🏚️ Maşallah Uyu, Deprem Değil Binalar Öldürür
Maşallah Uyu, Deprem Değil Binalar Öldürür
"Deprem öldürmez, bina öldürür" — bu cümleyi 2 Eylül 2023'te, "deprem kader, elden bir şey gelmez" görüşüne karşı bilinçli bir düzeltme olarak yazmıştım. O düzeltme hâlâ haklıydı — ama kendi içinde yeni bir masal taşıyordu: rahatlatıcı, tek bir suçluyu işaret ettiği için resmin çoğunu gizleyen bir masal.
Yazının Özü
2023'te Kahramanmaraş depreminin hemen ardından "deprem öldürmez, bina öldürür" temalı bir yazı yazmıştım. Üç yıl sonra tezi tersine çeviriyorum: bu cümlenin kendisini bir masal olarak ele alıyorum — okuyucuyu "suçlu binaymış, benimki sağlamsa bana bir şey olmaz" diye rahatça uyutan, tek bir suçlu arayan bir rahatlatma biçimi. 6 Şubat 2023 sonrası sahadan gelen veriler, gerçek tablonun çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor: yapı kalitesi, zemin koşulları, denetim, malzeme ve müdahalenin zamanlaması bir arada rol oynuyor. Bu karmaşıklığı afet risk yönetiminin standart Tehlike→Maruziyet→Kırılganlık→Risk→Kayıp zinciriyle ve tek bir soruya ("hangi bina, hangi zeminde, hangi deprem etkisi altında?") bağlıyorum — ayrıca deprem tehlike haritalarının kendisinin taşıdığı bir referans zemin varsayımının, "zemin sabit, bina değişken" kolaycılığına nasıl zemin hazırladığını tartışıyorum. Ve önemli bir noktanın altını çiziyorum: zeminin belirleyiciliği yeni bir bilgi değil — Türkiye'nin kendi yönetmeliğinde 1953'ten beri var, uluslararası bilimde Niigata (1964) ve Mexico City (1985) depremlerinden beri belgeli, Mimar Sinan'ın eserlerinde asırlardır ampirik olarak uygulanmış.
📍 Kullanım: Genel okuyucu, deprem bölgesinde yaşayanlar, mühendislik/yapı denetimiyle ilgilenen herkes için.
"Korkmayın, deprem kendisi öldürmüyor, mesele bina" demek, aslında rahatlatıcı bir cümledir: bir suçlu bulunmuş, o suçlu sizin evinizden ayrı bir şeydir (kötü yapılmış "başka" binalardır), siz kendi eviniz için "sağlam mı" diye bir kere emin olduğunuzda mesele kapanır. Tam da bu rahatlık, cümleyi bir masala dönüştürüyor. 6 Şubat 2023 sonrasında sahada toplanan veriler, yıkımın tek bir nedene (kötü yapı) indirgenemeyecek kadar çok katmanlı olduğunu gösteriyor.
Malatya ilindeki yapı stokunu 6 Şubat sonrasında tek tek inceleyen bir mühendislik çalışması, çöken ve ayakta kalan binaları karşılaştırıyor — ve bulgu, "iyi bina hayatta kaldı, kötü bina çöktü" gibi temiz bir ikiliğe indirgenemiyor. Yapı kalitesi elbette belirleyici bir etken, ama tek başına değil; aynı çalışma aralığında zemin koşulları, kat düzensizlikleri, yapım dönemi ve denetim geçmişi gibi birbirine karışan çok sayıda değişken birlikte rol oynuyor. "Bina öldürür" demek, bu çok değişkenli tabloyu tek bir kelimeye sıkıştırmak — ve tam da bu sıkıştırma, okuyucuya yanlış bir kesinlik hissi veriyor.
🔬 Scientific Perspective
6 Şubat 2023 deprem dizisinin ardından Malatya ilindeki yapı stokunu inceleyen bir mühendislik çalışması, sahada çöken ve hasar görmeyen binaları karşılaştırmalı olarak değerlendiriyor; bulgular, yıkımın tek bir yapısal özelliğe değil, birbirine karışan birden çok faktöre bağlı olduğunu gösteriyor.
Bu, "bina öldürür" cümlesini yalanlamıyor ama onu tek başına yeterli bir açıklama olmaktan çıkarıyor — asıl suçlu tek bir kelimeye sığmıyor.
Afet risk yönetimi literatüründe bu tabloyu tarif eden standart bir çerçeve var — depremin kendisiyle sonucundaki kayıp arasında dört ayrı halka bulunur:
Deprem tek başına risk değildir — o, zincirin sadece ilk halkası (Tehlike), yerel zemin koşullarıyla birlikte şekillenir. Risk; bu tehlikenin insanları, yapıları ve yaşam alanlarını ne kadar etkileyebileceğiyle (Maruziyet) ve bunların ne kadar dayanıksız olduğuyla (Kırılganlık: yapı kalitesi, denetim, malzeme) birlikte oluşur. Aynı büyüklükteki deprem, farklı zemin, yapı stoku, nüfus yoğunluğu ve hazırlık düzeyinde tamamen farklı kayıplar yaratabilir — "tek suçlu yok" tezinin bilimsel karşılığı tam olarak bu.
Deprem hiç mi öldürmüyor? Deprem, kendisi, fiziksel bir tehlikedir — can kaybı ise bu tehlikenin maruziyet ve kırılganlıkla buluşmasının sonucu, yani zincirin ucundaki bir çıktıdır. Öldüren, tehlikenin kendisi değil; o tehlikenin karşılaştığı maruziyet ve kırılganlıktır.
Aynı tehlikeye, aynı maruziyet düzeyinde maruz kalan iki bina, farklı kırılganlık taşıdığı için farklı sonuçla karşılaşır — hepsi yıkılmaz, hatta çoğu yıkılmaz. Ama yıkılan her yapı, yukarıdaki listeden (yapı, denetim, malzeme, sosyoekonomi) bir veya birkaçında zayıf çıkmış demektir.
Somut rakamlarla: 6 Şubat 2023 depremleri resmî verilere göre 11 ili, yaklaşık 13,9 milyon insanı — Türkiye nüfusunun %16,4'ünü — doğrudan etkiledi; bu, Maruziyettir. Ama bu 13,9 milyonun tamamı değil, 53.537 kişi hayatını kaybetti; bu da Kayıptır. Aradaki devasa fark Kırılganlıkın işidir — aynı sarsıntıyı hisseden komşu iki binadan biri ayakta kaldı, diğeri çöktü.
📍 Şeffaflık notu: Yukarıdaki 13,9 milyon ve 53.537 rakamlarının ikisi de bilinçli olarak Türkiye'ye özgü tutuldu — Maruziyet paydası ile Kayıp payı tutarlı kalsın diye (ikisi de aynı ülke/sınır içinde). Ama deprem Suriye'de de can aldı: uluslararası kaynaklara (EM-DAT) göre Türkiye+Suriye toplam can kaybı 59.000'i aştı. Suriye'nin kendi rakamı, o dönem süren iç savaş nedeniyle hükümet kontrolündeki bölgeler ile kuzeybatı Suriye'nin ayrı ayrı ve farklı otoritelerce raporlanması yüzünden zaman içinde belirgin dalgalanma gösterdi. Bu ayrım bir "küçültme" değil — her ülkenin kendi afet kurumunun (AFAD gibi) yalnızca kendi sınırları içindeki kaybı bildirmesi, uluslararası kurumların (EM-DAT, WHO, UN) bunları ayrıca birleştirmesi, sınır ötesi afetlerde standart ve evrensel bir uygulama.
Kaynak: Nüfus ve il sayısı, deprem bölgesi ilanına dayalı resmî/akademik raporlarda (ör. Kızılay Akademi, "Türkiye'nin Afetler Tarihinde Bir Milat Olarak 6 Şubat") aktarılan rakamlardır; can kaybı sayısı resmî açıklamalara dayanır. Türkiye+Suriye toplamı ve EM-DAT metodolojisi için: EM-DAT — The International Disaster Database (emdat.be), 2023 yıllık rapor.
Genelde "tehlikeyi değiştiremeyiz, çözüm kentsel dönüşümdür" denir — sanki Tehlike bilinen, sabit bir veri, tek gerçek değişken Kırılganlık'mış gibi. Ama 6 Şubat 2023, Tehlike'nin de öyle sabit olmadığını gösterdi. Sayı olarak değişti: tek değil, aynı gün art arda iki Mw7,5 üstü deprem oldu (Mw7,8 Pazarcık + Mw7,6 Elbistan) — standart tasarım senaryoları genelde tek bir karakteristik depremi varsayır, art arda çoklu segment kırılmasını değil. Büyüklük olarak değişti: 2023 öncesi bilimsel tahminler bölgenin fay segmentleri için maksimum büyüklüğü M7,2–7,6 aralığında (bazı çalışmalarda M7,4) öngörüyordu; gerçekleşen Mw7,8 bu tahminlerin üzerine çıktı, çünkü çoklu segment kırılması senaryosu yeterince hesaba katılmamıştı. Ve kayıtlı yer ivmesi (PGA) olarak değişti: bölgenin 475 yıllık tasarım depremi için öngörülen ivme değerleri (yaklaşık 0,2–0,6g aralığında) bazı istasyonlarda aşıldı.
Bunu doğrudan inceleyen bir çalışmanın başlığı bile durumu özetliyor: geleneksel sismik tehlike analizleri, 2023 Kahramanmaraş depremlerinden gözlemlenenlerle karşılaştırıldığında tehlike düzeylerini düşük tahmin ediyordu. Yani "tehlikeyi biliyoruz, mesele sadece binalar" demek bile kendi başına bir masal olabilir — tehlikenin kendisi de belirsizlik taşıyor, ve bu belirsizlik geçmişte hep güvenli yönde değil, gerçekleşenin altında kalacak yönde hata yapmış.
Bu Türkiye'ye özgü bir başarısızlık değil — tam tersine, dünyanın her yerinde sismoloji biliminin, deprem izleme ağlarının ve düzenli hazırlanan ulusal tehlike haritalarının VAR OLMA nedeni tam olarak bu: tehlike tahmini, elde yeni veri/deprem geldikçe güncellenmesi gereken, doğası gereği geçici bir bilimdir. ABD'nin ulusal sismik tehlike modeli yaklaşık her 5–6 yılda bir güncelleniyor (1996, 2002, 2008, 2014, 2018, 2023). Türkiye'nin kendi haritası ise 1996'dan 2018'e kadar 22 yıl güncellenmeden kaldı — 2018 güncellemesi TBDY-2018'in temelini oluşturdu, sonraki güncelleme ise 2025'te geldi. Yani mesele yalnızca "tehlike belirsizdi" değil, bu belirsizliği azaltacak güncelleme temposunun da uzun süre uluslararası pratiğin gerisinde kalmış olmasıydı.
Kaynak: Altindal, A., & Askan, A. (2024). Traditional seismic hazard analyses underestimate hazard levels when compared to observations from the 2023 Kahramanmaras earthquakes. Communications Earth & Environment, 5(1), Article 14. doi.org/10.1038/s43247-023-01148-y. ABD/Türkiye güncelleme tarihçesi için: USGS National Seismic Hazard Model (usgs.gov) ve AFAD Türkiye Deprem Tehlike Haritası resmî sayfası (afad.gov.tr).
Beklenen en büyük deprem gerçekleşti (Mw7,8), o zaman bu fay artık "boşaldı" ve bölge uzun süre güvende — diye düşünülebilir. Bu da, tehlikenin kaynağını TEK bir fay yapısına indirgeyen, aynı ailenin bir masalı. Üç ayrı bulgu bunu karmaşıklaştırıyor:
Stres, boşalmadı — komşu bölgelere transfer oldu. Coulomb gerilim analizi, 6 Şubat kırılmalarının kuzeydoğuda Elazığ-Malatya, batıda Kahramanmaraş-Göksun ve güneyde Hatay-Suriye hattına doğru pozitif gerilim transferi (yaklaşık 1,0 bar) aktardığını gösteriyor — bu üç bölgede, sonraki büyük depreme kalan süre kısalmış olabilir.
Tekrarlanma basit bir saat değil, "süper-döngü" davranışı. 2023 depremlerinin beklenenden fazla kayma üretmesi, Doğu Anadolu Fay Zonu'nun olasılığının "son büyük depremden bu yana geçen süre"yle değil, biriken toplam gerinim ile belirlendiğini gösteriyor. Son 2000 yıllık kayıtlarda iki ayrı "süper-döngü" tespit edilmiş: her döngü kuzeydoğuda başlayıp artan sıklıkta depremlerle güneybatıya doğru ilerliyor, ta ki kuzeydoğuda yeni bir büyük deprem yeni bir döngü başlatana kadar.
Bu 2023'e özgü bir sürpriz de değil. 2023 depremlerinin kendisi, tarihi 1114/1115 depremlerini yeniden yorumlamak için "mercek" olarak kullanılmış — bulgular, bölgenin tek bir büyük deprem değil, art arda/çok parçalı ("cascading") kırılma dizileri üretme eğiliminin yeni bir şey olmadığını, tarihte de tekrarladığını gösteriyor.
Kaynak: Alkan, H., Büyüksaraç, A., & Bektaş, Ö. (2024). Investigation of earthquake sequence and stress transfer in the Eastern Anatolia Fault Zone by Coulomb stress analysis. Turkish Journal of Earth Sciences, 33(1). doi.org/10.55730/1300-0985.1898 · Billi, A., Corbi, F., Cuffaro, M., Orecchio, B., Palano, M., Presti, D., & Totaro, C. (2024). Seismic slip channeling along the East Anatolian Fault illuminates long-term supercycle behavior. Nature Communications, 15. doi.org/10.1038/s41467-024-53234-0 · Zohar, M., & Williams, C. (2025). Present to past reflection? Notes on the 1114/5 C.E. earthquake sequence after the February 2023 Türkiye doublet. Seismological Research Letters, 97(3), 2167–2178. doi.org/10.1785/0220250252
Masalın en çabuk çürüdüğü yer burası: "bina öldürür" demek, sanki bina kendi başına, boşlukta duran bir nesneymiş gibi konuşmak. Oysa aynı projeye göre, aynı standartlarla inşa edilmiş yapısal olarak özdeş iki bina bile, altlarındaki zemin farklıysa depremde tamamen farklı davranabiliyor. 6 Şubat 2023 sonrasında yapılan bir mühendislik vaka çalışması, tam olarak bunu — yapısal olarak birbirinin aynısı binaların, farklı zemin koşulları altında farklı sismik davranış sergilediğini — sahadan belgeliyor. Zemin, deprem dalgasını büyütebilir (zemin büyütmesi), yumuşatabilir veya sıvılaştırabilir. Yani "iyi bina = güvenli, kötü bina = tehlikeli" ikiliği bile, zemin bilgisi olmadan anlamsız.
🔬 Scientific Perspective
2023 Kahramanmaraş depremlerinden bir vaka çalışması, yapısal olarak özdeş binaların altlarındaki yüzeye yakın zemin koşullarına bağlı olarak farklı sismik davranış sergilediğini gösteriyor — yani yıkımı yalnızca yapı kalitesine indirgemek, resmin yarısını görmek anlamına geliyor.
Bu bulgu, "bina öldürür" cümlesinin neden yetersiz kaldığını somutlaştırıyor: soru artık yalnızca "bina ne kadar sağlam" değil, "bu bina, bu zeminde ne kadar sağlam" olmalı.
Yıllardır "bina öldürür" cümlesini neredeyse bir tesbih gibi tekrarladık. Bunun bu kadar kolay kurulmasının teknik bir nedeni var: deprem tehlike haritaları — ve TBDY-2018'in dayandığı tasarım spektrumları — belirli bir referans zemin koşulu için hesaplanır. Sahaya özgü ölçülmüş bir Vs30 (yüzeyden 30 metre derinliğe kadar ortalama kayma dalgası hızı) girilmediği sürece, bu genellikle sıkı zemin/kayaya yakın bir referans değeri varsayar (NEHRP sınıflandırmasında B/C sınırı, Vs30≈760 m/sn). Ulusal/bölgesel ölçekli tehlike haritaları, parsel ölçeğindeki yerel zemin etkilerini birebir temsil etmeyebilir; bu yüzden haritadaki tehlike düzeyi ile belirli bir parselde gerçekleşecek sarsıntı aynı şey değildir — aradaki farkı kapatan, sahaya özgü zemin etüdüdür.
Bu farkı görmezden gelip yıkımı yalnızca bina direncine yüklemek — deprem kayıplarını açıklarken kolaycılığa teslim olmaktır. Aynı "beklenen" sarsıntı düzeyinde bir bina çökerse, sonuç otomatik olarak "bina zayıfmış" diye okunur; oysa asıl sorun, o parselin gerçek zemininin referans varsayımdan çok daha yumuşak olması ve gerçek sarsıntının haritanın öngördüğünden çok daha şiddetli gerçekleşmesi de olabilir. Risk zincirinin ilk halkası (Tehlike) bile, göründüğü kadar "sabit" ve "tarafsız" değildir.
Kaynak: Kramer, S. L. (1996). Geotechnical Earthquake Engineering. Prentice Hall (zemin sınıflandırması ve referans zemin koşulu kavramı, Bölüm 4).
Burada durup önemli bir şeyi netleştirmek istiyorum: yukarıdaki 2025-2026 çalışmaları bize yeni bir bilgi vermiyor — uzun süredir bilinen bir gerçeği, acı biçimde yeniden doğruluyor. Zeminin depremde belirleyici olduğu, 1964 Niigata depreminde zemin sıvılaşmasının sapasağlam binaları devirmesiyle, 1985 Mexico City depreminde göl yatağı zemininin sarsıntıyı katbekat büyütmesiyle onlarca yıl önce belgelendi. Vs30 tabanlı zemin sınıflandırması, 6 Şubat 2023'ten yaklaşık 30 yıl önce, 1994'te ABD'nin NEHRP yönetmeliğine resmen girdi.
Türkiye'nin kendi deprem yönetmeliği bile bu konuda hiç "yeni" değil: zemin sınıflandırması ilk kez 1953'te yönetmeliğe girdi, zemine bağlı ivme spektrumları 1975'te eklendi — TBDY-2018'den sırasıyla 65 ve 43 yıl önce. Yani "zemin önemlidir" bilgisi, Türkiye'nin kendi mevzuatında yarım yüzyılı aşkın süredir yazılı.
Ve modern bilimden çok önce, ampirik bilgi zaten vardı. Mimar Sinan'ın 16. yüzyılda inşa ettiği Süleymaniye Camii'nin deprem performansı, gerçekten akademik olarak da incelenmiş — Boğaziçi Üniversitesi'nde bir yüksek lisans tezi (1994) ve 12. Avrupa Deprem Mühendisliği Konferansı'nda (Londra, 2002) sunulan bir bildiri, caminin esnek/derin temel tasarımının deprem yükünü nasıl absorbe ettiğini inceliyor. Aktarılan kayıtlara göre yapı beş asırdır — bazıları M5,5 üzerinde onlarca depreme rağmen — hasar görmeden ayakta duruyor.
Daha da çarpıcısı: aktarılan bilgilere göre Sinan, temeli attıktan ve üzerine ağır taş bloklar yerleştirdikten sonra, üst yapıyı inşa etmeden önce zeminin bu yük altında sıkışıp oturması için yaklaşık iki yıl beklemiş. Bu, modern geoteknik mühendislikte ön yükleme / sürşarj konsolidasyonu denilen, yumuşak/sıkışabilir zeminlerde inşaattan önce zemini kasıtlı olarak yükleyip oturmasını bekleme tekniğiyle prensipte aynı şey — bu tekniğin bilimsel teorisi (konsolidasyon teorisi) ancak Karl Terzaghi tarafından 1920'lerde, yani Sinan'dan yaklaşık 370 yıl sonra formülleştirildi. Asıl soru "ne zaman öğrendik" değil: bildiğimiz hâlde neden uygulamadık?
Peki bugün hangi mimar/mühendis 2 yıl bekliyor? Neredeyse hiçbiri — ama sebebi sabrın azalması değil, teknolojinin ilerlemesi. Modern geoteknik mühendislik, aynı konsolidasyonu iki yola sıkıştırdı: ya dikey drenler (wick drain) ile zeminin içine binlerce ince drenaj kanalı açılıp suyun kaçış mesafesi kısaltılıyor — yıllar/on yıllar sürecek oturma, bazı zeminlerde sadece 1 aya inebiliyor; ya da (Bölüm 2'de gördüğümüz gibi) beklemek yerine kazıklarla doğrudan sağlam tabakaya inilip zeminin oturmasını beklemeye hiç gerek bırakılmıyor. Sinan'ın 2 yılı, bugün ya birkaç haftaya sıkışıyor ya da mühendislik tasarımıyla tamamen devre dışı bırakılıyor — ama "neden bu kadar hızlı" sorusunun cevabı, "artık zemin önemli değil" değil, "zemini artık daha hızlı ve daha doğru yönetebiliyoruz."
Kaynak: Türkiye deprem yönetmelikleri tarihçesi (1953/1975 zemin sınıflandırması) için bkz. Türkiye'de Kullanılan Deprem Yönetmeliklerinin Özellikleri ve Deprem Hesabının Değişimi, DergiPark; NEHRP/Vs30 (1994) için Kramer (1996), yukarıdaki kaynak. Süleymaniye'nin deprem performansı için: Kaya, S. M., Yüzügüllü, Ö., Erdik, M., & Aydınoğlu, N. (2002). Earthquake performance of Süleymaniye Mosque. 12th European Conference on Earthquake Engineering, London, Paper No. 851; ayrıca Boğaziçi Üniversitesi (1994) yüksek lisans tezi. İki yıllık bekleme/temel oturma anlatısı akademik değil, tarihî/popüler kayıtlara dayanır (kesin mühendislik verisi olarak değil, ampirik bilginin eskiliğine örnek olarak aktarılmıştır); konsolidasyon teorisi için: Terzaghi, K. (1925). Erdbaumechanik auf bodenphysikalischer Grundlage; dikey dren/hızlandırılmış konsolidasyon için: Geoengineer.org ve Keller/Menard mühendislik firmalarının teknik yayınları.
Yapı/temel raporlarında genelde kazık sayısı ve çapı öne çıkar; kazığın hangi derinlikte, hangi tabakaya oturduğu çoğu zaman arka planda kalır. Oysa depremde belirleyici olan bu: uç taşıyıcı kazık (sağlam/kaya tabakasına kadar inip yükü doğrudan ona aktaran) mı, yoksa sürtünme kazığı (kaya tabakasına değil, yalnızca çevre zemin sürtünmesine dayanan) mı? Çevredeki zemin depremde sıvılaşırsa, sürtünme direnci de kaybolur — kazık fiilen "yüzer" hâle gelir. Bu, gerçek dünyada belgelenmiş bilinen bir hasar mekanizmasıdır. Ama burada da tek parametreye indirgemeyelim: sürtünme kazığı "sıvılaşmayan" bir zeminde tamamen güvenli, yaygın ve doğru bir çözümdür — risk, kazık türünden değil, o zeminin sıvılaşma potansiyelinden doğar. Ve uç taşıyıcı kazık da mutlak bir garanti değil: kayaya ulaşsa bile, sıvılaşan üst katman ile sağlam alt tabaka arasındaki sınırda yanal yük/eğilme hasarı görebilir; ayrıca kayaya inmek her sahada mümkün, gerekli veya ekonomik olmayabilir. Doğru cevap "hangi kazık türü" değil, "bu sahada, bu zemin için, bu yük için hangi kazık türü" — yine aynı üçlü soru.
Karıştırılmaması gereken iki ayrı kavram: Vs30, standart olarak yüzeyden ilk 30 metrenin ortalama kayma dalgası hızını ölçer — sismik tehlike haritalarında kullanılan, sabit pencereli bir sınıflandırma ölçütüdür. Ama gerçek "sağlam/kaya tabakası" bazı havzalarda (derin alüvyon dolgu bölgelerinde) 30 metreden çok daha derinde olabilir. Yani "Vs30 sınıfı iyi" demek, "kazıklarım kayaya kadar iniyor" demek DEĞİLDİR — biri sismik tasarım spektrumu için standart bir sınıflandırma, diğeri temel mühendisliğinin saha-özgü bir sorusu. Derin temelli/önemli yapılarda Vs30 sınıflandırması tek başına yeterli değildir; gerçek kaya derinliğini belirlemek için saha-özgü zemin etüdü ve gerekiyorsa derin sondaj gerekir.
Üçüncü karıştırılmaması gereken kavram: Vs30 ile sıvılaşma riski aynı şey değil. Düşük Vs30 (yumuşak zemin) sıvılaşmaya açık zeminlerle kabaca örtüşür — çünkü sıvılaşma genelde gevşek, suya doygun, kumlu/siltli genç zeminlerde olur ve bunlar düşük Vs30 verir. Ama korelasyon eşitlik değildir: yumuşak kil de düşük Vs30 verir, ama kil genelde sıvılaşmaz. Yani Vs30 sınıfına bakarak "bu zemin sıvılaşır" veya "sıvılaşmaz" denemez — bunun için ayrı, özel bir sıvılaşma değerlendirmesi gerekir (SPT/CPT sondaj verisi, tane boyu dağılımı, yeraltı suyu derinliği). Sıvılaşma riski bilinen bir zeminde inşaat, gerçek bir iyileştirme (zemin sıkıştırma, taş kolon, sağlam tabakaya inen kazık) yapılıp denetlendiyse güvenle yapılabilir — dünyada rutin bir uygulama. Sorun "izin verildi" ile "gerçekten önlem alınıp denetlendi" arasındaki farktır.
Kaynak: Kramer, S. L. (1996). Geotechnical Earthquake Engineering. Prentice Hall (derin temeller ve kazık davranışı, sıvılaşmada sürtünme kaybı, sıvılaşma tetikleme değerlendirmesi).
1999 sonrası medyada sıkça tekrarlanan bir iddia: Ataköy, altındaki kil nedeniyle İstanbul'un "en riskli" bölgelerinden biri — kil "jöle gibi" su tutup depremde bu suyu bırakarak sıvılaşıyormuş. Mekanizma tarifi burada isabetli değil: klasik sıvılaşma, kohezyonsuz (kumlu/siltli) zeminlerin işi; kilin tanecikler arası bağı (kohezyon) buna genelde direnç gösterir. İnce daneli zeminlerde "kum gibi" mi yoksa "kil gibi" mi davranacağını ayıran standart kriter, sıvılaşma değil döngüsel yumuşama (cyclic softening) adlı ayrı bir mekanizmadır — ve bu da esas olarak özel bir alt tür olan "hassas (sensitive)" killerde belirgin; İstanbul'un daha yaşlı Eosen-Miyosen deniz killerinin bu sınıfa girdiğine dair net bir bulgu yok.
Ama bu, "Ataköy güvenli" demek değil — çünkü gerçek, akademik olarak belgelenmiş risk faktörü farklı ve gerçek: Ataköy'ü özel olarak inceleyen bir çalışma, gelecekteki büyük bir Marmara depreminde bölgenin yumuşak tortul zemininin sarsıntıyı yaklaşık 1 Hz civarında 1,5-2 kat büyütebileceğini gösteriyor — tam da orta katlı binaların rezonans aralığına denk gelen bir frekans (Mexico City 1985'te de yıkımı bu kadar ağırlaştıran, aynı ailenin bir mekanizması). Yani popüler anlatı YANLIŞ mekanizmayla (sıvılaşma) DOĞRU bir endişeye (yumuşak zemin = gerçek risk) rastlıyor — bu yazının tüm tezinin küçük, somut bir örneği: kolay anlatı, karmaşık gerçeğin yerini tutmuyor, ama bazen ona yaklaşıyor da.
Kaynak: Boulanger, R. W., & Idriss, I. M. (2006). Liquefaction susceptibility criteria for silts and clays. Journal of Geotechnical and Geoenvironmental Engineering, 132(11), 1413–1426. · Sørensen, M. B., Oprsal, I., Bonnefoy-Claudet, S., Atakan, K., Mai, P. M., Pulido, N., & Yalçıner, Ç. (2006). Local site effects in Ataköy, Istanbul, Turkey, due to a future large earthquake in the Marmara Sea. Geophysical Journal International, 167(3), 1413–1424. doi.org/10.1111/j.1365-246x.2006.03204.x
"Bina zeminden ayrılsa" fikri kulağa bir masal gibi geliyor — ama Japonya'da gerçek. Air Danshin adlı bir sistem, deprem algılandığında 0,5–1 saniye içinde binanın temeliyle üst yapısı arasındaki bir hava haznesine basınçlı hava dolduruyor; bina yaklaşık 3 cm havalanıp sarsıntı boyunca fiilen "asılı" kalıyor, zemin altında sallanırken üst yapı hareketsiz duruyor. Sarsıntı bitince hava yavaşça boşaltılıyor, bina nazikçe eski yerine oturuyor — çoğu zaman içeridekiler sistemin devreye girdiğini bile fark etmiyor. Japonya'da yaklaşık 90 noktada kurulu, geleneksel taban izolasyon sistemlerinin yaklaşık üçte biri maliyetle.
Bu, bu yazı boyunca konuştuğumuz zemin-yapı etkileşimini azaltmanın en radikal biçimi — binayı zeminle "konuşturmak" yerine, o konuşmayı anlık olarak kesmek. Şu an daha çok tekil konut/küçük yapı ölçeğinde uygulanıyor; büyük ölçekli, çok katlı yapılarda geleneksel taban izolasyonu (kauçuk yastıklar, kayıcı sistemler) hâlâ daha yaygın çözüm. Ama gösteriyor ki: masal, bazen mühendisliğin önüne geçmiyor — mühendislik, masalı gerçeğe çeviriyor.
En tanıdık örnek aslında hepimizin altında: araba süspansiyonu. Arabanızın yayı tek başına bırakılsa, her tümsekten sonra araç zıplamaya devam eder; amortisör o enerjiyi ısıya çevirip zıplamayı durdurur. "Taban izolasyonu" denen şey de tam olarak bu — bina için bir yay + amortisör ikilisi: sarsıntıyı doğrudan geçirmek yerine önce yumuşatıyor, sonra söndürüyor. Air Danshin bunun daha uç bir biçimi: yay+amortisör yerine binayı anlık olarak zeminden fiilen kaldırıp koparıyor.
Bunu, arabalarda kaza anında içe çöken direksiyon kolonuyla karıştırmayalım — o, TERSİ bir mantıkla çalışıyor: sarsıntıyı/çarpmayı önlemiyor, sadece belirli bir parçanın (kolonun) kontrollü biçimde ezilip enerjiyi yutmasını sağlayarak sürücüyü koruyor. Depremde bunun karşılığı taban izolasyonu değil, mühendislikte "burkulması önlenmiş çelik çapraz" denilen özel bir eleman — bina yine sallanır, ama bu çelik parça kontrollü şekilde "feda edilip" enerjiyi yutar, ana taşıyıcı sistemi korur. Yani iki farklı strateji var: biri sarsıntıyı hiç hissetmemeyi hedefliyor (yay-amortisör, Air Danshin), diğeri sarsıntıyı hisset ama bir parçayı feda ederek zararını azalt diyor (direksiyon kolonu, çelik çapraz). İkisi de gerçek, ikisi de kullanılıyor.
Kaynak: Air Danshin Systems Inc. (kurucu Shoichi Sakamoto) — kamuya açık teknoloji tanıtımları ve gösterimler (New Atlas, ASME, Parametric Architecture gibi mühendislik/teknoloji yayınlarında belgelenmiştir). Çökebilir direksiyon kolonu için: 1967 Chevrolet Energy-Absorbing Steering Column, Smithsonian National Museum of American History arşivi. Burkulması önlenmiş çelik çapraz (BRB) için: yapısal mühendislik literatüründe "structural fuse" olarak belgelenen standart bir sismik enerji sönümleme elemanı. Amortisör tarihçesi için: Monroe Shock Absorbers kurumsal tarihçe sayfası; yaprak yay sürtünme sönümlemesi için genel otomotiv mühendisliği literatürü.
Kendi eviniz için "bina sağlam mı" sorusunu sorarken, "altındaki zemin nasıl" ve "bu bölgede bir deprem nasıl bir etki yaratır" sorularını da soruyor musunuz? (Üçüncü soruya Bölüm 4'te döneceğiz.)
Bu bölümün sonunda bu soruya kendi cevabınızı yeniden değerlendirin.
"Güncel ve sağlam standartlar belirliyor" demek kolay — ama bu cümle de kendi içinde küçük bir masal taşıyor: "yönetmelik varsa güvenlik de vardır" varsayımı. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018), AFAD tarafından yayımlanan ve 2019'dan itibaren yürürlükte olan, uluslararası ölçütlerle uyumlu, teknik olarak güçlü bir yönetmelik — bunu söylemek kolay. Asıl mesele, bir yönetmeliğin kâğıt üzerinde var olması ile sahada denetlenerek uygulanması arasındaki farktır. 6 Şubat 2023'te yıkılan binaların önemli bir kısmı, TBDY-2018'den ÖNCE inşa edilmiş yapılardı; bir kısmı ise yönetmeliğe rağmen, denetim ve malzeme kalitesindeki eksiklikler nedeniyle beklenen performansı göstermedi. Burada da suçlu tek bir şey değil — bina, malzemeyi seçen müteahhit, denetleyen kurum, ruhsatı onaylayan belediye, hepsi bir zincirin halkaları. "Bina öldürür" demek, bu zinciri görmezden gelip son halkada durmak.
TBDY-2018'in kâğıt üzerindeki gücü, ancak aşağıdaki zincirin HER halkası sağlam kalırsa sahaya yansır — zincir tek bir halkada (denetimde, malzemede, ruhsatta) kopabilir:
- Oturduğunuz binanın yapı ruhsatı hangi yönetmelik döneminde alındı — TBDY-2018 öncesi mi sonrası mı?
- Bina için bir yapı denetim raporu mevcut mu; zemin etüdü yapılmış mı?
- Binanızda zayıf kat, ağır konsol veya düzensiz kat planı gibi görünür riskler var mı?
- Bölgeniz için güçlendirme (retrofit) bir seçenek mi, maliyeti ve süreci nasıl işliyor?
- Binamın bulunduğu parsel için zemin ve yerel zemin koşulları hakkında hangi verilere sahibim? Bina güvenliği yalnızca binanın kendisine bakılarak değerlendirilemez — parselin altındaki zeminin özellikleri de bilinmelidir (bkz. Bölüm 2).
- Binamın geçmişini öğren — yapı ruhsatı, denetim raporu, varsa güçlendirme geçmişi.
- Parselimin zemin bilgisine ulaş — zemin etüdü var mı, yoksa nasıl yaptırılır.
- Sıvılaşma riski varsa, hangi önlem alındığını ve denetlendiğini sor — "izin verildi" ile "gerçekten iyileştirilip denetlendi" aynı şey değil.
- Belirsizlik varsa uzman değerlendirmesi yaptır — soruların cevabını tahminle değil, rapora dayandır.
6 Şubat 2023'ün kendi kırılma mekanizmasını uydu verisiyle çözen bir çalışma var. Mw 7,8 ana şok, Doğu Anadolu Fay Zonu'nun 310 km uzunluğunda bir bölümünü, birden fazla "releasing step-over" (fayın yön değiştirdiği, gerilimin yeniden dağıldığı) noktasından geçerek kırdı; birkaç saat sonraki Mw 7,6 artçı ise komşu bir fay segmentinde 150 km'lik ayrı bir kırılma üretti. Bu, tek bir "büyük deprem" değil, birbirini tetikleyen çift bir kırılma dizisiydi. Bu ayrıntı önemli: bazı bölgelerdeki sarsıntı şiddeti, sadece o bölgedeki binaların kalitesinden değil, fayın o noktada nasıl kırıldığından (kayma miktarı, derinlik, yön) da kaynaklanıyordu. Yani aynı "kalitede" bir bina bile, fayın farklı noktalarındaki farklı şiddetler yüzünden farklı sonuçlarla karşılaşabilirdi — deprem, binaya adil davranmıyor.
🔬 Scientific Perspective
Uydu tabanlı optik ve radar görüntüleme (Sentinel) ile GPS verilerini birleştiren bir çalışma, 6 Şubat 2023 depremlerinin kayma dağılımını çözümlüyor: Mw 7,8 ana şok, Doğu Anadolu Fayı'nın 310 km'lik bir bölümünü çok sayıda fay bükümünden geçerek kırmış; Mw 7,6 artçı ise komşu segmentlerde ayrı 150 km'lik bir kırılma üretmiş. Kayma, yüzeyden yaklaşık 15 km derinliğe kadar uzanmış, ancak yüzeye yakın kesimde beklenenden daha az kayma (sığ kayma açığı) gözlenmiş; artçı depremler çoğunlukla fayın büküldüğü ve yüksek kaymalı bölgeleri çevreleyen noktalarda kümelenmiş.
Bu, "neden bu kadar yıkıcıydı" sorusuna 2023'te veremediğim türden somut bir cevap: iki büyük, birbirini tetikleyen kırılmanın toplam etkisi.
"Mw 7,8'lik bir deprem" demek, o depremin her yerde aynı şiddette hissedildiği anlamına gelmez. Bir parselin gerçekte ne kadar sarsıldığını belirleyen, büyüklüğün yanında en az şu kadar bileşen daha var:
- Faya uzaklık — kaynağa yakın parsel, uzak parselden çok daha şiddetli sarsılır.
- Kırılmanın yönü (directivity) — kırılma bir parsele doğru ilerliyorsa, enerji o yönde birikerek daha şiddetli hissedilir.
- Kayma dağılımı — fayın her noktası aynı miktarda kaymaz; yüksek kaymalı bölgelerin yakınında sarsıntı daha şiddetlidir.
- Sarsıntının süresi — uzun süren sarsıntı, aynı tepe ivmede bile yapılarda daha fazla yorulma/hasar biriktirir.
- Yakın-fay etkileri — fay hattına çok yakın parsellerde, uzaktakilerde görülmeyen kısa-periyotlu darbe benzeri hareketler oluşabilir.
Bölüm 2'de sorduğumuz soruya şimdi üçüncü boyutu ekleyebiliriz: "hangi bina, hangi zeminde" sorusu, "hangi deprem etkisi altında" ile tamamlanıyor. Aynı bina, aynı zemin, ama fayın o noktaya uzaklığına, kırılma yönüne ve süresine bağlı olarak farklı şiddetlerle karşılaşabilir — üçüncü halka olmadan resim eksik kalır.
Erken uyarı (deprem başladıktan sonra dalgalar ulaşmadan önce saniyeler kazandıran sistemler) ayrı bir teknik alan; burada değinmek istediğim ondan farklı bir şey — gerçek zamanlı kayıp/can kaybı tahmini. Bir deprem olduğunda, ilk saatler içinde büyüklüğü, etkilenen bölgedeki yapı stokunun genel durumunu ve nüfus yoğunluğunu birleştirerek olası can kaybını kabaca kestirmek, müdahale ekiplerinin nereye öncelik vereceğine karar vermesinde hayati önemde. 2011 Van depremi, bu tür yöntemlerin gerçek dünyada nasıl çalıştığını (ve nerede yanıldığını) gösteren, üzerinde hâlâ çalışılan bir vaka. Burada bir gerçeği de saklamak istemiyorum: kimin ne zaman enkazdan çıkarıldığı, hangi ekibin hangi bölgeye önce ulaştığı gibi unsurlar, afet müdahalesinin zamanlamasındaki ve saha bilgisindeki belirsizliklere bağlıdır — "her şey bina ve zeminle açıklanır" demek, bu belirsizlik payını da görmezden gelmek olur. Bu, kaderci bir "şans" meselesi değil; müdahale hızını ve isabetini artırmanın da, tıpkı yapı denetimi gibi, yönetilebilir bir risk azaltma alanı olduğu anlamına geliyor.
🔬 Scientific Perspective
2011 Van depremini (M7,1) vaka olarak kullanan bir çalışma, gerçek zamanlı can kaybı tahmini yöntemlerinin performansını, Türkiye'deki ölümcül depremlerin genel örüntüsü içinde değerlendiriyor — amaç, bir deprem olduğunda ilk saatlerde yapılan kayıp tahminlerinin ne ölçüde güvenilir olduğunu ve bu tahminleri neyin (yapı stoku bilgisi, nüfus verisi, saha raporları) belirlediğini ortaya koymak.
Bu, "hazırlık" kavramını yalnızca bina güçlendirmeyle sınırlı tutmayıp, afet sonrası ilk saatlerin yönetimine de taşıyor.
Bunun somut bir örneği var: EMSC (Euro-Mediterranean Seismological Centre) tarafından geliştirilen LastQuake gibi uygulamalar, bir deprem olduğunda saniyeler içinde milyonlarca kullanıcıya doğrulanmış bilgi ulaştırarak hem paniği hem yanlış bilgi yayılmasını azaltmayı, hem de vatandaşların kendi gözlemlerini (hissedilen sarsıntı, hasar bildirimi) bilim insanlarına aktarmasını hedefliyor. Bu, "halkı bilgilendirmek" cümlesinin bugün karşılığı olan, ölçülebilir bir mühendislik/iletişim sistemi.
🔬 Scientific Perspective
EMSC'nin LastQuake uygulamasını inceleyen bir çalışma, hızlı deprem bilgilendirmesinin (sarsıntı algılandıktan sonraki ilk dakikalarda doğrulanmış konum/büyüklük bilgisi, vatandaş gözlem raporları) küresel ölçekte sismik risk azaltmaya nasıl katkı sağladığını, kullanıcı katılımı ve bilgi yayılım hızı üzerinden değerlendiriyor.
Bu, 2023'te soyut bıraktığım "halk eğitimi" cümlesine, bugün işaret edebileceğim somut bir örnek kazandırıyor.
Tek başına unutulan bir ölçek daha var: komşu bina. Türkiye'nin çoğu kentinde binalar bitişik nizamla, duvar duvara inşa edilir; deprem sırasında farklı yükseklikteki, farklı dönemde yapılmış komşu binalar birbirine çarpabilir (çarpışma/pounding etkisi) ya da biri diğerinin yıkımını tetikleyebilir. Yani "benim binam sağlam" demek bile tek başına yetmiyor — sokağın, mahallenin, kentsel dokunun bütünü de hesaba katılmalı. Bireysel güvenlik sorusu, er ya da geç kentsel risk sorusuna çıkıyor.
Buradaki mühendislik çözümü de tanıdık bir şeye benziyor: hava yastığı. Filmlerde gördüğünüz gibi, çarpışma anında araç ile sürücü arasına yumuşak, enerji yutan bir yüzey giriyor — darbeyi tamamen önlemiyor ama sertliğini alıyor. Komşu binalar arasındaki boşluğa da benzer mantıkla özel, enerji yutan (viskoelastik) bir dolgu malzemesi yerleştirilebiliyor; iki bina yine birbirine yaklaşabilir ama aradaki "yastık" çarpmanın şiddetini ciddi ölçüde azaltıyor. Böylece araba güvenliğinin üç katmanı depremde tam karşılığını buluyor: yay-amortisör (sarsıntıyı hiç hissetmemek — taban izolasyonu), direksiyon kolonu (bir parçayı feda edip enerjiyi yutmak — çelik çapraz), hava yastığı (çarpışmayı yumuşatmak — komşu binalar arası enerji yutan dolgu).
"Maşallah uyu" — bir masalı dinledikten sonra gelen o rahat uyku. Oysa deprem bize yalnızca yerin sarsıldığını değil, bildiğimizi sandığımız şeyleri yeniden sorgulamamız gerektiğini de hatırlatır. "Benim binam sağlam" demek tek başına yetmez. Asıl soru şudur: hangi bina, hangi zeminde, hangi deprem etkisi altında?
Deprem farkındalığının amacı, enkaz altında gerçeği fark etmeyi beklemek değil — yaşarken uyanık kalmayı sağlamaktır. Çünkü depremi durduramayız; ama tehlikeyi anlayabilir, kırılganlığımızı azaltabilir ve tedbir alabiliriz.
Gaflet → Uyuşma → Sarsılma → Uyanış → Tedbir
Masal, tek bir suçlu ister — bir günah keçisi. Gerçek ise birbirine bağlı bir zincir ister. Geriye şu soru kalır: masalın bittiği yerde mi uyanıyoruz, yoksa masal devam ederken mi?
"Deprem öldürmez, bina öldürür" — bu cümle bir masal, yanlış olduğu için değil, çok kolay geldiği için. Tek bir suçlu (kötü bina) bulmak — Türkçenin güzel bir deyimiyle bir "günah keçisi" yaratmak — okuyucuya "benim binam sağlamsa güvendeyim" diye rahatça uyuma izni veriyor; oysa 6 Şubat 2023 sonrası sahadan gelen veriler, aynı kalitedeki binaların bile farklı zeminde, farklı fay mesafesinde, farklı denetim geçmişiyle ve afet müdahalesinin zamanlamasındaki belirsizliklerle çok farklı sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Yönetmelik (TBDY-2018) var; ama yönetmelik de tek başına yeterli değil — malzemeyi seçen, denetleyen, ruhsatı onaylayan herkes bu zincirin bir halkası. Hepsini birleştiren tek bir soru var: hangi bina, hangi zeminde, hangi deprem etkisi altında?
Masal, tek bir suçlu ister — bir günah keçisi. Gerçek, bir zincir ister — ve o zincirin her halkasında bizim de bir payımız var.
Depreme hazırlanmak, korkuyla uyanmak değil; masala güvenmeden yaşamaktır.
Çünkü güvenli bir bina, yalnızca sağlam yapılmış bir bina değildir; doğru zeminde, gerçek deprem etkisi dikkate alınarak tasarlanmış, uygulanmış, denetlenmiş ve doğru kullanılmış bir binadır.
Bu yazı boyunca geçen teknik terimlerin kısa tanımları.
TBDY-2018 (Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği): AFAD tarafından yayımlanan, 2019'dan itibaren yürürlükte olan güncel ulusal deprem yapı yönetmeliği (bkz. Bölüm 3).
Zemin büyütmesi (site amplification): Yüzeye yakın yumuşak zemin katmanlarının, altlarından gelen deprem dalgasının genliğini artırması; aynı depremde farklı zeminlerdeki binaların farklı sarsıntı düzeyi yaşamasının başlıca nedenlerinden biri (bkz. Bölüm 2).
Vs30: Yüzeyden 30 metre derinliğe kadar kayma (S) dalgasının ortalama yayılım hızı; bir parselin zemin sınıfını (yumuşak/sert, kaya/toprak) belirlemede standart ölçüt (bkz. Bölüm 2).
Referans zemin koşulu: Deprem tehlike haritalarının ve tasarım spektrumlarının, sahaya özgü bir Vs30 ölçümü yokluğunda varsaydığı standart/genellikle sıkı zemin koşulu (NEHRP B/C sınırı, Vs30≈760 m/sn) — gerçek saha koşulu bundan sapabilir (bkz. Bölüm 2).
Uç taşıyıcı kazık / Sürtünme kazığı: Uç taşıyıcı kazık, yükü doğrudan sağlam/kaya tabakasına aktarır; sürtünme (yüzen) kazığı ise kaya tabakasına ulaşmadan, yalnızca çevre zemin sürtünmesine dayanır. Çevre zemin sıvılaşırsa sürtünme kazığının direnci de kaybolabilir (bkz. Bölüm 2).
Kaya derinliği (temel kayasına derinlik): Sağlam/taşıyıcı kaya tabakasının yüzeyden gerçek uzaklığı — Vs30 ile karıştırılmamalı; Vs30 sabit 30 metrelik bir pencerenin ortalamasıyken, gerçek kaya derinliği bazı havzalarda 30 metreden çok daha fazla olabilir ve ancak saha-özgü sondajla belirlenir (bkz. Bölüm 2).
Ön yükleme / sürşarj konsolidasyonu (preloading): Yumuşak/sıkışabilir bir zemine kalıcı yapı yükünü vermeden önce, zemini kasıtlı olarak (fazladan ağırlıkla) yükleyip belirli bir süre bekleterek önceden sıkıştırma/oturtma tekniği; teorisi Terzaghi'nin 1920'lerdeki konsolidasyon teorisine dayanır (bkz. Bölüm 2).
Döngüsel yumuşama (cyclic softening): İnce daneli (kil/silt) zeminlerin depremin döngüsel yüklemesi altında dayanım kaybetmesi — kumlarda görülen klasik sıvılaşmadan mekanik olarak farklı bir süreç; esas olarak "hassas (sensitive)" kil alt türlerinde belirgin (bkz. Bölüm 2).
Sıvılaşma değerlendirmesi: Bir zeminin depremde sıvılaşma (gevşek, suya doygun zeminin geçici olarak taşıma gücünü kaybetmesi) riski taşıyıp taşımadığını belirleyen, Vs30'dan ayrı, özel bir inceleme — SPT/CPT sondaj verisi, tane boyu dağılımı ve yeraltı suyu derinliğine dayanır (bkz. Bölüm 2).
Dikey dren (wick drain): Zemine yerleştirilen ince, şerit biçimli drenaj kanalları — gözenek suyunun kaçış mesafesini kısaltarak doğal yollarla yıllar sürecek konsolidasyonu haftalara/aylara indiren modern hızlandırma tekniği (bkz. Bölüm 2).
Yapısal performans değerlendirmesi: Bir depremden sonra binaların hasar düzeyini, çökme nedenlerini ve yapısal zafiyetleri sahada inceleyen mühendislik çalışması türü (bkz. Bölüm 1).
Tehlike / Maruziyet / Kırılganlık / Risk / Kayıp: Afet risk yönetiminin standart zinciri — Tehlike depremin kendisi (yer, büyüklük, olasılık); Maruziyet o tehlikenin etki alanındaki insan/bina/altyapı; Kırılganlık bunların ne kadar dayanıksız olduğu (yapı, zemin, denetim); Risk bu üçünün bileşimi; Kayıp ise gerçekleşen sonuç (bkz. Bölüm 1).
Sorumluluk zinciri: Bir binanın güvenliğini belirleyen, tasarımdan bakıma kadar uzanan halkalar dizisi (tasarım, zemin etüdü, malzeme, yapım, denetim, ruhsat, kullanım, bakım) — zincir tek bir halkada kopabilir (bkz. Bölüm 3).
Çarpışma etkisi (pounding) / bitişik nizam: Bitişik düzende inşa edilmiş, farklı yükseklik veya dönemdeki komşu binaların deprem sırasında birbirine çarpması ya da birinin diğerinin yıkımını tetiklemesi; bireysel bina güvenliğinin kentsel dokudan bağımsız düşünülemeyeceğini gösteren bir örnek. Çözümlerinden biri, arabadaki hava yastığına benzer şekilde, binalar arası boşluğa enerji yutan (viskoelastik) bir dolgu malzemesi yerleştirmek (bkz. Bölüm 6).
Moment magnitüdü (Mw): Bir depremin serbest bıraktığı toplam enerjiyi, fayın kırılan alanı ve kayma miktarına dayanarak ölçen, günümüzde standart kabul edilen büyüklük ölçeği (bkz. Bölüm 4).
Kayma dağılımı (slip distribution): Bir deprem sırasında fay düzlemi üzerindeki hareketin (kaymanın) derinlik ve konuma göre nasıl dağıldığını gösteren, genellikle uydu/GPS verisiyle modellenen harita (bkz. Bölüm 4).
Releasing step-over: Bir fay hattının kesintiye uğrayıp yakın bir başka fay segmentine "atladığı", gerilimin yeniden dağıldığı geometrik dönüm noktası (bkz. Bölüm 4).
Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ): 6 Şubat 2023 depremlerinin kaynağı olan, sol yönlü doğrultu atımlı büyük bir fay sistemi (bkz. Bölüm 4).
Gerçek zamanlı kayıp/can kaybı tahmini: Bir deprem sonrası ilk saatlerde, büyüklük/nüfus/yapı stoku verilerini birleştirerek olası can kaybı ve hasarı kabaca kestiren yöntemler; afet müdahalesinde önceliklendirmeye yardımcı olur (bkz. Bölüm 5).
Yapı denetim sistemi: Bir binanın tasarım ve inşaat aşamalarının, yürürlükteki yönetmeliğe (ör. TBDY-2018) uygunluğunun bağımsız kuruluşlarca sahada kontrol edilmesi süreci (bkz. Bölüm 3).
Zemin-Yapı Etkileşimi (Soil-Structure Interaction, SSI): Bina ile altındaki zeminin depremde birbirinden bağımsız iki obje değil, tek bir dinamik sistem olarak davranması — zemin binanın nasıl sallanacağını belirlerken, binanın kütlesi ve temel tipi de zeminin o noktadaki hareketini geri besleyerek değiştirir. "Hangi bina, hangi zeminde" sorusunun mühendislikteki karşılığı budur (bkz. Bölüm 2).
Coulomb gerilim transferi: Bir depremin, kırdığı fay segmentindeki gerilimi tamamen "boşaltmayıp" komşu fay segmentlerine aktarması; pozitif transfer o segmentlerde sonraki büyük depreme kalan süreyi kısaltabilir (bkz. Bölüm 1).
Süper-döngü (supercycle): Bir fay zonunda büyük deprem olasılığının, "son büyük depremden bu yana geçen süre" gibi basit bir saate göre değil, sistemde biriken toplam gerinime göre belirlendiği, kırılmaların onlarca-yüzlerce yıllık ölçekte kümelenip göç ettiği karmaşık tekrarlanma örüntüsü (bkz. Bölüm 1).
Taban izolasyonu / hava yastıklı sistem: Binayı depremde zeminin hareketinden kısmen veya tamamen ayırmayı hedefleyen mühendislik çözümleri; geleneksel yöntemler kauçuk yastık/kayıcı sistemler kullanırken, Japonya'daki hava yastıklı sistemler binayı deprem anında birkaç santim havalandırıp zeminden fiilen koparır (bkz. Bölüm 2).
Burkulması önlenmiş çelik çapraz (buckling-restrained brace, BRB) / yapısal sigorta: Taban izolasyonunun tersi bir felsefeyle çalışan sismik koruma yöntemi — bina sarsıntıyı yaşar, ama özel tasarlanmış bir çelik eleman kontrollü biçimde akıp/deforme olarak enerjiyi yutar ve ana taşıyıcı sistemi korur; arabalardaki çökebilir direksiyon kolonuyla aynı "feda edilebilir parça" mantığı (bkz. Bölüm 2).
- Özmen, A., İnce, O., Taş, Ö. F., Atar, M., Ozbulut, O. E., & Sayın, E. (2025). Seismic performance assessment of structures in Malatya Province after 6 February 2023 Turkey earthquake sequences. Natural Hazards, 121(5), 5293–5326. doi.org/10.1007/s11069-024-07017-x
- Tan, M., Atmaca, N., & Atmaca, K. (2026). Influence of subsurface conditions on the seismic behavior of structurally identical buildings: a case study from the 2023 Kahramanmaraş earthquakes. Engineering Failure Analysis, 188, 110629. doi.org/10.1016/j.engfailanal.2026.110629
- Barbot, S., Luo, H., Wang, T., Hamiel, Y., Piatibratova, O., Javed, M. T., Braitenberg, C., & Gurbuz, G. (2023). Slip distribution of the February 6, 2023 Mw 7.8 and Mw 7.6, Kahramanmaraş, Turkey earthquake sequence in the East Anatolian Fault Zone. Seismica, 2(3). doi.org/10.26443/seismica.v2i3.502
- Wyss, M., & Nas, M. (2026). Fatal earthquakes in Türkiye and real-time casualty estimates after the 2011 M7.1 Van earthquake. Natural Hazards, 122(6), Article 271. doi.org/10.1007/s11069-026-07999-w
- Bossu, R., Roussel, F., Fallou, L., Landès, M., Steed, R., Mazet-Roux, G., Dupont, A., Frobert, L., & Petersen, L. (2018). LastQuake: From rapid information to global seismic risk reduction. International Journal of Disaster Risk Reduction, 28, 32–42. doi.org/10.1016/j.ijdrr.2018.02.024
- AFAD — Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı. (2018). Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018). T.C. İçişleri Bakanlığı.
- Kramer, S. L. (1996). Geotechnical Earthquake Engineering. Prentice Hall.
- Altindal, A., & Askan, A. (2024). Traditional seismic hazard analyses underestimate hazard levels when compared to observations from the 2023 Kahramanmaras earthquakes. Communications Earth & Environment, 5(1), Article 14. doi.org/10.1038/s43247-023-01148-y
- Kaya, S. M., Yüzügüllü, Ö., Erdik, M., & Aydınoğlu, N. (2002). Earthquake performance of Süleymaniye Mosque. 12th European Conference on Earthquake Engineering, London, Paper No. 851.
- Terzaghi, K. (1925). Erdbaumechanik auf bodenphysikalischer Grundlage. Deuticke (konsolidasyon teorisinin ilk formülasyonu).
- Boulanger, R. W., & Idriss, I. M. (2006). Liquefaction susceptibility criteria for silts and clays. Journal of Geotechnical and Geoenvironmental Engineering, 132(11), 1413–1426.
- Sørensen, M. B., Oprsal, I., Bonnefoy-Claudet, S., Atakan, K., Mai, P. M., Pulido, N., & Yalçıner, Ç. (2006). Local site effects in Ataköy, Istanbul, Turkey, due to a future large earthquake in the Marmara Sea. Geophysical Journal International, 167(3), 1413–1424. doi.org/10.1111/j.1365-246x.2006.03204.x
- Stręk, A. M., Lasowicz, N., Kwiecień, A., Zając, B., & Jankowski, R. (2021). Highly dissipative materials for damage protection against earthquake-induced structural pounding. Materials, 14(12), 3231. doi.org/10.3390/ma14123231
Not: İlk beş kaynak kullanıcının kişisel Zotero kütüphanesinde bulundu (Referans-Kitaplar/zotero_arastir.py ile, 2026-09-02) ve Crossref API üzerinden yazar sırası/cilt/sayı/sayfa bilgisi doğrulandı. Orijinal 2023 yazısındaki iki kaynak (Smith & Jones 2021; Brown ve ark. 2020) WebSearch ile doğrulanamadığı için bu sürümde tamamen çıkarıldı.
- Beyond the Fault: Earthquake Risk, Ground Conditions and Building Safety — zemin koşulları ve bina güvenliği arasındaki ilişki üzerine.
- TRT Radyo 1 — Deprem Güvenliği Zeminle Başlar — zemin, bina ve ikisinin depremde birlikte nasıl davrandığı üzerine.
- Earthquake Risk in Türkiye: 2023 Interview Revisited in 2026 — 2023 tarihli bir röportajın 2026 güncel bilimsel bilgiyle yeniden değerlendirilmesi; bu yazıyla aynı yöntemi izliyor.
- Deprem Bilinci ve Risk Azaltma — zemin analizi, risk haritalama ve yedi adımlı hazırlık çerçevesi.
- 27 Years After the 1999 Earthquake — 17 Ağustos 1999 İzmit depreminin yıl dönümünde Marmara'nın deprem riski ve hazırlığı üzerine.


Comments
Post a Comment