," dedim.
"Önce buraları bitirelim hocam, öğleden sonra uğrarız."
Öğleden sonra kapı çalındı. Ses dikkatimi çekti — çünkü "öğleden sonra uğrarız" diyen pek çok kişi sözünü tutmaz. Onlar tuttu. Baktım, iki genç odamın zeminini silmeye gelmişlerdi. Hızlıca işe koyuldular.
Yerde bir kilim vardı. Kaldırmak için hemen harekete geçtim, kilimi kaldırmıştım bile.
"Kaldırırız hocam."
"Bende yardım edeyim," dedim.
Sonra sordu: "Nerenin kilimi bu?"
"Kayseri, Yahyalı," dedim — bir an durakladım. Bir hatırası var o kilimin.
Konuşmalarını dinlerken bir şey sezdim — cümle kuruluşlarında, kelime seçimlerinde bir eğitim izi vardı. Sordum: "Üniversite mezunu musunuz?"
"Evet."
"Bölümünüz ne?" diye sordum. Erkek olan, "Mimarım," dedi. Yanındaki genç kadına döndüm. "Okul öncesi öğretmenliği," dedi.
Yıllardır Türkiye'de üniversitelerde çalışıyorum. Üniversite mezunu iki genç temizlik çalışanıyla o güne dek hiç karşılaşmamıştım. Gazetelerde okurdum — temizlik görevlisi ilanlarına üniversite mezunlarının da başvurduğunu. Şimdi karşımda canlı bir örneği duruyordu.
Türkiye'de genç işsizliğinin, "ev genç"liğin konuşulduğu bir ortamda; "iş olsun, helalinden kazancım olsun" diyen iki genç vardı karşımda.
O anda şunu düşündüm: insan bazen hayalindeki mesleği değil, hayatını sürdürebileceği işi arıyor. Önemli olan da çalışmaktan kaçmamak; emeğinin karşılığını alabilmek ve yaptığı işin küçümsenmemesi.
Söze girdim: "Çok iyi bir sektör temizlik sektörü," dedim. Üniversite son sınıftayken bir sınıf arkadaşımın temizlik şirketi kurduğunu, şimdi durumunun çok iyi olduğunu anlattım. Kanada'da aynı binada yaşadığımız İTÜ mezunu bir Türk komşumuzun da yıllardır temizlik işi yaptığını anlattım.
"Temizliği hepimiz yapıyoruz," dedim. "Önemli olan yaptığın işi sevmek." Karate Kid filminden esinlenerek, cam silerken farklı rotasyonlarla, esneme hareketi gibi silmenin hoşuma gittiğini anlattım onlara.
"Özellikle silerken pilates ya da yoga gibi düşünebilirsiniz. İleri doğru silerken nefes verin, çekerken nefes alın."
Genelde bu şekilde yaparak işi daha keyifli hale getirdiğimi söyledim.
Sonunda temizlediler. Tebrik ettim onları.
Bir başka gün koridorda çamura benzer bir kir dikkatimi çekti. "Bu kaç gündür burada," dedim, "çıkarma imkânı yok mu?"
"Hocam, denedik ama çıkmıyor."
Birkaç gün sonra tekrar geldiklerinde:
"Hocam, tam ismini bilmiyorum, bir çözelti döktük — zeminden sökülecek herhalde."
"Üniversite ortamında çalışmak iyi bir fırsat," dedim mimara. "Akademik kariyer yapmak istersen başvurabilirsin." İnşaat bölümünü düşündüğünü söyledi. Jeofizikte afet yönetimi amacıyla başvuru yaparsa ismimi verebileceğimi belirttim.
Okul öncesi öğretmenliği okuyan genç kadına ise bir öneride bulunamadım — kendi alanımın dışında bir alandı bu. Üniversiteden mezun olmak başka, iş bulmak başka; iş bulmak da kendi mesleğini yapabilmek başka — bunu o gün bir kez daha düşündüm. Onların karşısında dururken, yıllar içinde biriken başka yüzler de gözümün önünden geçti.
🧩 Hafızadan Hafızaya
Yalova Armutlu'da girdiğim bir markette kasiyere "öğrenci misin?" diye sordum. "Mimarlık öğrencisiyim," dedi.
Yıllar önce de yine bir markette kasiyerlik yapan bir gence "hayırlı olsun işin," dedikten sonra "üniversite mezunu musun?" diye sormuştum. "İnşaat Mühendisliği," demişti.
İngilizce öğrenip Kanada'ya gitmelerini önerdim. Ama orada da başka bir soruyla karşılaşabileceklerini söyledim: "Canadian expertise'iniz var mı?" "Canadian expertise" denilen şey, sahip olduğunuz diplomadan çok, o ülkede edinilmiş iş deneyimini arıyor. Diploma sahibi olmak, başka bir ülkede o mesleği yapabilmenin her zaman anahtarı olmuyor.
Mimar yine mimarlık yapamayabilir, öğretmen öğretmenlik yapamayabilir.
Çevremde Kanada'da boyacılık, temizlik, kaynakçılık, şoförlük gibi işlerde çalışan çok sayıda Türk gördüm. Bunların arasında üniversite mezunları da vardı. Sorun çoğu zaman çalışmak istememeleri değildi; sahip oldukları eğitimin ve deneyimin Kanada'da "Canadian expertise" olarak kabul edilmemesiydi.
Bütün bu örnekleri düşündüğümde, üniversite eğitimi ile çalışma hayatının daha öğrencilik yıllarında buluşmasının ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu yönde bir adım bu yıl Türkiye'de de atıldı: YÖK, önlisans (iki yıllık) programlar için "İşletmede Mesleki Eğitim" modelini başlattı — öğrenciler üç dönem okulda, bir dönem sektörde eğitim görecek. İstanbul da bu modelin uygulandığı pilot illerden biri. Bunu bir çözüm ilanı olarak değil, sorunun fark edildiğinin ve üniversite-sektör bağını güçlendirmek için bir adım atıldığının işareti olarak okuyorum. Dört yıllık bölümler için benzer bir düzenleme olup olmadığını bilmiyorum.
Genç mimarla konuşurken kendi kızımı da düşündüm. Çocukluğundan beri hayali mimar olmaktı; ama meslek seçerken artık yalnızca hayale değil, iş bulma ihtimaline de bakmak gerekiyordu. Mimarlık alanında, hatta doktora yapanların bile iş bulmakta zorlandığına ilişkin haberler çıktıkça bu hayalinden vazgeçti. Mezuna kaldı ve sonunda diş hekimliğini kazandı. Fakat bugün diş hekimliği mezunları için bile herkes açısından otomatik bir iş garantisinden söz etmek kolay değil.
Bu yıl, birkaç ay önce, oğlum Yusuf'un tercih günleri etkinliğinde rastladığım hukukçu bir bölüm başkanı Doçent hocamızın söylediği bir söz aklımda kaldı:
"Kendi oğluma da hep söylerim; parasız olsa da çalış."
O cümle hâlâ aklımda. Çünkü bazen en kötü durum, insanın istediği işi bulamaması değil; hiçbir iş yapmadan beklemesidir. İşin niteliği, kazancı ve kişinin hayalindeki meslek elbette önemlidir. Ama çalışmak, üretmek, bir şey öğrenmek ve hayata tutunmak da başlı başına bir değerdir.
Eskiden meslek seçerken "Ne olmak istiyorsun?" diye sorardık. Şimdi gençler için sorunun yanına bir soru daha eklenmiş gibi: "Peki, o mesleği yaptığında iş bulabilecek misin?"
Bu şekilde ayrıldık.
O gün aslında bir temizlik işi üzerine konuşuyorduk; ama konuşmanın sonunda aklımda kalan, temizlikten çok emeğin ve eğitimin değeri oldu.
Geçenlerde bir görselde gördüğüm bir söz aklıma takıldı: maaş yüzünden ayrılan biri kültür için geri dönebilir, ama kültür yüzünden ayrılan biri maaş için asla geri dönmez. Belki de insanların Kanada'ya, Kuzey Amerika'ya göç etme nedeni tam olarak bu — para değil, kültür. Orada farklı bir kültürle karşılaşabiliyorsunuz: insanlar yaptıkları işi, sahip oldukları eğitimden bağımsız olarak daha doğal karşılayabiliyor. Taksi şoförünün mühendis ya da doktora sahibi olması kimseyi şaşırtmayabiliyor.
Diploma insana bir meslek kazandırabilir; ama hayat, o mesleği nerede ve nasıl yapabileceğiniz sorusunu ayrıca soruyor.
Belki de en zor durum, insanın eğitimine uygun işi bulamaması değil; çalışabileceği hiçbir alanı kendisine yakıştıramamasıdır.
İş bulmak zor olabilir. Mesleğini yapmak daha da zor olabilir. Ama çalışmak, üretmek ve öğrenmeye devam etmek insanın elindeki en önemli imkânlardan biridir.
Şimdi düşününce, o günden aklımda kalan şey temizlenen zemin değil — bir kilimin üzerinde duran iki diploma. Ve sormadan edemiyorum: bir toplumda "iş" ile "kariyer" arasındaki çizgiyi kim çiziyor — işin kendisi mi, yoksa bizim ona bakışımız mı?


Comments
Post a Comment